şükela:  tümü | bugün
  • bu entry’mde psikolojik kuramlar üzerinden cevabını arayacağım sorudur.

    (not: aslında bu akşamı, ingmar bergman’dan “yaban çilekleri”ni izleyerek geçirmeyi planlamıştım. ancak bunun gibi (bkz: kızların bilime değil tüketime paraya ilgi duyması) bazı entry’ler dikkatimi çekti, ben de “kızların” gayet de bilime ilgi duyduğunu kanıtlamak amacıyla bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. bu arada belirtmeliyim ki son bir ayda yalnızca yiyecek-içecek, sigara ve kitaplara para harcadım.)

    (not2: ingilizce kaynaklardan araştırma yaptığım için ve böylesi kolayıma geldiği için bazı terimleri türkçe’ye çevirmemeyi tercih ediyorum. umarım bu sebepten linç edilmem.)

    başlıyorum:

    bu soruyu cevaplayabilmemiz için bilmemiz gereken ilk kavram, altruism (sanırım türkçe’ye alturizm olarak geçmiş bulunmakta). altruism, kişinin kendi çıkarları için bilinçli bir fayda sağlama amacı gütmeksizin başkalarının iyilik halini yükseltme motivasyonudur. yani bencilliğin tam zıttıdır. altruistic kişiler karşılığında hiçbir yarar gözetmeksizin ilgili ve yardımseverdirler.

    bununla ilgili bir hikayeyi sizinle paylaşabilirim, belki wettel’in good samaritan tablosunu duymuşsunuzdur. işte oradaki good samaritan, hz. isa’nın anlattığı bir kıssada geçer. yolculuktaki bir adam hırsızların eline düşer, onu soyarlar ve öldüresiye dövüp kaçarlar; adam baygın halde yere yere yığılır. oradan geçen bir papaz onu görür, ve yolun karşısına geçer. aynı şekilde bir yahudi de onu görür, ve karşıya geçerek yoluna devam eder. ancak, yoldaki merhametli biri (samaritan) adama acır ve onun yanına gelir. onun yaralarını yağ ve şarapla temizleyip bandajlar. onu kendi hayvanına bindirir ve bir hana götürerek ona bakar. ertesi gün ayrılması gerektiği için hancıya 2 dinar verir ve yaralı adama bakmasını, geldiğinde daha fazla masraf yapmış olursa onları da ödeyeceğini söyler. ve böylece artık o good samaritan olarak anılır.

    o halde, sorumuza dönelim: neden yardım ederiz?

    psikolojide bu fenomeni açıklayan birkaç teori vardır. bunlardan ilki social exchange theory’dir. bu teoriye göre, insanlar ilişkilerinde kazançlarını maksimize edip maliyeti (zaman, enerji, para...) ise minimuma indirmeyi amaçlar. social exchange theory’e göre insanlar bunu bilinçli olarak yapmak zorunda değildirler, sadece bu değerlendirmeler davranışlarımızı belirlemektedir. buna sosyal ekonomi denir, yani insanlar yalnızca materyalleri ve parayı değiş-tokuş yapmazlar, insanlar sosyal olguları da (sevgi, hizmet, bilgi, statü gibi) değiş-tokuş yaparlar.

    peki social exchange theory’de bahsedilen ödüller/kazançlar nelerdir? bunlar, içsel ve dışsal olabilirler. iyilik yaptığımızda arkadaşça bir tutum ve minnettarlık bekliyorsak, ya da başkasının iyiliği o an bizim de işimize geliyorsa, ödül dışsaldır. iyilik yapmak bize bir haz veriyor ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyorsa, ödül içseldir. mesela, kan bağışı yapan ve bundan hiçbir çıkarı olmayan insan, hayatında asla görmeyeceği yabancılara bir iyilik yapmaktadır. karşılığında ise beklediği tek şey “kendini iyi hissetmek”tir.

    yani, iyilik yapmak kişinin kendi öz-değerini artırır. buna da iyilik-yap/iyi-hisset etkisi denir. örnek vermek gerekirse, para bağışı yapmak kişinin beynindeki ödül mekanizmasını çalıştırır. yapılan deneylerde ortaya çıkmıştır ki, onlara verilen parayı başkalarına harcaması söylenen kişiler, parayı kendine harcaması söylenen kişilerden daha mutlu olmuşlardır. kısaca, “vermek mutluluğu artırır.”

    (ancak, ödül teorisinin karşısında duran bir olgu vardır, ki onun doğruluğu kabul ediliğinde altruism fikri tehlikeye atılır. bu olgu da egoism’dir. egoism her davranışın altında bulunduğu varsayılan bir motivasyondur, ve kişinin kendi refahını artırma güdüsüyle yaşadığını öne sürer.)

    içsel ödül motivasyonunu biraz daha yakından incelediğimizde, suçluluk duygusu önemli bir kavram olarak ortaya çıkar. bizim azaltmak için uğraştığımız tek duygu sıkıntıdır(distress). suçluluk duygusu acı verir ve biz onu hafifletmek isteriz. bunun birçok yöntemi vardır (inkar, itiraf vs). antik israil’de ise insanlar suçluluk duygularını günah keçisi olarak belirlenen hayvanlara yükler ve onları vahşi doğaya salarlarmış, böylelikle hayvan günahları taşıyarak gidermiş, insanlar da rahatlarmış.

    yani insanlar suçluluk duygusundan arınıp kendilerini daha iyi hissedebilmek için birçok telafi yöntemi bulabilirler -ki kendi benlik algıları fazla zarar görmesin.

    buradaki telafi amaçlı kötü-hisset/iyilik-yap senaryosuna ters düşen duygu, kızgınlıktır. öfkeli insanlar merhametli olamazlar. iyilik yapmaya engel diğer bir duygu ise, bir yakınını kaybetme acısıdır. yastaki veya depresyondaki kişiler kendi duygularıyla meşgul olduklarından iyilik yapma motivasyonları azalır.

    bir de iyi-hisset/iyilik-yap durumu vardır. mesela yeni aşık olan mutlu bir insan, ondan hiç beklemeyeceğiniz iyilikler yapabilir, hiç sevmediği bir iş arkadaşına yardımcı olmak gibi. bunun nedeni, pozitif bir modun pozitif düşüncelere, dolayısıyla da pozitif davranışlara dönüşmesi olarak gösterilebilir.

    iyilik yapmamızın bir sebebi de sosyal normlardır. çünkü, sosyal kurallar bize “başkalarına yardım etmek” zorunda olduğumuzu söyler. peki bu kural neden vardır? hemen açıklayayım: birinci sebep “karşılıklılık normu”dur: bu da şu demektir, insanlar onlara iyilik yapan insanlara yardım eder ve onlara zarar vermez. yani, iyilik yapmak birnevi karşımızdaki kişiye yaptığımız bir yatırımdır. bu da bizi “sosyal sermaye” terimine götürür, sosyal sermaye insanların ortaklaşa yardımlaşma ve işbirliği yaparak oluşturduğu bir olgudur. bu da karşılıklılık ilkesine dayanır. örnek vermek gerekirse, komşuların birbirlerinin evine göz kulak olması sosyal sermayenin vücut bulmuş halidir.

    karşılıklılık normu bize almayı ve vermeyi dengelememiz gerektiğini gösterir. ancak iş başındaki tek norm o olsaydı, başlangıçta hikayesini anlattığım samaritan, “good samaritan”a dönüşmezdi. başkalarına muhtaç olan (çocuklar ya da hastalar gibi) ve karşılık verecek durumda bulunmayan kişilerde ise, bizi başka bir norm motive eder. bu da sosyal sorumluluk normudur. onlar için bir sorumluluk hissetmemiz gerektiğinden dolayı ihtiyacı olan kişilere yardım ederiz. bu kollektivist doğu toplumlarında daha sık görülse de, batı’da da gayet yaygındır. ancak batı’da yardım edecek kişiler ihtiyacın nedenine bakarlar. eğer kişi kendi tercihleri, sorumsuzluğu ve tembelliği nedeniyle zor durumdaysa, onu yardıma değer bulmazlar. ama eğer ortada bir doğal afet varsa, zarara uğrayan kişiler o zaman merhameti hak ederler. bu tamamen kişiye sempati beslemekle alakalıdır. eğer kişinin zor durumda olmasının nedeni kendisiyse, sempati beslemeyiz, ama dış etmenler yüzünden yardıma muhtaçsa, sempati besleriz.

    peki kadınlara neden daha çok yardım edilir? mesela, otostop çeken kadınlar için daha çok araç durmaktadır. bunun sebebi de erkeklerde uyandırdıkları “çiftleşme motivasyonu”dur.

    yazımı sonlandırmadan önce, kısaca evrimsel psikolojinin “insan neden yardım eder?” sorusuna bakışından da bahsetmek istiyorum.

    bunlardan ilki “kin selection”dur. yani, evrim -ortak genlerin korunması adına- kişilerin yakın akrabalarına altruism ile yaklaşmalarını öngörür. bu demektir ki, eğer benim genlerimi taşıyorsanız size yardım edeceğim. ancak iş burada bitmez, çünkü bir grup olarak ayakta kalmak istiyorsak, başkalarına da yardım etmeliyiz, onlar başkalarına yardım etmeli ve bu yardım dönüp dolaşıp bizi bulmalı. böylelikle, içinde bulunduğumuz grup hayatta kalır ve biz varlığımızı sürdürürüz. yalnız ilginçtir ki, kendini feda eden genler değil, kendini ön plana koyan bencil genler daha çok hayatta kalmaktadır. bu nedenle bencillik doğamızda vardır ve yardımlaşmayı toplumun öğretmesi gerekir. (gerçi, evrimsel psikologların bu tezini çürüten bir araştırma okumuştum, fakat ona da değinirsem uzayıp gider diye atlıyorum.)

    son olarak, bahsetmem gereken çok önemli bir kelime var: empati. belki de neden yardım ederiz sorusunun en önemli cevabı burada yatıyor. başkasının sıkıntısını gördüğümüzde, empati yaparız, yani kendimizi onun yerine koyarız, vicdanımız sızlar ve yardım ederiz. çok empati yapan biri olduğumuzu düşünmesek bile, ayna nöronları o sıkıntıyı bizim de hissetmemizi sağlar, ve sırf kendimizi o histen kurtarmak için yine yardım ederiz.

    not: son kısmı kısa kestiğim için kusuruma bakmayın, nitekim yoruldum ve biraz kendime vakit ayırmak istiyorum :=) herkesin sevgi dolu bir şekilde yardımlaştığı bir dünya dileğiyle!