şükela:  tümü | bugün soru sor
  • issiz adaya ya da british columbia'ya kacma istegi doguran ruh hali.
  • insanlardan bıkmak
  • insanların da size tahammül edemeyeceği hale gelmektir..
    önce herşey sizin istediğiniz gibi olur..sessizlik istersiniz, yalnızlık istersiniz,kimse aramasın,kimseyi aramak zorunda olmıyım istersiniz..
    başa gelen her zamanki gibi isteklerimizin sonucuna katlanmaktır...öyle ya da böyle..
    birileri vardır çünkü, zayıflıklarımızın çarpıştığı, birbirinizi aldatabileceğiniz, kısa süreli de olsa mutlu olmak için sığınabileceğiniz..
    mesela zırvalarsınız benim gibi..buraya bişiler yazıp durursunuz...cevap veren yok,tanıyan yok..
    sonra ümitlenirsiniz, biri yazdığınızı beğenmiştir..dayanamayıp mesaj fln atar..
    gülümser ve konuşmaya başlarsınız..şartsız bir tahammül süreci başlar.. geçicektir..
    lanet olsun ki seversiniz bazen.. gözlerinizi kapatırsınız,sesi gelir kulağınıza.. bi insana ait olmasa bile tahammül sınırınızı genişleticektir..şans vermek istersiniz, en azından kendinizin bunu hakettiğini düşünerek...
    neyse..
    (bkz: ne seninle ne de sensiz)
  • yasadigi ulkeye ozgu hadiselere dayanamamak bunun nedenleri arasında yer alır.
    (bkz: yeni baslayanlar icin turkiye)
  • vtr'nin uzerinde, kasetlerin basa sarilip sarilip izlenmesinden dolayi bozulan kafasi gibi; bir sure sonra ayni/benzer/siradan/tipik seylerden overdose* olmak. her seyin fazlasi zarar. bir seyi cok yersen ya tadini almamaya baslarsin, ya alerji yapar! [size afiyet olsun]
  • tahammül dayanmaya, sabretmeyle eş değer. sabır kişiye has, ancak sabrın sonu selamet denilecek kadar ermiş olamayan dervişler muratlarına ermişcilik oynayamayabiliyorlar. nedir varılmak istenen nokta, hedefler var mıdır, tut ki var ulaşılınca tatmin eder mi bizleri bilinmez. ancak sakin, huzurlu bir yaşam elbette herkesin istemi.

    evet herkesin bir kırılma, kopma, yok etme noktası var. bazen aniden alevlenerek ortaya çıkan, bazen sessiz sedasız tinsel yolculuklarda yitip giden, ifade edilmeyen. kimisi iletişime dayanamaz, kendi dünyasında pembe hayallerinde barış, sevgi içinde yaşamak ister, kimisi iletişimsizliğe dayanamaz, dakika başı sağa sola telefon eder, plan program yapar, adeta kendisiyle kalmamak için elinden geleni ardına koymaz. başlıktan da anlaşılacağı üzere bizim hedef kitlemiz ilk kimisi.

    varolan ve gittikçe ortaya çıkan durum şudur ki insanlar artık diğer insanlara katlanamaz hale gelmektedirler. annelerimizin zamanındaki gibi değiliz artık. daha bir “ben” olma, daha “benimle” kalma eğilimindeyiz. ses olmasın etrafta, çınlamasın sesler, rahatsız etmesin beni kimse. minimum düzeyde, hayatı idare ettirecek kadar sözcükle yaşayıp gidelim.

    marketten alışveriş mi yapacağız, söze ne gerek. uzatalım kredi kartını oradan çeksinler, yoğurt reyonunu arayacaksak, minimum kelimelerle olsun, görevliyi bulup “yoğurt?” diyelim, o da bize parmağıyla bir yön göstersin, teşekkür edip kelimelerimizi boşa harcamayalım.

    aşık olalım ama sınırlarımız olsun, herkes birbirine saygılı olsun, öyle zırt pırt aramasın, uzunca seni seviyorum diyeceğine ss desin, hatta onu da demesin, yazsın bir yere ara ara oradan göstersin. hani uzun demesini istersek biz ona bir feridun düzağaç şarkısı çalarız, o oradan anlasın... yataklar bile ayrı olsun, bakın nasıl da güzel yurtdışında, sağa döndü sola döndü derdi olmasın.

    kendi sınırlarımızı kendimiz çizelim, istediğimiz an istediğimizi yaşayalım ama karışan olmasın, neden evlenmedin, neden doğurmadın, bence biraz para biriktirmelisin, bence biraz kilo vermelisin, bence biraz daha sabırlı olmalısın, biraz daha, biraz daha ve biraz daha.... belki de bu biraz dahalar yumuşatmak içindir cümleleri ama yine de insanların varolan kişilik özelliklerine dokunur ya da özgürlüklerini sınırlandırır.

    biz tahammül etmeyelim kimselere, kimseler de bizlere. modern yaşam bu diyelim sonra da. ve hoşgelsin martin eden vak’aları.
  • bu tahammülsüzlük süreci çevredeki herkese "senden gelecek hayır allahdan gelsin" dedirtecek kadar uzatılırsa, yalnızlığa tahammül edemeyecek hale gelmekle sonuçlanabilir.
    (bkz: kendi burnunu sürtmek)
  • üç tarafı denizlerle çevrili sevgili ülkemizde 15 yaşını geçmiş her aklı başında gencin eninde sonunda, farklı dozlarda içine düşeceği haldir. herkesin bir şey öğrenmek için pek de çaba sarf etmediği ancak aksi gibi müdahele ve fikir beyanında son derece cüretkar olduğu ilginç toplumumuzda yetişen aklı başında gencin nihayetinde aklı başına sığmaz olacaktır. üniversitede iyi notlar alabilmek için iyi bir öğrenci olmasının ötesinde hocalarıyla arasını iyi tutması gerekecek, işe alınmak için ne kadar kalifiye olursa olsun tanıdık bulması gerekecek, çalışırken de alakasız insanlara yaptığı iş hakkında açıklamak yapmak zorunda kalacak üstelik ne kadar iyi iş çıkarırsa çıkarsın adamdan sayılmak için üstleriyle arasını sıkı fıkı tutmak zorunda kalacaktır. bu da bünyesi genç birinin dahi kolayca dayanamayacağı bir tempodur kuşkusuz. devam edebilmek için lobotomi yaptırmak yahut ülke değiştirmek gerekebilir. türkiye'de erken yaşlanmanın, diğer bir deyişle 40 yaşındaki bir beşerin 'yaşlı' kategorisine alınmasının nedenlerinden biri de tam burada yatar.
  • kayıtsız kalabilme başarısını daha fazla gösterememe durumunda ortaya çıkabilecek bir ruh halidir. sonuçta, insanlara tahammül edebilme hali,bizim hoşgörü sınırlarımızın genişliğinden çok,insanlara ve onların söylediklerine ne denli kayıtsız kalabildiğimize bakar. sizi gerçekte rahatsız eden kimi davranışlara,örneğin annenizin sözlerine,babanızın ikazlarına,arkadaşlarınızın yorumlarına ya da herhangi başka birinin herhangi bir eylemine tahammül etmemizin ardındaki neden,bu kişilerin söylediklerine hoşgörüyle yaklaşmamız ama yine de kendi bildiğimizi okumamız değil, kendi bildiğimizi okumak için bu kişilerin söylediklerine kulaklarımızı tıkamaktır.halbuki böylesi bir kayıtsızlık hali,aslında biraz da zorlamadır; zira kendimizi rahat biri olarak görmek isteriz çoğunlukla,ufak meseleleri sorun yapmadığımız mesajını veririz çevremizdekilere.fakat her zorlama şey gibi bu zorlama kayıtsızlık da patlar bir yerde,aslında insanların söylediklerini/yaptıklarını ne çok önemsediğimizi,kendi bildiğimizi okurken dahi aklımızın bir köşesinde hep onların bulunduğunu itiraf ederiz sessizce. ve nefretle dolarız birden. bu, kendimize duyduğumuz nefrettir. öyle olmadığını bildiğimiz halde öyleymiş gibi davrandığımızı görmüş olmanın riyakarlığı yaralar içimizi. ama yine de kendimize duyduğumuz nefrete bir yerde son vermek gerekir;çünkü kendi gözümüzde kendimizi değersizleştirip güçsüzleştirmeye dayanacak gücümüz yoktur.ve nefretimizi,o "diğerleri"ne yansıtır;öfkemizi onlara daha fazla tahammül edemeyeceğimizi söyleyerek somutlaştırırız.