şükela:  tümü | bugün soru sor
  • milgram deneyleriyle desteklenen bir olgudur.
    ikinci dünya savaşındaki yahudi soykırımından sonra, toplama kamplarında çalışanların yargılandığı nürnberg duruşmasındaki sanıkların, kendilerini savunmak için verdikleri ortak cevap 'biz sadece verilen emirleri uyguladık'mış. bu abimizde böyle bir durum söz konusu olabilir mi, yani iyi insanlar sadece emir altında oldukları olduğu için kötü eylemler yapabilir mi diye merak etmiş ve bir takım deneyler yapmıştır.
    deney şöyle: denekler 'bellek ve öğrenme sürecine cezanın etkisi' konulu bir deneye katılacaklarını düşünürler. testte anahtar rol oynayan üç karakter vardır; testi yürüten araştırmacı, kelime çiftlerini öğrenmesi gereken ve elektrik şokuna maruz kalan öğrenci denek ve kelime eşleştirme sorularını yanlış yanıtladığında öğrenciye elektrik şoku uygulayan öğretmen denek.
    çalışmada araştırmacı öğretmene, her yanlış yanıtta elektrik şokunun şiddetini arttırmasını söylüyor ve şok şiddeti 15 volttan başlayıp 450 volta kadar çıkıyor. neyse efendim deneyi yapmaya başlıyorlar ve öğrenciye elektrik şokları veriliyor. volt yükseldikçe tepkisi artıyor tabi. 'çıkarın beni buradan, bana yardım edin' feryatlarını duyan öğretmen, bir süre duraksıyor 'napıyorum lan ben' diyor ama araştırmacının 'deneyi sürdürmeniz gerek' yanıtını duyunca el mahkum devam ediyor. en kötüsü de öğrencinin sesi kesiliyor ve araştırmacı öğrencinin sessiz kalmasının da yanlış bir yanıt sayıldığını ve öğretmene durmaması gerektiğini söylüyor. öğretmen devam ediyor ve en yüksek volta ulaşılınca deney sona eriyor.
    deneyde aslında araştırmacı ve öğrenci oyuncudur. deneyin sonunda öğrencinin sağ olup olmadığını bilmeyen öğretmenin öğrenciye şok vermeye devam etmesi işin tuhaf kısmıdır aslında. kontrol panelinde yüksek voltajın bir insanı öldürme gücü olduğu yazmasına rağmen katılımcıların yüzde 65i 450 volta kadar çıkmış.
    olay şu aslından, hepimiz otoriteye boyun eğerek kötü olabiliriz. otoritenin elindeki güç ne kadarsa, istediklerini diğer insanları kullanarak, o kadar kolay yaptırabilir. bu deneyler de bunu açıkça ortaya koymuştur.
  • iki aylık avm personelliği dönemimde iyice öğrendiğim, çok yakından tecrübe ettiğim elim gerçek. buna rağmen belirtmeliyim ki, başlık, insanların bazılarının çok kötü olması, olabilirdi.

    üstüne üstlük ben bir kitapçıda(kitap-oyuncak-kırtasiye vs.) çalışıyordum, ki bu gibi yerlere gelen insanların biraz daha kibar, anlayışlı olması beklenir hâliyle. giyim, restoran gibi yerlere giden müşteri profillerini düşünemiyorum bile.

    efendim, şimdi hangi örnekten başlayayım, bilemiyorum. öncelikle parasıyla her şeyi ve herkesi satın alabileceğini düşünen ayılardan başlayabiliriz. bilhassa orospu çocuğu araplar böyle. adam bir şey alıyor, aldığı şeyi elime veriyor, sanki ben onun uşağıymışım gibi, birkaç defasında ellerine geri verdim, mal mal baktılar, siklemeden yerime geri döndüm, bunlardan tiksindim avm'de çalıştığım dönemde. bu yazdıklarımdan sonra araplardan nefret ettiğim düşünülebilir fakat arkadaşlar, gerçekten medeniyetten zerre anlamıyorlar. buna ek olarak, gelen birkaç hindistan ayısı da benzer hareketi yaptı, ellerine verdim, bir tanesi kaşlarını çatarak "niye bana veriyorsun, kasaya götür!" minvalinde bir şey söyledi, ganj'da boğasım geldi de yapamadım işte ühü ühü. hani bir insanın elinde poşet olur, kucağında çocuk olur anlarım da, orada çalışan birini köle gibi peşinde sürüklemek de ne... şahsen asla yapabileceğim bir şey değil. valla bu süre zarfında bunu yapan türk sayısı sanırım iki idi, hintlileri ve arapları gördükçe türklerin aslında o kadar da medeniyetsiz olmadığını düşünmeye başlıyor insan; daha doğru bir ifadeyle kötünün kötüsü daima var. ek olarak, zaten elleri dolu olan birine ben canı gönülden yardım ettim hep, öküz değilim, yaparım.

    tabii ki kadınlar. eskiden kadınlara dair en ufak bir ön yargım yokken, iki ay avm'de çalışınca kadınlardan iyice tırsmaya ve onlardan uzak durmaya başladım. bilhassa çocuklu genç anneler, çok korkunç olabiliyorlar. örneğin biriyle ilgilendiğinizi gördüğü hâlde, sanki prensesmişçesine ona koşmanız gerektiğini düşünebiliyorlar, bunu yapmadığınızda da söylenerek dükkânı terk ediyorlar, bu sırada ağza alınmayacak şeyler de sarf edebiliyorlar. tabii ki hepsi değil ama var böyle, çocuklarına ilgi bekler bir de bunlar, ne komik.

    bu işin yaşı yok tabii. bir keresinde 45-50 yaşındaki bir kadın, üniversite sınavına girecek olan kızına test kitabı bakarken, sessizce "hangi yayın daha iyi acaba?" dedi, tam yanıt veriyordum ki, kendi kendine "sen de bilmezsin gerçi burada çalıştığına göre" diyerek beni orada pasifize etti; ona göre orada çalışıyorsam test kitaplarını bilmiyorumdur; başarısız ibnenin puştun önde gideniyimdir tabii, her neyse, test kitaplarıyla aram iyidir aslında.

    saygısız ergenler. sayıları o kadar fazla ki... özellikle toplu hâlde dolaşırken, yaşı ufak kardeşlerimiz saygısızlıklarını son raddede sergileyebiliyorlar, tek iken o kadar etkili olamıyorlar, bu da böyle bir gözlemim. aldığı kitapları yerlere atan mı dersiniz, ağzındaki sakızı kitaba yapıştıran mı dersiniz, elindeki suyu sağa sola döken mi dersiniz, yediği yarım sandviçi kitap reyonuna bırakan mı dersiniz... bizim zamanımızda da böyle miydi, bilemiyorum. sanki yeni nesil birtakım saygı kurallarından bihabermiş gibi geliyor bana.

    aslında bahsettiğim şeyler bir yere dayanıyor; insanların bazıları, yine insanlar tarafından yaratılan statü mevzusunun ilüzyonu sayesinde, kendilerini daha yukarıda görerek ve sonucunda alttakileri ezerek, aslında içlerinin pisliklerini ortaya döküyorlar. ama dediğim gibi bazıları böyle. yoksa çalıştığım süre zarfında bir sürü enfes insan gördüm. bir sürü kibar kadın, bir sürü efendi erkek... ama bazıları ise tam anlamıyla pislik be rıza baba.
  • (bkz: thomas hobbes)

    adam zamanında demiş "insan insanın kurdudur (homo homini lupus)" diye. ne yazık ki haklı çıkmadığı bir gün bile yok.
  • bu konu ile ilgili fyodor mihailoviç dostoyevski, ezilenler romanında çok güzel bir ifade kullanılır;

    " dünyada bütün insanlar kötü değil elbette iyi insanlar da var. fakat işin üzücü yanı, ne yazık ki her zaman iyi insanlarla karşılaşamıyoruz"
  • bir türlü alışamadığım durum.

    ben insanın özünde hep iyi olduğunu düşündüm, düşünürüm. ne kadar birçok kişi bu düşüncemi yanıltsa da bunun anlık olduğunu, daha sonra kendi özüne döndüğünü düşünürdüm. biri canını sıkmış ya da iyi bir gününde değil derdim. yanılmışım. her defasında yanılmışım üstelik. hiç ders çıkarmadan hala aynı düşüncemi korumuşum.

    koskoca evrende minicik bir dünya kurmuşuz, tesadüf eseri yaşıyoruz. nedir yani tüm bu acımasızlık. kimiz lan biz?
  • ali ismail korkmaz'ın katledilişinin 7. gününde bir kez daha* hatırlamak zorunda kaldığım durum.

    haber.sol.org.tr
  • üzücü gerçek.
    polyanna olmaktan değil de insanların cidden kötü olduklarını kabul etmem 26 yaşımı buldu ya ona şaşırıyorum. sevmek zorunda olduğun insanlar oluyor bu hayatta onların kötü olduğunu kabul etmek güç geliyor işte. sevmek zorunda mısın gerçi? ya da kötüdür diye bir insan sevilmez mi? sevilmemeli mi? onun cevabı da tartışmalı. insanlar kötüdür der geçersin ama bazen geçemiyorsun kötü olmalarını kabul etmek istemeyecek kadar yakın olunca özellikle.
  • platonun devlet isimli kitabında verilen örnekten sonra desteklediğim gerçek.
  • aslında kötü insan yok. kendiyle yüzleşmekten korkan insanlar var. tanıdığım en kötülerde bile düşüş, yapılan bir hata bir günah sonrası psikolojinin tamamen kendini meşrulaştırmaya yönelik çalışmasından dolayı . işte insanı her gün daha kötü yapan bu. bir insanın iyi denilen tarafa doğru ivme kazanması kendisinin işlediği suçu yaptığı manipülasyonu anında yargılamasıdır içinde. o kadar çok suç işleniyor ki...

    ben kendime yargılayıcı gözlerle baktığımda en masum olduğum yerlerde bile ne kadar çok suç işlediğimi görüyorum. insan en büyük yalanı kendine söylüyor. bir daire kuruyor ve o daire ona iyiymiş gibi olma imkanı tanıyor. hümanizm, politizm, sosyalizm vs.. gibi herşey aslında bizim dairemizin dışından bizim gördüğümüz şekilde görünmüyor.

    hiç kimse diğerinden daha iyi değil oysa. artık kimin kötü olduğunu gerçekleştirdiği cürüm karşısındaki kendine olan tavrıyla anlıyorum.

    apaçık üstlenilmiş bir kötülük ikiyüzlü iyilik hallerinden daha iyidir! insan kendine yalan söylediği sürece kötü olacak. bunun başka kıstası yok.

    ben elimde olsa bütün bankaları bugün soyarım. arkama da bakmam. çünkü bilirim kötüyü. çünkü kötüyüm. nefretle doluyum. intikam hissiyle çok şey yapabilir olduğumu bilirim. acaba derim... acaba güzel gitmemiş şeylerin hesabını mı sormaya çalışıyorum derim kendime. yine de hala kötüyüm. siz kendinizden beraat edebiliyorsanız muhtemelen bulunduğunuz yerdeki en kötü kişisiniz!
  • ilk homo sapiens yaklaşık 200 bin yıl önce ortaya çıktı.

    ilk tarım faaliyetleri 12 bin yıl önce başladı. yaygınlaşması ise çok çok sonra oldu.

    bu aradaki 188 bin yıl boyunca insanlar avcı ve toplayıcı olarak yaşadı.

    o nedenle evrimsel gelişimleri avcılık ve toplayıcılık üzerine oldu. başarılı avcılar ve toplayıcılar hayatta kaldı.

    avcılık ve toplayıcılık davranışlarını günümüzde kötülük olarak değerlendiriyoruz. çünkü bu davranışlar tarım toplumlarının ve medeniyetlerin düzenini bozuyor. ama 188 bin yıldır genlerimize işleyen içgüdüsel davranışlar bunlar.

    bunların öyle bir kaç yüzyılda kaybolması kesinlikle mümkün değil.