şükela:  tümü | bugün
  • bir gerçek. insanlık öteden beri sıkıntıdan patlamıştır dünyada. yemek yemek, uyumak ve bağırsaklarındakileri boşaltmak dışında yapılan her eylem bu sıkıntıyı unutmak içindir; üremek dahil.
    hayatın gerçekliği o denli sert bir tokattır ki insan için, olguları farklı bir ifadeyle yorumlamaya derin bir arzu duyulmuştur.
    bu noktada insanlar “o halde neden toplumu yönlendirmek için sanatı kullanıyoruz” sorusunu sorabilirler. nitekim cevap yine değişmez.
    evet, bazen itiraf dahi etmeye utansa da insan, her eylemi sıkıldığı, zamanın akmasını arzuladığı için yapmaktadır.

    “bense en üstün yaratık olduğumu kanıtlamak için kendime, hiçbir şey yapmadan bekliyorum”

    diyen adamın, dünyadan haberi yok! birazcık hedonist olmadaydı insan, sıkıntısından dolayı arzulamasaydı mutluluğu, ne tür bir sebebi kalırdı; önlemek için intiharını?
  • sıkılmak soylu bir çabadır. günlük hayatta, çalışmaktan arta kalan zaman dilimini, çalışmanın erdemleri doldurur. usturuplu bir çalışmanın ardından insanın üzerine çöken o tatlı yorgunluktan bahsedilir. emek hakkında esaslı nutuklar atılır ve emekçinin sırtı sıvazlanır. ancak şu açıktır ki, arta kalan zaman, evrimsel kronolojide homo sapiensin kafatası hacmine, arta kalan varlıklardan daha olumlu bir etkide bulunur. arta kalan zamanda avcılık pratikleri ve avcılık zanaati, yeni bir tür üretim kavramını (yaratının bu ilk koaservatlarını) müjdelerken, arta kalan varlığın tüketimi, bugün hâlâ aynı şekilde devam eden bir tüketim geleneğinin kara haberini verir.

    sıkıntının, daha spesifik hâliyle sıkılmak ediminin yol açtığı keşif dürtüsü, insanlık için nispeten yeni bir dürtüdür. lakin bir de, yukarıda ifade edildiği şekliyle, zanaatin sanata öncülük etmesi söz konusudur. avlanmada kullanılan ilkel bir mızrağın, gerek daha rahat kavrayışa olanak veren gövdesinin, gerekse daha ölümcül kesikler yaratabilecek ucunun mükemmelleştirilme süreci hiçbir zaman bitmez. bu hâliyle her şey görünüşte mühendislikten ibaret olsa da, form verme ve el-göz koordinasyonu gibi önemli edimler, insanı bir çeşit sanatsal altyapıyla tanıştırır. dolayısıyla "sadece sıkıntıdan" icat edilen bir sanattan söz etmek, olayı biraz hafife almak olur. mükemmelleştirilen bir mızrağı guernica'ya bağlayan bağlar, incelse bile kopmaz.

    arta kalan zamanda doğal renklerden ve seslerden etkilenen insanın, doğa ile, doğanın dilinden konuşma girişimi, öte yandan, göz ardı edilmemelidir. bir uyaran bombardımanı altındaki insan, hele hele sayısız alt katmana sahip bir bilinç tuvalini temsil eden insan, elbette ifadenin söze yer bırakmayan biçimlerini de keşfedecektir. "sanat, doğaya ilave edilmiş insandır.*"
  • estetik teoremine farklı bir soluk getirmiş yazar tespiti.

    bence seks için.
  • ne mutlu ki altamira'da başlayan bu ''sıkıntı'', öncelikle görsel ve belki de eşzamanlı biçimde işitsel olarak günümüze kadar evrilmiş.
    ha o evrim bir çürümeye dönüşüp 'araba kornasına' dönüşmüş müdür?
    evet..