1. insanlığın tarımı ve yiyecek üretimini icat etmesiyle birlikte diyetindeki karbonhidratların, yağlara ve proteinlere oranı, onbinlerce yıldır alıştığı ve genlerinin buna göre evrildiği avcı toplayıcı diyetine nazaran çok artmıştır.

    karbonhidratlar vücutta kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür.

    glukozun da kullanılmak üzere hücrelerin içine girmesini sağlayan düzenleyici madde insulindir.

    kan glukoz seviyesi sürekli yüksek seyrettiğinde, vücuttaki bazı hücreler bu yeni duruma alışmakta, insulin reseptörlerini duyarsızlaştırmaktadır.
  2. turkiye'de her dort kisiden birinde bulunan sorundur, son yillarda polikistik over sendromu ile baglantisi oldugu düsünülmektedir.

    insulin direnciniz varsa yemek yedikce sekeriniz yukselecek, bunyeniz yukselen kan sekeri miktarini dusurmek icin panikle insulin salgılayacak ve 300'lerdeki kan sekeri degerlerinizi 40' lara dusurup hic bir sey yememis gibi en bastan yemek yemenize neden olacaktir.

    yedikce dusen kan sekerinizi yukseltmek icin tekrar tekrar yemek yiyeceginizden obez ya da diabet olmaniz kacinilmaz olacaktir, hem obez hem de diabet olma ihtimaliniz de halihazırda mevcuttur.
  3. dokulardaki insulin direnci gun gelir size aclik kan sekeri yuksekligi olarak geri gelir. bir bakmissiniz seker hastasisiniz.
  4. tip 2 diabetus mellitusta olusan sendrom
  5. kadınlarda hair-an sendromu ile de ortaya çıkabilen bir durumdur. hiperandrojenemi (kanda erkeklik hormonlarının seviyesinin artması ve sonuçta tüylenme...), insülin direnci ve akantosis nigrikans denilen koyu renkli cilt lezyonları ile mütevellit bir haldir bu sendrom. genetik yatkınlık, obez olmak başlıca risk faktörleridir. obez olmak mı insülin direncinin nedenidir yoksa insülin direnci mi obez yapmaktadır; işte bu tam bir yumurta-tavuk ilişkisidir, hele ki leptin hormonu çağın vebası obezitede şu aralar gözde bir antite iken ileride bu ikilem daha da kafa karıştıracağa benzemektedir. kan glukozunun oral antidiyabetiklerle ya da insülin tedavisiyle normal sınırlara çekilmesinin dahi diyabetin retinada, böbrek glomerüllerinde, sinir hücrelerinde ve damar çeperlerinde yarattığı tahribatın önüne geçemediğine dair yeni bilgiler literatüre düşerken bugün ana-babamızı ve hısım-akrabamızı, yarın bizi-eşi-dostu ilgilendirecek (allah ırak eylesin ya...) bu klinik tablo çokça araştırılmaya, sonuç bulunmaya muhtaçtır. umulur ki hayatlar uzun olabildiği gibi kaliteli de olabilsin...
  6. hipotiroidide az salinan tsh hormonu etkisiyle metabolizma hizinin dusmesinin bir baska sonucu da gelisebilen sendromdur.ilk semptomlari hipotirodiye bagli yorgunluktan ayirt edilmesi zor yorgunluk hissi,yemek sonrasi rehavet veya uyku hali ,siklikla da tuylenme sikayetleri ve kilo vermede gucluklerdir.aks standartlar dahilinde olsa dahi insulin olculmesiyle saptanabilir.yas faktorunden bagimsizdir.diyabetin 1.tipi gorulmeden onceki 5 ya da 10 yillik periyotlarda gelisir, zamanla hissizlesen insulin reseptorleri ilk insulin salgisini azaltirlar,kaslar eritrosit,beyin ve diger glukoz bagimli yapilar glukozdan yeterince yararlanamaz ve depolanma yonunde ilerleyen hastalikla lipogenez gelisir. 1.tip diyabete sebebiyet vermemesi icin kontrol altina alnimasi gerekmektedir.ilac tedavi genellikle spor ve diyetle desteklenmektedir.
  7. varligini yeni ogrendigim hastaligim. tedavisi icin verilen ilacin asiri uykuya yolacmasi ise ayri bir guzellik.
  8. malesef benim de henuz dun aksam ogrendigim hastaligim. okudugum ilk bilgiler bel cevresi kalinligi ile bu degerin dogru orantili oldugunu gosteriyor. dogum sonrasi verilememis kilolar acilen vermek ve bel cevresi icin calismaya baslamak lazim.
  9. metabolik sendrom'un bir bileşeni olup, şekerin kullanılması için ilgili hücrelere girişini sağlayan insulin hormonuna yanıtta azalma ile karakterizedir. insulin hormonu kan şekerindeki yükselmelere paralel olarak yükselir. kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan gıdaların (bkz: basit şekerler) alımı kısa sürede yüksek miktarda insulin salınımına neden olur. bu durumun kronik olarak yinelenmesi ki bu basit şekerleri ya da genel olarak glisemik indeks'i yüksek gıdaları fazla tüketen kişilerde görülür, kanda insulin düzeylerinin sürekli yüksek seyretmesine yol açar. sürekli uyarılma hali insulini algılayan ve bu yolla şekerin hücre içine girmesini sağlayan alıcılarda zamanla gelişen bir duyarsızlaşmaya neden olur. sonuçta kanda yüksek insulin düzeylerine rağmen kan şekerleri genel olarak yüksek seyretmeye eğilimlidir.

    diyet ile alınan glisemik indeksi yüksek gıdaların azaltılması, kilo verilmesi ve egzersiz insulin direncinin azalmasına yol açar. insulin direncinin sürdüğü olgularda tip 2 diyabet gelişmesi beklenir. tip 1 diyabet hastalarının aksine bu kişiler kiloludur, genellikle beslenme alışkanlıkları kötüdür ve aktiviteleri azdır.

    bu çerçeve sadece prototipi belirtmek için anlamlıdır. hastalığın değil hastanın var olduğu unutulmamalıdır.

insülin direnci hakkında bilgi verin