şükela:  tümü | bugün
  • türkceye “niyet yanilgisi” ya da “amaçci yanilti” olarak cevrilmiş olan bu terim i ortaya atan william k. wimsatt jr ve monroe c. beardsleydir. yeni eleştiriyi* benimsemis olan bu iki eleştirmen, ilk defa 1943 yılında bu terimi, bir metnin anlaminin tamamen yazar onu ne anlamda söylediyse öyle kabul edilmesinin yanlişlığını anlatmak icin kullanmişlardir. onlara göre anlam ancak metnin derinlemesine incelenmesi* sonucu cikarilabilir. cünkü yazarin ne anlatmak istediğini kesin olarak bilmemize imkan yoktur, hele ki ölmüşse. hatta eğer yazarin amacini günlükleri, eleştirel yazilarindan ya da yeni eserlerinden öğrensek bile bir metin sadece ve sadece yazili olani anlatir. bu konuda savunulan görüşü berna moran şöyle açiklar: “yazarin amacini bilmenin ne eleştiri için gereği vardir ne de yarari. bir kere, yazarin kafasindaki amacin (anlamin) ne olduğunu bilemeyiz. ayrica eserin anlaminin yazarin düşündüğü anlam olduğunu sanmak yazarin ‘yapmak istediği’ ile ‘yaptiği’ni birbirine kariştirmaktir, çünkü yazarin amaçladiği ile gerçekleştirdiği ayni olmayabilir”. *.

    kardeşi için de (bkz: affective fallacy)
  • m. c. beardsley'in w. k. wimsatt'la birlikte öne sürdüğü ve beardsley'in daha sonra "possiblity of criticism" yani eleştirinin olanağı kitabında daha açık argümanlarla savunduğu eleştiride nesnelliğin ve doğruluğun mümkün olduğunu savunan "new criticisim" yani yeni elişitiri akımının ifade edildiği kavramdır. yeni eleştiri savunucularına göre marxism, psikoanaliz ve de semiyotik adı altında işleyen ve 20. yy tamamı ile ele geçirmiş olan tüm eleştiri sistemleri hatalıdır çünkü bu sistemler gereksizce eseri yazardan geçerek anlamaya ve değerlendirmeye çalışırlar. yazarın karakterinin, yaşantısının, sosyal ve ekonomik koşullarının ve ruh durumunun, ama özellikle de neye niyetlenip niyetlenmediğinin eser incelemelerimizde hiç bir değeri yoktur. eserin zaten hali hazırda kendisinde olan, estetik olarak pozitif ve negatif olarak değer verilebilecek ve nihayetinde yapılan yorumların da doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyecek nitelikleri vardır. "intentional fallacy" kısaca yazar niyeti bozmuş olabilir, bana ne demektir. bana ne der beardsley çünkü birinci olarak yazar ölmüş olabilir. neyi anlatmaya çalıştığını, neye niyet ettiğini nasıl ispatlayabilirim? niyet mahremdir, kamusal değildir, yazardan başkası bilemez. ayrıca bir eserin anlamı farklı asırlarda ve mekanlarda değişiyor oysa yazar mezarında, nasıl değiştirmiş olabilir ki? ikincisi eserler yazarın farkında olmadığı anlamlarla doludur ve yazar farkında olmadan herhangi bir niyet ve sorumluluk alamayacağı için anlam ve niyet asla özdeş olamaz. ve sonuncusu, yazar olmadan üretilen eserler hala anlamlı olabilir. mesela bir makinenin yazdığı bir metin tesadüfen anlamlı olabilir ama makineler genelde niyetsiz ve bilinçsiz nesnelerdir. beardsley ve wimsatt aynı doğrultuda "affective fallacy" kavramını ortaya atıyorlar (bkz: affective fallacy). kavramla aynı ismi taşıyan makaleleri "we might as well study the properties of wine by getting drunk" yani şarabın özelliklerini sarhoş olarak ta gayet güzel çalışabiliriz diyerek başlar. eduard hanslick'ten bir alıntıdır. buna karşı olarak eserin estetik değeri ve estetik olarak değerlendirmeye katılacak özelliklerinin eserin kişide ortaya çıkardığı etkilenimle hiçbir ilgisi olmadığını savunurlar. yani bir şarap vardır ve seni anında sarhoş eder ama köpeköldürendir ve aslında çirkindir. gerçek eleştiri, bu kitabı okudum ve ağladım ama kitap beni bozduysa bana ne demekle başlar. beardsley ve wimsatt analitik felsefe geleneğini sanat felsefesinde sürdürmeye çalışırlar. bu yazının dilsel özellikleriyle, kavramsal analizle, değerlendirme önermelerinin doğruluk değerleriyle ilgilenmek demektir. bana kalırsa bunlar dar alanda kısa paslaşmalardan başka bir şey değildir. estetik ve sanat, esas olarak deneyimle ve hazla ilgilidir. haz veren bir deneyim yani estetik deneyim, hem üreteni, hem ürünü, hem de yaşayanı içerir, ilişkiseldir. karışıktır ve karıştırır.
  • yazarın ölümünü müjdeleyen terim. daha doğrusu okuyucuyu (temelde eleştirmeni) yazarın gölgesinden kurtarmıştır. büyük harflerle yazılan sanat/edebiyat/yazar saltanatını bitiren adımlardan biridir. en iyi niyetli değerlendirmeyle şöyle denebilir: okur, nihayet sadece okuduğu yazıyla başbaşa kalabilecektir.

    kitabın yazarının ne anlatmaya çalıştığını, amacını bilemeyiz, bundan asla emin olamayız. ayrıca yazarın amacını bizzat yazardan dinlesek/okusak bile bu, yazıya yansımamış olabilir, yansımış bile olsa, önce yazının kendisi gelir. bu nedenle okuma eylemi, elimizdeki ürün dışında herhangi bir referansla yapılmamalıdır. burada harici referanslar psikoanalitik, marksist, biyografik unsurlar oluyor. özellikle de biçimciler için dev gibi özgürleştirici bir adımdır.
  • en basit açıklamasıyla, bir metni okurken, bunu yazan kişinin niyetini, kişiliğini sorgulayıp, bir çıkarıma varmak. kısaca, metni çözümleyip, metni (belki de) olduğundan çok farklı şekilde yorumlamak ve bunun getirdiği yanılgı.

    bu terimin isim babaları ise; yazar vurgulayarak dahi anlatmış da olsa, metnin tüm etkenlerden bağımsız olarak görülmesi gerektiğini savunur. yazarla konuşulsa dahi, metin sadece metin kalmalıdır.

    yazarın niyeti, amacı, isteği ve gerçekleştirdiği şeyler farklı olabilir. aynı paragrafı doktor, inşaat işçisi veya müzisyen yazabilir; okuyana göre metnin bağımsızlığı, kolayca 3 farklı anlam çıkartmaya yetecektir.
  • new criticism'de authorial intention, yani yazarın metni yazmaktaki niyetini bilemeyeceğimiz, bilsek de bu niyetin gerçekleşip gerçekleşmediğini, yani niyetle, niyet sonucu ortaya çıkan ürün arasında zorunlu bir uyum oluşmayabileceği için, metnin anlamını anlamaya çalışırken yazarın ne anlatmak isteğinden, yazardan yararlanmanın kusurluluğuna verilen ad.