şükela:  tümü | bugün
  • aha bak bunu benim bi' arkadaş yaşadı vakti zamanında. bir arkadaş ekolünden gelmiyorum. gülmesene oğlum. o yaşadı diyorum işte. inanmazsan inanma amına koyim.

    interaktif bir ortamdayız arkadaş, hemen hemen her gün yeni insanlarla tanışıp kaynaşıyoruz, öpüşüyoruz, koklaşıyoruz, sevişiyoruz. (son kelime author içindi)
    fakat bu olay başka. bu film başka film.

    normalde olayın gidişatı nedir? (sözlüğü örnek alalım) bir mesaj çekilir;

    -melaba. ehehehe. (#000000) entryniz çok güzel =)))

    cevap gelirse, şuna yakın bir şey olur;

    -melaba. eheheeh. teşekkür ederim =)))

    eğer ki geri gelen mesajda "gülücük" işaret varsa, bu işaret o kişinin ne yaşarsa yaşasın, her halükarda hayatın yaşanılası bir yer olduğunu, ve yaşamak için çabaladığını belli eder. hele ki şu gülüş varsa "^^" yirim.

    bir de bu gelen mesajın net olanı vardır ki, aha şöyle;

    -melaba. ehehehe. (#000000) entryniz çok güzel =)))

    el karşılık;

    +saol

    cümleye bak. netliğine ve cümlenin sonunda noktalama işareti olmayışına.

    işte bu mesajı çeken, evde kalmış, hala ilk yaşadığı aşkın ızıdırabını çeken, kafayı kedi-köpekle bozmuş, penisli kadın. (evet, ayşe arman'ın ilk kez bi' yazısını sevdim. anlatımı kötü olsa da anlatmaya çalıştığı şey güzel tespitti)

    şimdi bizim eleman tanıştı kızla. hatta mekanın ismini vereyim; facebook'ta tanıştılar. (gel ki sen hala o elemanın ben olmadığına inanmıyorsun ama neyse)
    bir şekilde "burası kastı msn var mı?" muhabbetlerinden sonra olay telefon diyaloguna geçip, sevişmeye ya da görüşmeye doğru son sürat gitmeye başladı ki işin en çetrefilli dönemi işte burada başlıyor.
    daha birbirinin gerçek olup olmadığını bilmeyen iki insan sürekli telefonda tartışıyorlar, küsmeler, tripler... bi' gören olsa der ki 10 yıl kara sevda çekip, bir türlü birleşememişler.
    lan manyaklar, daha geçen gün tanışıp, bugün de sevgili moduna geçtiniz. noluyonuz! ciddi soruyorum: noluyonuz olum!

    bi' buluşun, görüşün, koklaşın. koklaşmasanız bile bi' görüşün işte ya.

    bu sanal gerginliklerin birinde bizimkisi kopardı kayışı işte. aslında karşıdakiyle bir ilişki yaşamıyor, sadece o duygu paylaşımlarını yaşıyor. bunu ona söylesen, tükürükle boğar seni. bi' kere söyleyeyim dedim, adam öyle bi' kaptırmış ki kendini, artık nasıl bir sevgi açlığıysa, adam beni hiç konuşturmadı.
    kendi kendine hayaller, karşıdaki insanın hayatına dahil olmaya çalışmalar...

    telefonda ve msn'de geçen gereksiz tartışmalara son vermek ümidiyle bir şekilde buluşma ayarlandı. bizimkisi bastı gitti ankara'ya. (biz ege'de bir şehirdeyiz) kızların aynı masadayken birbirine mesaj çekmesi gibi ben de ertesi gün bizimkini aradım;

    -napıon la göt.
    +iyiyim kanka. sen napıon.(kız yanında olduğu için kibar olmak zorunda)
    -küfredemiyon de mi ipne? (damarını yokluyorum)
    +kardeşim yol çok yordu. (aha bu şifreli cümle, kızın götüme benzediğinin resmi)

    buradan sonra film bitti. valla bitti. bizimkisi yaşadığımız şehire geri gelmeden, hanım kızımız kendisini msn'inden silip, facebook arkadaşlığından da çıkarmıştı.
    bizimkisi geldiğinde bir hafta boyunca şu soruyu sordu; "msn'de kamerayla konuşurken kişi kendi görüntüsünü inceltebiliyor mu lan acaba? kazak mı lan bu, kız bildiğin çekmiş."
    bu sorular hayatının ve varoluşunun tek sorusu oldu. artık gerçek hayatta kızın ne kadar ekvatordan geniş, kutuplardan baskın olduğunu siz hayal edin.
  • şu hayatta iki durumda tanımadığım bir insan ile göz göze gelmekten korkarım. birincisi, umumi tuvalette ihale üstüme kaldığı andır. yeterince açıklayıcı olmadı dimi? açayım:

    kamuya açık umumi tuvaletlerde-özellikle avm tuvaletleri- çok yaşanır bu. sıkışmışsındır ve kendini canhıraş bi biçimde kabine atarsın ama ne göresin; senden önceki orospu evladı bilek gibi bırakmış emaneti ve 'arkamda iz kalır mı? behzat amirim beni yakalar da toynağımı siker mi?' kaygısına düşmeksizin umarsızca terk etmiş mekanı(benden önceki orospu çocuğu derken, ben sonraki orospu çocuğu değilim. hani kavram kargaşasından halef-selef mevzusuna düşmesin iş). sen o manzarayı gördüğünde 'vay medeniyetsiz ayı! su dök lan annesi fisirikli...-içinden-' diye başka bir kabine geçmek için kapıyı çarpmak sureti ile olay yerini terk edersin ama bu esnada kapının önünde başka bi sıçör muhakkak belirir ve az önce senin terk ettiğin kabine girer. aha işte! kaldı ihale üstüne. herif sana 'ulan şunu tartsam senden ağır gelir' gibisinden öyle bi bakar ki. diyalog da gelişmez ki siktiğimin yerinde anlatasın adama:

    'abi sence ben böyle bir şey yapacak insan mıyım? hepimiz neticede insanız. bi şu malzemeye bak, bi benim göte bak. sence? bak bak göte bak(ulan harbiden kendimize medeniyetsiz denmesin diye ayak üstü kırdırtacaaz kaseyi) yazık lan yazık! bir de 44 numara ayakkabılarıyla tünemiş pezevenk! hee bi seninki göt dimi? bi seninki kıymetli. yaa bırak abi parça alıp portöre yollayacam. er veya geç bulurum ben bu pezevengi. ellemeyin buna. bulup yedirtecem ipneye. yaaa sen sifonu çekmez misin...' diyesin. artık uyandım ama; öyle bir manzarayı görünce daha kabinin içinde basıyorum en yüksek perdeden feryadı. ne anası kalıyo, ne teyze kızı, ne de trakası... bu sefer de beni sıçıp bokuyla kavga eden birisi zannediyorlar ama, olsun.

    ikincisi ise; popüler buluşma mekanlarında internetten tanıştığım bir hanım ile ilk buluşma esnasındaki tavırlarımı anlarlar da manalı manalı 'vay ezik vay, hiç mi sosyal ortamın yok oğlum senin de internetten hatun ayarlama derdine düşmüşsün' bakışıdır. şimdi diyeceksiniz ki; 'milletin işi gücü yok bunu mu tespit ediyor?' diye ama etrafta manyak bol. misal ben; bi izin günümde ykm'nin önünde iki saat mesai yaptım bunları belirlemek için. sonuç: %99 doğru tespit.

    artık tanış olma mevzularında internetin önemli bir yer tuttuğunu kimse yadsıyamaz. anlaştık mı? sonra bana gelmeyin 'hadi lan ordan! ben asosyal miyim? kendi adına konuş' diye. vallahi dökerim ipliğinizi pazara. ve hatta internette tanışılan kişilere insan daha çok güveniyor. niye? çünki internette herkes derinliğin dibinde amına koyim. mevlana ne ki? oscar wilde kim ki? adam/kadın msn facebook iletilerinde acun-u alemi çözmüş olm. şimdi banka kuyruğunda biriyle tanışmaya kalksan 'sapık vaaaarrrrr' diye seni linç ettirirler ama aynı hatuna akşam bi copy-paste can yücel şiiri yolla, sana hasta olur.

    'sana gitme diyemiyciim lavinia. üşüyorsun, arkana kalın bişey vereyim' (inanın şununla ilgili 'ama o özdemir asaf eki eki' içerikli o kadar mesaj geldi ki... diycek hiçbir şey bulamadım)

    neyse; bir vesile ile internette çiftimiz tanışmış ve başlamışlar koyu bir muhabbete. aman allahım 'bir lafa bakarım lafmı diye birde söyleyene bakarım adammı diye'ler, 'ben hiç gökte bulmadım, yerde bulduklarımı göklere çıkardım'lar, tanita tıkaram, mercedes sosa, joan baez videoları havada uçuşuyor. yok efendim fellini'den sonra italyan sineması belini doğrultamamış da, vay efendim nerde o eski rus edebiyatı da... ikametimi midak sokağına aldırttım ben ya hu!

    sonrasında bu on-line çiftleşme dansı yapan çiftimiz buluşmaya karar verir. işte can alıcı nokta bu:

    olm sen salak mısın? niye bu kadar atıp tuttuğun hatuna bilmemne önünde randevu verirsin? zaten o saatten sonra telefonun almışsındır, otursana bi mekana ve oraya gelmesini söylesene. kız yakınlaştığı zaman da mesaj atar sana(bu hatun milleti hayatta aramaz zaten. burnunun dibinde olsan bile 'geldim' diye mesaj atar). ama yok sen git kek gibi kızılay meydanında randevu ver ve bana malzeme ol emi.

    mizanseni iyi geliştiremediğim için durumu bireyler üstünden değerlendireceğim: kız ortama geldi, bu elemanı aradı, eleman fazla ortada durmayım diye meydanı dışarıdan bir yerde gören yere konuşlanmış(şu buluşmada yaptığın en akıllı hareket bu emin ol), telefondan gelen sesle senkron oluşturan kızları seçiyor ve o fotoğraflarda gördüğüne en yakınını(o fotoğraftakinin aynısı olmaması konusuna birazdan değinecem) seçiyor ve elini kaldırarak 'bak bak büfenin yanındayım. deri ceketli...' diye lokasyonunu belirtiyor. şimdi bireyler üstünden gidelim.

    ilk intiba içsesi:

    kız: yaa bana aretha franklin, kitaro, umberto tozzi videolarını yollayan adam; determinizm ile ilgili fikirlerine beni ikna eden adam... yoksa şu şimdi karşımda gördüğüm deri ceketin içine derin v yaka beyaz tişört giymiş, 99'luk tesbihe benzer bir şeyi koynuna asmış, dar paça yırtık düşük bel kotlu ve eğilince lastik üstünden bombe vereceğine emin olduğum kareli poplin kumaştan don giyen*, ismail yk'nın klibindeki çılgın ayhan mı? yazıp çizerken haneye güneş gibi doğuyordun! bu mudur olayın?

    erkek: ben bu photoshopu icat edenin, açılı pozu bulanın, doğru makyajı bulup da ilk kez bir kadının yüzüne uygulayanın, o hiçbir fotoğrafında görünmeyen sol elinin taaa amına koyim!

    ama olan olmuştur. o saatten sonra geri dönüşü yok. iki taraf da pişmandır ama kaçarı yok.

    kız böyle naif yaklaşır adama, yüzü pespembe, gözlerini devire devire 'ayh ben şimdi internetten düşmüş hatun mu oldum? oysa ben hiç öyle değilim' dercesine mahsun... erkek ise, elli tane beden dili dersi alsa bile o esnada ellerini nereye sokamayacağını bilemez bi biçimde pandomim yapar. en güzeli de sanalda birbirlerine cilvenin hasını yapan tiplerin mahalledeki hüseyin abi ile tokalaşır gibi tokalaşıp da birbirlerini öpsem mi, öpmesem mi gerginliğidir. burada en can alıcı nokta; erkeğin yön tayin etmesidir(daha doğrusu edememesi). o ilk şok atlatıldı ama herif ne yapacağını bilmiyor. kafasında kurguladığı güney-kuzey-doğu-batı yönlerinden aklına ilk yatanı ne ise, elini açarak; 'şöyle gidelim mi?' der.

    tokalaşma sonrası yön tayin etme. zordur.

    bir de bunların alışveriş merkezinde buluşanları var ki; bilahare değineyim ona.
  • çiftin karşılıklı olarak "bu muymuş" diye içlerinden geçirdikleri andır.
    sonrasında da habire kendilerini anlatır dururlar. yıllar önce, starbucks'ta böyle bir çiftin arka masasında oturmuştum. kız, üniversite son sınıfta filandı. yani 20 yaşındaydı. adam, diyorum çünkü genç filan değildi. bildiğin zamparaydı. deri ceket giymiş, ayağında converse... ortamın kurdu olmuş artık.
    yavrum saf kız, kendini anlatıyor. esas nabzın yoklanacağı kısma geldiler. ben de kafamı gazeteyle saklayıp, kıkır kıkır dinliyorum bunları.
    adam, bir şekilde cinsellik hakkında kızın görüşlerini öğrenebilmek için bir yem attı ortaya. kızımız da, her 100 türk kızının 85'i gibi cevap verdi.
    "bence cinselliğe çok düşkün olan insanların, aşamadıkları bazı sorunları vardır" dedi ve uzun süreli, kalıcı bir ilişki olmayacaksa, ne kadar saf da olsa, bu adamla yatmayacağının sinyalini verdi.
    bizim zampara da, ağzında bir kaç laf çevirdi, öyle böyle, haklısın vs.. dedi. sonrasında kız, "ben insanlara hiç kızamıyorum, hemen affediyorum" dedi.
    adam ise, "ben karşımdakine bir kere şans veririm. kullanamazsa, onu msn'imden, facebookumdan ve telefonumdan silerim, hayatımdan çıkarırım" dedi. bunun türkçesi, "kızım ben senin nazınla niyazınla uğraşamam, benim istediğim şekilde davranacaksan takılalım"dı. ama kız bunu anlamadı.
    sonra baktım, ben bu ilahi komedyaya daha fazla dayanamayacağım, kalktım masadan, yüreğimin götürdüğü yere gittim.
  • çoğu zaman büyük bir hayal kırıklığıdır.

    yakın bir zamanda, çok güzel yazılar kaleme alan bir blogger'la buluştum. anlatımı çok sürükleyici, imla hataları hiç yapmıyor, insanı etkileyen şeyler yazıyor.

    buluştuk. nasıl varoş. hiçbir ortak yanımız yok. ve hiçbir ortak noktamız da asla olmayacak. yaşadığı hayat hayat değil, kendi hayatımdan utandım. kendimi anlatmaya utandım. okulumdan utandım, evimden, arabamdan, ailemden utandım, anlatamadım hiç bir şey. paylaşamadım.

    o anlattı. anlattıkça anlattı. o konuştukça benim içim daraldı.

    şok olmuş bir şekilde tıpış tıpış döndüm eve.
  • caddebostan sahilini öneririm, büyülenebilirsiniz.
  • ne kadar uzun süre konuştuysanız, beklenti o derece artacaktır..o yüzden eğer buluşacağınız varsa fazla beklemeyin derim..ha bana kalsa hiç buluşmayın derim de, illa buluşmak isterseniz diye diyorum..ya da banane yahu, neden karıştım ki bu konuya..
  • tanisilan kişi almanya'da yasiyordur ve ailecek tatile gelmistir istanbul'un üsküdar ilcesine.

    samimiyet derecesi oldukca yuksek ve gelir gelmez bi hos geldin demek icab ediyor ancak ailesi tutucu biraz. dusersin yola, adres mevki bilmez anlattiklarindan tarif ettiklerinden bulursun güc bela, evlerinin onunde beklemeye koyulursun. mezarlik vardi hemen evin karsisinda, beklersin dakikalar ilerler saate vurur, artik ayakta poz vermekten yorulup oturmaya baslarsin, bi yandan da hayal edersin iste;
    arkadan gelecek, omzuma dokunacak, cool bir donus yapacagim felan fistik diye. vakit baya ilerler bu arada, deli sikmis gibi tanimadigin bir semtte, yabancisi oldugun bir sokakta, bir apartmanin onunde dikilir durursun. gozun telefondadir ama aslinda telefondaki yansimadan arkani kollarsin surekli geliyor mu diye, falso bi durumda burnunu kıcını basini kasirken yakalanmayasin diye*

    derken ıslık sesi duyarsin, bakmazsin cunku ihtimal vermezsin. ikinciye caldiginda lan noluyo mahallenin gencolari mi iş oluyo diye donersin, bakarsin ki tarif ettigi evin giris kapısında bi karalti sana gel gel yapıyor. saskinlikla atarsin adimlarini fiti fiti.
    yaklasik bi 5-6 metre var aranda ve o an beyninde tek bir soru ''ee nasil selamlayacagim simdi''

    tokalasarak mi?
    sade bir sarilma mi?
    yoksa sadece bir merhaba mi?

    yanına vardiginda soru isaretlerinin pek bir anlami kalmamistir cunku yüzünü onun boynuna saklanmis kokusunu icine cekerken bulursun kendini birden.

    allahim.

    aylardir, kelimelerle tarifini yapmaya calistigimiz sey bu muydu?
    bu gercek miydi?
    10 dakika kalirsin onun boynunda..

    (bkz: uzak mesafe iliskisi)

    ek: bu anlatilanlar gece vakti yasanmistir ve geri donmek icin vapurlarin kaptanlari coktaaan rüyalar alemindedir.
  • görünce sevemezsem seni tedirginliğiyle yapılandır kanımca.
  • bu buluşmaların yüzde 72.4'ü cinsel ilişkiyle noktalanırken, bunların yüzde 58.6'sı aynı zamanda son görüşme olarak kayıtlara geçmiştir. kaydı tutanların yalancısıyım küsürata takılmayın. sallasam sallıyorum derim. istihbaratın elinde var bu bilgiler evet ne yani kimse bilmiyor mu sanıyordunuz? o günlük kiralık dairelerde kamera yok yani?
  • genelde profiline koyduğu shop kullanılmış veya herhangi bir kusuru gizleyerek çekilmiş fotoğraflar, buluştuğunuz gün sizi çok büyük hayal kırıklığına uğratabilir. o hayal kırıklığıyla konuşulan muhabbetin ne tadı olur ne tuzu. sürekli "neyin var, noldu" gibi sorulara maruz kalınır. bir de başka günlerde dakika başı zırt pırt çalan telefon o anlarda sus pus olur ki (bi işim çıktı, xyz yerde toplantım var gitmem lazım vs.) gibi üretilecek bahanelerin olasılığı büyük ölçüde düşer. siz siz olun internetten tanıştığınız ve internetteki haline aşık olduğunuz kişilerle buluşmadan önce sevgili olma hayallerini ufak ufak suya düşürmeye başlayın.