şükela:  tümü | bugün
  • bu pazar yaptığım eylem. dünya tatlısı bir sözlük yazarı ile tanıştım. hatta enteresandır birbirimizi neredeyse hiç görmeden tanıdık, tanıştık sıcak bir cay içtik aynı sıcaklıkta bir sohbet ettik.

    bu ilk değil aslında, gerçek hayatta görüşmeye devam ettiğim bir sürü dostum oldu. hatta geçen sene evde kızılca kıyamet kopup ben pılımı pırtımı toplayıp evi terkettiğimde, bu dostlarımdan biri öğrenir öğrenmez "ev bomboş duruyor, anahtar komşuda al, gir istediğin kadar kal" diyen jet hızında bir mesaj çekti taa londra'dan.

    bir başkası avukat dedi istediğin an. bir başkası iş dedi hatta "düşünüyorum, ne yapabilirsin diye 3 gündür, istersen buraya gel" dedi. tabi ki istisnalar vardır ama insanlar her yerde tanışıyorlar her yerde arkadaş, dost, sevgili olabiliyorlar. iyi insanlarla, kötü insanlarla karşılaşma ihtimali her yerde var. bu ihtimal galiba sizin ne aradığınızla da alakalı.

    sonuç olarak şu ana kadar, gerçek hayatta karşılaşıp, dost olduğunu zannetiğim kadar zarar görmedim henüz hiç birinden. demek ki o kadar da kötü bir şey değil.
  • sözlük yazarı biricik al bakalim bu da benden olsun çerkes güzeli bi hatun. tanıştığımız andan itibaren çerkes aşağı çerkes yukarı muhhabetinin seyrinden, çerkes olmayan biriyle evlenmesi mümkün değil diye düşünmüştüm. haksız da değilmişim; ilk konuşmamızın 5. saatinde babasının mutlaka çerkes bi damat istediğini söyledi.

    işte tam o sıralar bende de bekarlık nasıl ayuuka çıktıysa, “al” (kısaca “al” diyorum kendisine, böyle “ouaaal” şeklinde seslenince pek amerikanvari oluyo) “aslında ben de çerkesim” dedim. hatunun, çerkes muhabbetini bitirip, küresel ısınmanın olası sonuçları üzerine tebliğde bulunduğu bir sıra “al, aslında ben de çerkesim” demek, başlı başına mallıkken, çerkesliğin yanından geçmeden bunu söylemek tüy dikmek. “yieeeeaaaaoooo” diye bi çığlık attı ki ben telefonda böyle bir ses duymadım. zaten bu da benim çerkes olmamı beklermiş. google sekmesini elimin altında tutuyor, olası çerkes kültürü üzerine gelecek sorulara hazırlanıyorum. allah sizi inandırsın muhabbet, çerkes tavuğu ile çerkes ethem sınırlarını geçmedi.

    tanışmamızın ilk haftası.. konuş konuş nereye kadar? “ouaaal” dedim, “buyur maviiiiim” dedi. “oyy anam ouuyy ooouyy anam anam” dedim. içimden dedim bunu. “ouaaal, ben istanbul'a gelcem, çerkes günleri ve festivali var, ona katılcam.”

    yaş 30 olmaya görsün, evde kalmaya aklın düşsün işte böyle yaratıcı yalanlar uyduruyon bilader. “aaa öyle mi, hemen gelmelisin o halde! nerdeymiş peki?” güzel soru. ben de istanbul'u zerre bilmiyorum ki canım. “istiklaldeymiş ya” diye geciştirmek istedim. haberlerde hep orayı görüyoruz ya, ne zaman renk cümbüşü bir etkinlik olsa istiklal'de oluyor.
    “allah allah istiklal öyle mi?” “evet canım istiklal'de. galatasaray lisesi önünde buluşulcakmış, işte tefti zurnaydı çala çala, ekmek arası çerkes tavuğu yiye yiye yürüncekmiş... ama çerkes tavuğunu sen yap bana ya, ben bilmediğim şeyi yemem ıyyy.." bilmiyormuş. bilse şaşardım zaten!

    neyse biladerim, “ben de çerkesim” diye ağzımdan çıktı ya bi kere, berberime gittim. “abi, benim saçları şöyle üç ton açıyoruz.” niyeyse aklımda çerkesler sarışın/kumral olur diye kalmış. ülen biz de bildiğin yörüğüz yani. atalar kara çulun üzerinde iş görüp, türediğinden çulun karalığı torun tombalağa kadar geçmiş demek ki. berbercim benim saçları evirdi, çevirdi “sen bilin amma babağan eve almazısa bağa söğme oldu mu ay efe” “oldu ay efe oldu” mına koyayım ben çerkescilik oynamaya çalışıyorum, bu hala yok efeydi, yok zeybekti! la bi durun lan bir durun allahını seven bi dursun ya! 2 saat sonra berberden bi çıktım bilader aha aynen şöyleyim;

    http://www.itusozluk.com/gorseller/vavien/138207

    pikneğe gidelim mi?
    hayatuuum pikneğe gidelim mi?
    hadi kakın pikneğe gidelim yau. halime'ye de söyle onlar da gelsin. hadi yauu ne yatuyoon?

    aha aynen böyleyim. saçları acıp çerkes olalım derken, kütüğü antalya'dan tokat'a alıp pavyon pavyon gezen elektrik tesisatçına evrildim. yazıklar olsun. kalıbını s.ktiğimin salağaaa!

    valla salak malak oldu bi kere. o gece oturup düşündüm. oğlum mavi dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi.

    gözümü bi açtım karlı tepeler görüyorum. başımda muavin. abi kalk dedi “kars'tayız”

    -ne kars'ı lan ben istanbul'a gidicektim, ne kars'ı?
    -abi sen istanbul'u soruyorsan “eğilmez seyahat”e binecektin, ama “özdemirkubuzlar”a binmişsin. yanlış olmuş abi. bu arada engin günaydın akraba mı?

    uyandığımda alibeyköy denen yerdeydim. beni gelip alacaktı. öte bakın yok, beri bakın yok, zağar gibi iki saat orada dineldim ben. otogar dinelmesi diye bir şey var, allah düşmanıma vermesin. antalya'dan istanbul'a o kadar saat yol çek, ayakların şişsin, bağırsaklar gazla dolsun, iki saat ayakta dinel, kalay yalazı saçların yapış yapış olsun eeeyyhhhh.valla çekilir dert değil.

    2 saat 15 dk sonra geldi. “ay canım cok beklettim, nasıldı yolculuğun? umarım rahat bir seyahat olmuştur. istanbul da çok güzel bugün... hava mis. değil mi? mavicim iyi misin? maviiiii????”

    allah belamı vermesin. hatun beni arabasıyla almış, tıngır mıngır gidiyoruz, ben tekrar uyuya kalmışım. lan arkadaş bi adamın kimyasında olacak demek ki. el oğlu tüm cool tavrıyla “merhaba canım, ayyhh olur mu öyle şey, ben de ekonomi sayfalarını okudum biraz keh keh keh” diye rol parçalar, ben sağ koltukta ağzı açık bi şekilde uyayakalıyorum. sonra evde kaldım. kalırsın tabii be zağar, senin doğman mucize.

    ey okur, sezgileri güçlü biriysen zaten o andan sonra kayda değer bi halt olmadığını anlamışsındır. ama ben yine de madde madde özetleyeyim:

    -tüm görüşme boyunca her 5 dk'da bi saçlarımı süzdü.
    -iki kez “küçükken daha açıkmış, sonradan biraz koyulaştı” diye yalan söyledim.
    -inanmadı.
    -“çerkes tavuğunu taze soğanlı mı seversin, kuru mu?” diye sordu. “taze” dedim. soğanlı olmazmış, sarımsaklı olurmuş. otobüste dönerken öğrendim.
    -“antalya'da çerkeslerin ne işi var ki ilk kez duyuyorum” deyince, “lazıyla, kürdüyle, çerkesiyle bir bütünüz, bizi kimse bölemez” diyerek yerel seçimlere adaylığımı açıkladım.
    -ben “aaaa gözleme varmışş gel gel” diyince kendimizi gözlemecide bulduk. “kıymalı” seçeneği için garsona “keçi eti mi gardaş” diye sordum. ouuaaal ve garson “keçi?” dercesine bana baktılar. “meeeee” desem bu kadar şaşırmazlardı, sanırım.
    -aynı gözlemecide “yayııık ayranı var mı şefimmm” diye garsona seslendim. sütaş varmış. neyse dedim, sütaş içelim madem. değil mi ooouuaaaal? ağzındaki gözlemenin bir perçemi dudağının sağından sarkmış, donuk bir ifadeyle bana bakıyor.
    -akşam 8 otobüsüyle geri gönderdi beni.
    -otobüstete düşündüğüm şey, toysrus'tan yeğenime hediye aldığım peluş keçi için kazık yiyip yemediğimdi. 75 tl. ama cok sevimli biliyon mu aynı bizim obadaki gibi...
    -son olarak; peluş keçi bagajda buruşur diye yanıma almıştım. kucakta biraz garip duruyor, muavinin bakışlardan fark ettim. sizin de olursa bagaja koyun.

    velhasıl, döndükten sonra uzunca süre görüşmedik. kendimi çok kötü hissettim. beğenilmeden terk edilmek gibi bir duygu. gerisini sen düşün yani, o denli paradoks bir keder. bendeki değişimi ilk berberim fark etti. sağolsun.

    -içine atıyorsun
    -atmıyorum ya iyiyim
    -atıyorsun, atma
    -....
    -içine atma, içine atıyorsun ama atma.
    -.....hüüuughhk

    hıçkırdım ve ağladım.

    hüüuughhk dedim de aklıma geldi. hugh grant olsa böyle olmazdı tabii. o, “ben ingiliz çerkesiyim” dese yerler, “biz yörük çerkesiyiz” desek burun kıvırmaca. ben şöyle bir aile tablosu beklerken,
    hayatıma kaldığım yerden devam etmek nasipmiş. kaldığım yer de şöyle bir şey efendim ki iti bağlasan durmaz...

    yıllar sonra edit: entry'i 2013 kurban bayramının ikinci günü yazmıştım, tesaduf bu ya yıllar sonra yine bir kurban bayramı başlık depreşmiş. kadim yalnızlığımızın ümitvar kurbanlarıyız ya ondan olsa gerek. bu vesileyle al bakalim'a selam eder, sitemle sorarım; neredesin sevgili arkadaşım? özlendin, farkında değil misin? benim hayat yine vavien gibi; bir ışık yanarken diğeri sönüyor ya aydınlık tarafım, loş da olsa, fazla. sen "yörük yüreğindendir" dersin, bense "çerkes gözlerinden".. hatırla.
  • 2013 yılında bunu garipseyen insan muhtemelen gerizekalıdır. (uzun yazmaya üşendim)
  • ahhahhhaaayt değil görüşmek ben evlendim yahu internetten tanıştığım adamla. ha o zamanlar bu kadar tehlikeli değildi internet, görüştüğüm herkes de zaten internet dışında da birbirlerini tanıyan insanlardı ama yine de dünyaya bir kurdeleyle birbirimize bağlanıp yollanmış gibi bir çift olduğumuzdan internette tanıştık diyince bir afallıyor insanlar. internetten tanıştık ama ilk yüzyüze görüşeceğimiz zamanı da doğru ayarladı bizimki. sen kalk sabahın köründe haldun taner'de buluşalım de, sabah güneşini arkana alıp "merhaba" de.. ilk izlenim; kafasının arkasından güneş ışınları saçan, yüzü seçilemeyen, uzun ve kumral saçlı isa tipli bir oğlan. böyle birden karşına çıkınca gel de yamulma.. yani her şey internetten tanışmayla bitmiyor, o kişi sizin karınız ya da kocanız olabiliyor, o kişi zaten o zamana kadar farkına varmadığınız diğer yarınız olabiliyor. -ya da en iyi arkadaşınız ama bu entrynin teması aşk meşk- ama yine de ilk görüşmede güneşi arkaya almaya dikkat, gerçekten çok etkili oluyor.
  • yarın tren garında gerçekleştireceğim aktivite. kıza böyle mütevazi ve utangaç erkek numarası yapıyorum iki haftadır ki mevzuya uyanmasın. cerrah arkadaşım da bizi uzaktan izleyecek. neşter, küvet, buzlar hepsi hazır.
  • yillar evvel basima gelen olay. facebook felan yok, yonja buyuk o zamanlar, herneyse super bir hatun ile mesajlasiyoruz bir arkadas vesilesiyle, 3 5 gun sonra turk kahvesi severim, ay falina bakarim muamelesiyle kadikoyde aldik solugu, meshur turk kahvecisi vardi nezihin sokaginda adini hatirlamiyorum simdi 10 sene oldu.. neyse saat 5 dedik ben 4 te ordaydim, bakim neyin nesiymis diye, icerisi kalabalik neyse mesaj cektim 3210'um var o zaman yilan oynuyorum bi masada bunu beklerken neyse mesaj atti nerdesin diye ust kattaydim, dedim asagidayim kapinin onunde elinde telefon kara carsafli bir hatun iceriye bakiyor. o gunden beri kimseyle internet uzerinden bulusmadim zaten memleketide terketmem 2 yil sonrasinda gerceklesti.
  • gorusup evlendim bir de ben. sene 2004; kahraman tazeoğlu radyo 7'de mavi ada isimli bi' proram yapiyor ve bu programin da sitesi var. herkes oraya şiir, deneme vs yaziyor.

    bir kişi ile muhabbet koyulasip gorusulme karari veriliyor ve telefonlar veriliyor. ertesi gun site tekrar acilmamak uzere kapatiliyor.

    bir haziran gunu sarachanede bulusulup sohbet koyulastiriliyor ve bir zaman sonra bir daha ayrilmamak uzere birliktelik kuruluyor.

    yil 2013 ve 2 cocugumuz yanimizda bir tanesi de yanimiza gelmek uzere eylul ayini bekliyor.
  • bunu ilk kez yaptığım zamanı dün gibi hatırlıyorum.

    orta sondayım, mirc denen bir zıkkım var, ordan bir çocukla tanışmışım. loverboy80(!) nicki. konuşuyoruz bir süre, buluşalım mı diyor, olur diyorum. resim mesim görmek hak getire. "kırmızı tişört giyeceğim" diyor, ben de "çizgili yeşil gömleğim var" diyorum, salak bir alışveriş merkezinin burger king'inin önünde buluşuyoruz..
    hoş bir oğlan, elimde whopper menü, gözlerimde uçuşan kalplerle oturuyorum karşısına. yarım saatlik sohbetin sonunda bir arkadaşını görüp konuşmak için kalkıyor masadan.

    kafam kadar bir ericson telefonu var. hırsız girse eve, kendini korumak için kullanabileceğin o zamanların takoz telefonlarından. ekranı bana bakacak şekilde duruyor masada. bip bip sesi geliyor, mesaj geliyor oğlana. "dedim oğlum sana buluşma diye" yazıyor mesajda. şeytan dürtüyor telefonu alıyorum. gönderilmiş mesajlara giriyorum, kelimesi kelimesine hatırladığım şu satırlar yazıyor ekranda:

    " kız hem şişman hem çirkin çıktı. on dakika sonra ara, işim çıktı deyip kalkayım."

    çirkin ördek yavrusu gibi sonradan açılanlardanım ben. şu yaşımda, şu halimde ismi kaya olan, kızıl saçlı, yeşil gözlü o çocuğu bir yerlerde görmeyi, önce kendime aşık etmeyi sonra da suratına bir adet whopper yapıştırmayı nasıl isterdim anlatamam.

    kaç yaşıma geldim, halen hayatımın en üzücü ve utanç verici anlarından biri olarak yer etmiş kalmış aklımda. on dakika sonra gelen telefonun çalışı, "annem hastalanmış gitmem lazım" diyen sesi dün gibi kulağımda.

    internetten tanışıp görüştüğünüz, tipini beğenmeyip gömdüğünüz, nazikçe arazi olma nezaketini bile göstermeden incittiğiniz hatunların durumu bu anlayacağınız.
  • tanışmak şöyle dursun ben evlendim:) etrafımda yakın gördüğüm onlarca insandan daha iyi anlıyordu beni hem de sadece yazarak anlatıyordum. gözlerime bakmamıştı sıcaklığımı duyumsamamıştı. oha lan dedim bu kadar nasıl iyi anlayabilir nasıl ruhuma dokunabilir. bazen ruh eşiniz uzak da olsa bir yerlerde sizi bekliyordur. onu bulduysanız nasıl bulduğunuzun nerede bulduğunuzun önemi yoktur.

    şuanda ikinci kızımıza hamileyim:)
  • sadece görüşmekle kalmadık, 3 yıldır da sevgiliyiz. sahip olduğum en güzel şeyi buradan sözlükten buldum ben.

    neye benzediği hakkında en ufak bir fikrin olmadan içini seversin önce, öyle sevdikten sonra da gördüğün gibi vurulursun zaten. yaşanabilecek en güzel aşk bu bence.

    evlendik diye editlemek üzere.*

    edit: merak edip soran çok oldu, yarın 50. ay dönümümüz. ve evet hala her ayımızı sayıp kutluyoruz böyle de güzel bir ilişki işte belirtmiş olayım.*çekinmeyin internetten tanışılan kişiyle görüşmekten ve bir ilişkiye başlamaktan.

    editt: ve beklenen teklif geldi.*
    (bkz: #87649500)