şükela:  tümü | bugün
  • toplardamar icine yapilan enjeksiyon
  • (bkz: istavroz)
  • (ara: damardan)
  • (bkz: intraveineuse)*
    intra* oneki ve veine* kökünün birlesmesi ve akabinde geronimo turkcesi'ne kazandirilmasi
  • saglik terimleri nokta com'a gore, yazilisi entravenoz olan;
    vena, yani toplardamar ici ile ilgili.
    http://www.saglikterimleri.com/

    yanisira, konuyla iliskili olarak
    "intravenoz terapi" vardir bir de. yahut ingilizce'den ite kaka cevirince "iv terapi" (ayvi terapi diye okusak?) gibi cipcirkin durabilir, tirnak icinde dahi. ancak tip terimlerinin turkcedeki kacinilmaz sonu burasidir, maalesef. intravenoz terapi de, damardan sivi maddeler verilmesi anlamina gelir. diger uygulama yontemlerine gore en hizlisidir. bazi ilaclar ve kan nakli, ancak intravenoz yontemi ile yapilabilir.
  • damar yoluyla anlamına gelen bir ilaç alımı şeklidir. ağız yoluyla alınan ilaçlar 30 dakikadan 90 dakikaya kadar uzanan bir sürede bağırsaklardan emilerek kana karışırken, damarın içine zerk edilen ilaçlar 12 saniye içinde etkisini gösterir. kalbin bir kere atması ilacın istenen organa anında ulaşmasını sağlıyor. yazmışken damar içi (intravenöz) dışında diğer enjeksiyon şekillerini de yazayım: kas içi (intramuskuler), deri altı (subcutan) ve deri içi (intradermal). yani kalçamıza ya da ilkokuldayken omzumuza yakın bir yere saplanan o şırıngalar ilacı kas içine gönderirken, kuduz olduğumuzda karnımıza yapılan enjeksiyonlar derinin altını hedef alıyor. damar altına girilebilecek en rahat yerlerse ön kol, elinizin üstü ya da ayağınızın üstü. deri altına bedenin her yerinden girilebiliyor ama hiç tecrübeniz yoksa ve kendinizi acil bir durumun ortasında bulduysanız kasa yönelin. en hasarsız olabilecek yine de kas oluyor. omuzun yedi buçuk cm kadar altı.

    yalnız bir tane enjeksiyon yolu daha var: kalp içi (intracardiac) enjeksiyon. enjektörü tüm gücümüzle kaburgaların arasından göğüse saplayıp, göğüs duvarını delip ilacı direkt kalbe enjekte etmek. evet evet, trantino'nun şahane pulp fiction, türkçesiyle ucuz roman'ında güzeller güzeli mia'nın (uma thurman) yüksek oktanlı eroini kokain diye burnuna bir kerede hızlıca çekmesi ve komaya girmesiyle tetikçimiz vincent (john travolta) tarafından götürüldüğü torbacısı lance'in (eric stoltz) evinde kalbine kolum kadar şırıngayı saplamalarıyla örneklendirdikleri enjekte etme tekniği. aslında tabi mia'nın kalbi durmamıştır ve yavaş da olsa hala kanı bedeninde dönüp durmaktadır. eroini nötrlemek için bildiğimiz damar içi yoluyla naloxone ilacı verilmesi yeterliydi. anında beynin opiat yani uyuşturucu madde alıcıları bloklanırdı. ama kahramanlarımız telaşa kapıldı tabii. canımızın içi mia'nın damarı yerine kalbini deldiler. gerçi kim olsa öyle yapardı. önümüzde göğüs kafesinin içine saklanmış bir avuç top gibi bir kalp dururken ağaç dalı gibi incelip giden, dolaşıp duran o damarlarla ya da deri dediğimiz pembe organları çevreleyen o garip kılıfla ne işimiz olur? benim bir işim olmuyor. elime bir enjektörün değmesiyle aklıma bir kalp düşmesi bir oluyor. aklım bazen intracardiac çalışıyor.