şükela:  tümü | bugün
  • çekenlerin, çekildikleri.
  • kalabalıklara karışarak da yapılabileceğini gördüm.
    kalabalıkları mağara belleyenleri gördüm.
    vahiy bekler gibi aşkı bekleyenleri gördüm.

    bazıları kendinden geçmeden evvel gördükleri küçücük bir ışığa doğru yürüyüp inzivadan çıktı,
    bazıları inzivalarını yaşam yapıp ölüme tamamladı,
    bazıları da beklediği aşkı bulur bulmaz mağaralarına hoşçakal dedi.
  • insanın tüm duygusal kalkanları düşüp kaybolduğunda daha fazla yara almamak için kendini fiziksel olarak saklaması eylemi.
  • ya$amin rutininden ve daha pekcok $eyden uzakla$ip, kendi istegiyle yalniz kalma durumu.
  • ruhu, derin dondurucuda saklamaktır bir nevi. inziva, "tercih edilmiş yalnızlık"a karşılık olarak söylenegelse de, bu tercih etme durumu aslında bir zorunluluktan, bir seçeneksizlikten kaynaklanır. güç kalkanları devrede değildir, üstüne üstlük tüm savunma kalkanları da yitirilmiştir. yani maruz kalınacak olası bir darbede, bünyenin darmadağın olması kaçınılmazdır. hal böyleyken, yapılabilecek en mantıklı şey; bünye kendini toparlayana kadar, ruhun zarar görmesini engellemektir. bu da ancak ve ancak "yalnızlık"la mümkündür; ta ki yeni bir çarpışmaya kadar.

    (bkz: 'til i find somebody new)
  • sırtını bir ağaca verdiğin, manzarası güzel olan yer.
  • bazen zorla kendine çektirendir.
  • aylar geçti, inziva bitti, hala keyfini sürüyorum.
    mayıs ayıydı. yorucu, sonsuzluk gibi süren, anaforlu bir zaman diliminden sonra çocukluğumun geçtiği sahil beldesine kedimi de alıp tek başıma inzivaya gittim.
    üzerinden birkaç ay geçti, hala o inziva anlarını düşünüyorum. insandan arınmış sakin o yerde, böyle yağmur çiselerken, ağaçların arasında çıplak ayakla dolaştığımı hatırlıyorum. fillerin tepiştiği zihnime odaklanmaktan, o lahzayı hiç yaşayamadığımı fark ediyorum, o anın zevkini şimdi yaşıyorum.

    sonra sahil şeridinde yer alan eski, terk edilmiş sayfiye evlerinin içini görmek uğruna yaptığım akrobatlıklar aklıma geliyor. sapık gibiydim gerçi, terk edildiğinden emin olduğum evlerin balkonuna atlayıp, küf tutmuş pencerelerine yanaşıp içeriyi gözleyen mezar hırsızı gibiydim. sadece merak ediyordum. bu evlerden neden vazgeçilmişti? hayalet şehir detroit de beni aynı şekilde büyülemiştir her zaman.

    bir tane terk edilmiş evin içinde, masa üstünde, içinde kaşığı ile antika bir kahve fincanı görmüştüm. yanında tarihin 1998 i gösterdiği gazete vardı. 20 senedir eve uğrayan olmamış. alternatif gotik rock grubunun klibi gibiydi ortalık. o kahve fincanını ve gazeteyi oraya bırakıp, bir daha geri dönemeyeceğini hiç tahmin etmeyerek, çıkıp gitmiş ev sahibi belli ki. kimbilir belki yaşlıydı, öldü. ölünce, yurtdışında yaşayan torunları, bu eski yazlık evi hiç önemsemediler belki. ev sahibi evden çıktığı an, o odada akrep ve yelkovan durdu. o kahve fincanı hiç o masadan kaldırılıp vitrine geri koyulmayacak. o ev bir daha örümceklerden başka misafir ağırlamayacak.

    usta işçilik eseri, belli ki zamanında şatafat düşkünü ev sahiplerinin özel malzemeler getirterek yaptırdığı sayısız bahçe, terk edildikten sonra yosun tutmuş, kapıları çürümüş birçok güzel ev gezdim. ev sahipleri ne yatırımlar yapmışlar, güller, akşam sefaları ekmişler sıra sıra. her şey gibi bu güzelliğin de miyadı dolmuş, terk edilmiş bahçeler, evler. doğa kendine her zaman bir yol bulur, çiçekler yaşamayı başarmış ama.
    o evlerin arasında gezerken felsefe kasmamak elde değildi. zamanında saray yavrusu, şimdinin harabesi, zamana yenilmek, zamanda yenilmek... her şeyin ne kadar da geçici olduğunu anlatacak kamyonla metafor yığılır buraya.

    inziva, bana damardan verilen yaşama sevincine dönüştü. ancak içinden çıktıktan, şehre döndükten sonra kafası geldi. insanlığa ne armağan etmek istersin deseler, dünya barışı ile birlikte inziva derim.
  • kabuğuna çekilmek ve zamanı o kabuğun içine sıkıştırmak.
  • yaşamak istediğim.

    yumuşacık dumandan müteşekkil bir çizgi sanki. batmayan saplanmayan acıtmayan.

    sevdiğim birkaç kitabı ve cesaretimi yanıma alıp kaçmak istediğim bir yer var. o incecik tüy gibi yere tüm bedenimle ruhumla saklansam sonsuza kadar.