şükela:  tümü | bugün
  • misal, gidiyorsun bir dag evine. yalniz. dusunuyorsun. dusunuyorsun, dusunuyorsun. uzunca bir sure. hem de cok. pek bir sey bulamayip donuyorsun sehre. buluyorsun belki de. anlamsizligi. bilemeyecegim bak simdi.
  • zengin eğlencesidir. milletin evi mi var ki bir de dağ evi olsun?
  • hayatımın belli dönemlerinde yapıyorum bunu. kendimce şarj olmak diyorum. ama evde olmak insanın sinirini bozuyor belli bir zamandan sonra.
  • münzevi bir yaşama geçip hayatı sorgulayacak kadar dertsiz bir insan olmadığımdan, inziva durumunda sorgulayacak çok daha derin konularım olurdu.
    ha, hayat sığ ve önemsiz bir olgu mu?
    evet, hayat sığ ve önemsiz bir olgu.
    hayat heybesinin içine doldurduklarımı ve içinden attıklarımı, hayatın kendisinden, yani bütününden daha fazla önemsiyorum.
    ben puzzleın bütünüyle değil, bütüne ulaştıran en önemli parçalarıyla ilgilenenlerdenim.

    (bkz: bundan size ne olması)
    (bkz: herkesin inzivasına kimse karışamaz)
  • ben evde 10 yasindaki yegenimle defterden kestigimiz kagitlara yuzer milyon dolarlik onar milyon dolarlik paralar cizip zenginmisiz gibi rol kesiyoruz zenginmisiz gibi...

    halen gelip diyolar ki inzivaya cekilip hayati sorgulamak. biz kim inziva kim hayati sorgulamak kim amk

    not: daha ufak paralarda cizdik 500, 900, 5000tl gibi nede olsa hayal gucu bedava amk :(
  • hacı inzivaya çekilenler hayatın anlamını sorgulamıyorlar aksine meseleyi çözdükleri için inzivaya çekiliyorlar. hayatı hayatın içinde görürsün sonra tiksinip kaçarsın. yolları açık olsun.

    mesela:

    (bkz: ergüder yoldaş)

    not: tiksinmek şart değil. opsiyonlu.
  • toparlanın köye gidiyoruz,

    iki bin rakımlı köyüme yazları gider bir ay kalırım, giresun'un ücra bir köşesidir, nüfusu yaşlılar dahil 100.

    öyle bir zamanda gitmiştim ki, gündüz sokakta rastladığım kişi sayısı 3 bilemedin 5 kişi olurdu. herkes işinde gücünde tarlasında.

    ben de kahvaltıdan sonra kendimi orman yoluna vurup öğle yemeğine yakın dönerdim.

    takribi 4-5 saat kuş sesi, yaprak hışırtısı, kıçımla temas eden toprak, gözlerimin gördüğü uçsuz bucaksız arazi: bir müddet sonra seni bir kuyunun içine çekiyor, düşün düşün boktur işin der ya atalarımız, aynı o şekil.

    istanbul'daki hayatım, para kazanma gayretim, kurduğum aile, şu anki durumum, her şey güzel olsa bile o kadar boktan geldi ki gözüme, öyle bir tatminsizlik kapladı ki içimi, tarif bile edemiyorum.

    sahip olduğum her şey, canon eos60d ile arkadaki nesnelerin blurlarmış haliyle çekilen fotoğraflar gibi, makinanın tek odak noktası ölümdü.

    sonuç, kaçarak istanbul'a döndüm bu 30 günün sonunda, kendimi hemen iş hayatına attım, saçma sapan dertler edinip onları çözmeye koyuldum, saçma sapan diziler izledim, hep birileriyle sohbet halinde oldum -köyde telefon ya da internet de çekmiyor- derken bir ay sonra kendimi yeniden uyuşturmayı başardım.

    hayatın anlamını sorgulamayın, gerçekten, boğuluyor insan.
  • tam olarak yapmak istediğim şey.

    hayatın koşturmacası, stresi ve yaşadığın her gün sorumluluğun bir kademe daha artmasıyla birlikte ne yaşadığımı anlayamıyorum. akıp giden zamana müteakip, ayna karşısında her gün bir miktar daha belirginleşen kaz ayağı ve saça sakala düşen akla birlikte " noluyor lan! kimim ben, benden istenen ne, yapmam gereken ne, benim yaptığım ne" gibi ve daha birçok soruya cevap aramak istiyorum. ama olmuyor. iki dakika düşünecek olsam üçüncü dakika aklıma görev ve sorumluluklarım geliyor. yaşam mücadelesi, gelecek kaygısı vs...

    hayat sorgulamaya değer. hangi koşulda olursa olsun...
  • (bkz: yeni başlayanlar için budist manastırında inziva)

    budizmde inziva konusu metodik bir biçimde ele alınıyor. yukarıdaki başlıkta konuyla ilgili epeyce bilgi verilmiş, merak edenler oradan takip edebilirler.
  • inzivaya çekileyim de düşüneyim hayatın anlamını bulayım... öyle kolay değil, kaçıncı dakikada telefonu eline alacağını bile biliyorsun...

    zorunlu olarak yapmak durumunda kaldığım şeydi bir zamanlar... hayatın anlamını da aramıyordum, ben değiştikçe anlamı da değişiyor zira. o dönemde kapanıp binlerce sayfa okudum birçok alandan,sorguladım, inandım; yitirdim sandıklarımdan yeniden doğdum demeyeceğim çünkü hiç bir şey yeni değildi. her şey çocukluğundaki gibi, iki sene önce yaptığın gibi yani; alışkanlıklarından izler taşıyorsun. neyi alışkanlık edindiysen o’sun. alışkanlıklarını değiştirmeyi dene, inzivaya çekilmene gerek yok, kalabalıklar içinde de olur. çileni içinde yaşa ama asla arabesk değil; sporda ağırlık çalıştıktan sonraki kas ağrısı gibi,gelişirken sınırlarını-zarlarını yırtmış olmanın acısını hisset sadece... canın yanarken zevk aldığın ve dahasını başarmak için güç veren bir acı türünden bahsediyorum. hayatın anlamını da aramakla zaman harcama, sen durmaksızın çalış; o seni bulur, ve yerinde durma; o senin değişimine ayak uydurur.