şükela:  tümü | bugün
  • müsvette defterimin ilk cümlesi.
  • cinnetin mottosudur. bir taraftan kaybettirir, diğer taraftan uzaklara götürür.
    (bkz: vade in pace)
  • hayatımın çeşitli evrelerinde deneyimlemek buna mukabil sorgulamak zorunda kaldığım bir deyim.

    haliyle ira'nın, furor'a dönüşümü insanın kendisi için, ancak deneyimlemişse, manalıdır; dışarıdan bakıldığında her zaman öfkeye karşı insanların bir tepkisi, kızgısı ya da ironik bir şekilde- öfkesi olmuştur. demek istediğim şu; insanlık tarihinin, kültürel birikimlerin toplamının yaygın olarak insanda olmaması gerektiğini düşün(dür)düğü şeylerden biri olarak öfke, yani başlıktaki haliyle "kısa süren delilik hali" tuhaf bir biçimde sadece o an öfkeli olan kişi için mana ifade eder. başkaları için manasızdır. oysa öfke ne uzun ne de kısa haliyle delilik olarak görülmek zorunda değildir; bizler, bizlerden önce yaşamış insanların öfke deliliğinden çekmiş olduklarının bedelini, öfkeliliğe dair uyarılar alarak ödüyoruz. gerçi bu durum, her türlü ahlaki kabul için geçerlidir. o ira dolu an yaşanırken çevremizde ira'mızı gözleyen birileri olur; onların ahlaki kabullerine göre halimiz furor'dur; yine onların değerlendirmesine göre yatıştığımız zaman furor'luktan da çıkmış oluruz. oysa furor'luk kalıcı bir deliliği gösterir; eğer biz kalıcı delilikten mustarip olmayıp, öfkeyle kısa süren (brevis) bir ira dehlizine düşmüşsek işte o zaman bizi gözlemleyenler tarafından anlaşılma çabamız gereğince, manamızı yitiririz.

    mana arayışı önemli mi? bana kalırsa insanın en büyük buluşu. doğadaki fenomenlere bakıp, onlarda çeşitli manaların gizli olduğuna inanışı, onun en büyük heyecanıdır. bu heyecanı kuşkusuz doğuşundan getiriyor; ölene kadar da her şeyi, sürekli manalandırabilecek kadar da yetisi var. öfkeyi kısa süren delilik olarak görme telaşı da kuşkusuz bu yetinin bir ürünü; ancak her manalandırma çabasını el üstünde tutmak gibi bir tutum da olamaz. hele ki ahlaki söyleme dair bu kadar farklı ekolün birbiriyle çatıştığı bir zeminde, topyekun bir isyanla tüm manaları yeniden keşfetmek olası değil midir? başlıktaki ifadeyi horatius, lollius'a yazmış olduğu bir mektubunda kullanıyor, ancak tek başına değil, bir bağlamı söz konusu: epistulae i.2.59-62: "maius tormentum. qui non moderabitur irae, infectum volet esse, dolor quod suaserit et mens, dum poenas odio per vim festinat inulto. ira furor brevis est:" yani türkçesiyle "öfkesini yumuşatmasını bilmeyen kişi, kendisine yapılan hakaretin öcünü o şiddetle almış olmaktan pişmanlık duyar; zira öfke, kısa süreli bir deliliktir."

    horatius'un felsefede eklektik sistematiğini düşünelim; hem dönemin akademia'sına, hem stoa hem de epikuros okuluna meyledişini; daha sonra şu sonuca varalım: üç farklı felsefi ekolden vardığı nokta budur, insan asla öfkelenmemeli. insan öfkesini yumuşatmalı, kendisine hakaret edildiğinde de hakaretin öcünü almamalı. daha sonra hıristiyanlıkla birlikte dinginliliği de adından bahsettiğimiz felsefe ekollerinden ve eski ahit'ten miras olarak sonraki yüzyıllara aktarılınca doğal olarak yeni ahit de amor yani sevgi kapsamında öfke'yi kötü olarak göstermişti: paulus'tan korinthos'lulara mektup 1.1.13: "sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz."; paulus'tan galatia'lılara mektup 5.19-21: "benliğin işleri bellidir. bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir." oysa yine paulus ephesos'lulara mektup 4.26'da eyleme, aksiyona sebebiyet vermemiş öfkeyi şöyle makul kılarken "öfkelenin, ama günah işlemeyin. öfkenizin üzerine güneş batmasın.", beri yandan yine ephesos'lulara mektup 4.31'de onu tümüyle insandan uzak olarak idealize ediyordu: "her kötü niyetle birlikte her türlü kin, öfke, kızgınlık, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun."

    ibranilere mektup 3.11 ise tam anlamıyla öfke, huzur karşıtlığını ortaya koyar: "öfkelendiğimde ant içtiğim gibi, 'onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.'"

    bu son mektup da açık bir şekilde gösteriyor ki, insanlar sebep ne olursa olsun öfkeyi silmeye, dingin hale getirmeye proglanmış gibi olmalıdır. bir yerlerde "huzur diyarı" var mı yok mu, hiç önemli değil; en azından bu dünyayı bir "huzur diyarı"na çevirebilmek adına herkesin öfkeden sıyrılması geçer akçedir; üç farklı felsefe okulundan etkilenmiş olan pagan horatius için de bu böyledir, yeni ahit için de. ararsanız kuran'da da görürsünüz, ararsanız çevrenizde de görürsünüz; ararsanız geçmişinizde de görürsünüz. sizden hep dingin olmanız beklenir; çünkü bu huzur ortamı sadece sizin değil çevrenizin de ihtiyaç duyduğu şey olarak düşünülür. haliyle dingin eylemsizlik, her türlü saçmalığa, gayrıciddiliğe, dengesizliğe karşı tepkisiz kalmak; tatlı bir tebessümle veyahut öbür yanağı da uzatarak bilgelik gösterisinde bulunmak bilgeliğin koşullarıymış gibi durmaktadır. çünkü rasyonel dunyada en az bedelle en fazla mutlulukda buna bağlıdır. insanın toplum içinde tepki çeken hareketlerini düşünün; belli kurallar çerçevesinde rahatsızlığı bildirir mutlaka. sigara içilmesi yasaklanmış alanda sigara içmeye kalkışan adamın eylemi, yasa yapıcılar ve yasaya boyun eğiciler tarafından her şeyden evvel illegal bulunur, tepkisel değil. işte mevzunun başında bahsettiğim "birikim"den kastım budur; birikimimiz bize belki uyumayı değil,ama uymayı öneri olarak getiriyor; dahası dikte ediyor. stoa'da adına bilgelik denen içsel ve dışsal uyumun (itinayla bakmanız gereken yer: bilge ya da özgür olan) insandaki hayvanlığa uygun olup olmadığı ciddiyetle tartışılmalı. insan bilge olmaya uygun mudur? bilgeler nasıl bilge olmuştur, hiç öfkelenmezler değil mi? hiç öfkelenmeyen, öfkeleri tatlı bir tebessümle karşılayarak bilgeliğini kendince kabul ettiren, kanıtlayan zihin yapısının altında avını köşeye sıkıştırmış aslan edasını görmeyebilirsiniz ama en azından bizden öncekilerin bilgeliğine saplanıp kalmamak adına, çelimsiz bir av olarak kaçmaktan da ötesini yapabilmelisiniz: "değerleri yeniden değerlendirin" diyen pos bıyıklı adamı anımsayın.

    cicero, stoa'dan hareketle bilgeliğe mani olan tutkuların "perturbationes animi" yani "zihnin karmaşaları/bozuklukları" (bkz: pathos) olarak görülmesini eleştiriyordu. (bkz: #10075764) o tutkuların içinde iracundia yani öfke de vardı. tepkisi yerindeydi; bana kalırsa öfke insana özgüdür. öfke kısa süreli bir deliliktir belki, ama delilik de insana özgüdür. kısa sürelilik mi? o da insana özgüdür. bunu horatius'un dizeleriyle bırakalım, dinginliği ya da "uzun süreli" bilgeliği tartışalım.

    horatius, epistulae i.19.48-49

    "ludus enim genuit trepidum certamen et iram,
    ira truces inimicitias et funebre bellum."

    "oyun kavgayı, kavga da öfkeyi doğurur,
    ve öfke vahşi düşmanlıkların, öldürücü savaşların anasıdır."
  • cicero'nun de murena'sında tam da benim burada dile getirmeye çalıştığım husustan bahsediliyor. "ira furor brevis est" düsturunun delinebilirliğine örnek teşkil ediyor. cicero'ya göre bilge olan kişi asla bir kişinin hatasını affetmez; bu konuda yumuşatılamaz veya uyuşturulamaz. cicero burada stoacı cato'nun bilge olan kişi (stoa felsefesine göre) asla sinirlenmez ("numquam sapiens irascitur") ifadesini yererek; platonculara ve aristotelesçilere göre insanın (bilge olanların bile) bazen sinirlenmesi mümkündür (cicero, de murena 63: "nostri autem illi--fatebor enim, cato, me quoque in adulescentia diffisum ingenio meo quaesisse adiumenta doctrinae--nostri, inquam, illi a platone et aristotele, moderati homines et temperati, aiunt apud sapientem valere aliquando gratiam; viri boni esse misereri; distincta genera esse delictorum et disparis poenas; esse apud hominem constantem ignoscendi locum; ipsum sapientem saepe aliquid opinari quod nesciat, irasci non numquam, exorari eundem et placari, quod dixerit interdum, si ita rectius sit, mutare, de sententia decedere aliquando; omnis virtutes mediocritate quadam esse moderatas.").

    bana kalırsa iracundia'nın özellikle de stoa'da tümüyle dışlanası bir zihin rahatsızlığı ("perturbatio animi") olarak görülmesi, ve ideal bilgenin ondan tümden kurtulması gerektiğine dair düşüncenin (bakınız, defaatle inceleyiniz: bilge ya da özgür olan) insanın gerçekten de aradığı şey olup olmadığı müphemdir. çünkü stoa felsefesi gereğince insanda bilgeleşmeye meyilin en temel sebebini nasıl ortaya koyacağız? ben bulamıyorum; bulanlar buldukları başat ereğin nereye dayandığını araştırıp öyle gelsinler. mesela en temel erek "dinginlik"se, insanın neden ira'sını dindirerek tranquilitas'a varması gerektiğini düşünüp gelsinler. hedonizmin bana kalırsa en büyük silahı da, diğer bütün sistemlerdeki en temel ereğin de bağlandığı bir üst merciinin olmamasıdır. torbjörn tännsjö'nün hedonistic utilitarianism adlı eserinde (p.66, edinburgh university press, 1998) bildirdiği gibi klasik hedonizme göre ben eğer hedonistsem, her tutumumda hedonistçe bir ton vardır; ve bu ton zaten hedonist tutumumun kendisini verir. buna göre bir önemi olmasa da, daha kötüye dönük de olsa; bir mental durumdan diğerine değişimin olduğu açıktır. ve bu değişim, sadece benim temel ereğimi gösterir, onu açımlar. bu sürecin hiçbir noktasında hedonist tavrıma bir zarar gelmez; çünkü ben bu tavrın içinde bulunduğum ölçüde, tavrı sürdürürüm. oysa "öfkenin kısa süreli bir çılgınlık olduğu" düşüncesinden hareketle, bana örneğin temel ereği tranquilitas olan bir dizi sakinleşme, yatışma, ılımlı hale gelme teşvikinde bulunan sistemin bunu bağlayabileceği bir üst mercii yoktur. şimdi diyeceksiniz ki" en üst mercii zaten tranquilitas değil mi?"; tamam da en başından en sonuna kadar bu sürecin taşıyıcı motoru tranquilitas mefhumunun kendisi değil ki; öbür tarafta söz konusu kitaptan düşünüyorum, utilitarianlıkta da, hedonistlikte de taşıyıcı motorlar kendileri. kendi yararcı mekanizmasına veyahut kendi voluptas'ına (zevk) yönelen insan her ikisinin de ne olduğunu bilir, ancak dinginliğe kavuşan insan için bunun ne olduğu müphemdir. hatta tranquilitas'ı amaçlayan bu yolla zevkleneceğini, yararlar elde edeceğini düşünen insan da ironik bir biçimde hem yararcı hem de hedonist olacaktır, ancak vice versa mümkün değil.

    sonuç olarak şunu anlıyorum ki, araştırma, soruşturma bitmez. öfkenin niçin yatıştırılması gerektiğine dair üst iyinin üzerinde düşünmeye devam edeceğim.
  • düzenli deliliğime biçtiğim puantiyeli kılıfta yazar bu..
  • (bkz: seneca)