şükela:  tümü | bugün
  • cazip gelen yerine dogru olani yapabilme gucu.
  • watchmen izlemek için sinemaya ağır adımlarla ilerken, hafta içi hiç içmediğim aklıma geldi. kültür bütçem için günlük ayırdığım 10 lira ya filme bilet, ya da kırmızıma kaynak olacaktı. akşam sekiz civarında sinemaya girdim, her tarafın kırmızı olduğu ve gereksiz agresyon yaptığı astoria'nın lobisinde biraz bekledim. canım deli gibi içmek istiyordu, biten bir aşkın ardından gelen sonsuz duyarsızlığı yalnız kutlamak istiyordum. kimseyi her hangi bir duyu organımla algılamak istemiyorken; gün içerisinde dinleyeceğim şarkıları bile seçmiş, prensesin uykusuyumu da top ten'e almıştım.

    filme kadar anlamsızca beklemek saçma geldiğinden sinemadan çıktım. kırmızı ikmali yaptığım yerde daha önce bir çok kere görüp de imrendiğim üniversiteli alkolik çifti gördüm yine. kızın saçı kısa ve kızıldı. adının ne olduğu umurumda bile değildi, sonsuza kadar mutlu olacakları belliydi. aşk bazı insanlara hiç uğramaz, bazılarının tepesinden ayrılmaz. evrenin adaletsizliğinin en büyük kanıtı aşktır.

    bira dolabının karşısında beklerken, dedemin "içmek istiyorsan iç, içmemen gerektiği zaman içme" vecizesini hatırladım. sanırım kanımda kızılderililik var, ne kadar mantıklı şey duyduysam hepsi dedemden. bana içmenin adabını öğreten bu adama bir kere daha hürmet ederek 4 kırmızımı kucakladım. yürürken, uriah heep sympathye de bangır bangır girmişti. cuma akşamı içiyor olmak başlı başına mutluluk sebebiyken, "ne olacak halim" diye de düşünmeden edemedim. iradem ve ben içmekten yanayken, diğer her şey para biriktirip sikik ve sıkıcı bir adam olmamı söylüyordu. araba almamı, ev taksidine girip 60 yaşından sonra kafası rahat etmiş bir ihtiyar olmamı söylüyordu.

    hayat çizgim kısa olduğundan içimdeki kapitalist köpeğe düz gidip eve geldim. içtim de içtim; şimdi yine kafalar bulut prensesin uykusuyumu dinliyorum. ama kimin uydusu olduğumu hala bilmiyorum.
  • bir şeyi istediği halde yapmama, ya da istemediği halde yapma gücü.

    istediği halde yapmama: mesela önünüzdeki baklavaları höpürdetmek istiyorsunuz ancak höpürdetmiyorsunuz. çünkü şekeriniz tavan yapar, kaloriler göbek olur basen olur vs. ya da karşınızdaki sizi fevkalade tahrik ediyor, çünkü çok güzel bir kadın ve size göre açık saçık giyinmiş. siz ise ona laf atmıyor ya da onu taciz etmiyorsunuz. ya da öfkelendiğiniz halde şiddet uygulamama, sigarayı bırakmaya çalışırken içmeme vs.

    istemediği halde yapma: mabadınız devasa oldu, spor yapmaktan nefret ediyor ancak yapıyorsunuz. ders çalışmak istemiyorsunuz ama sınavınız önemli, çalışıyorsunuz. eşinizle tartıştınız, içten içe haklı olduğunu biliyorsunuz, egonuz kabul etmese de özür diliyorsunuz. aylık mayışınızın bir kısmını, paranıza kıymak zor gelse de tema'ya, peta'ya, tev'e bağış olarak gönderiyorsunuz. cennette iki bonus fazla kazanırım diye, uykunun en tatlı yerinde kalkıp namaza duruyorsunuz.

    iradenin hedefi ise, isteklerinize/içgüdülerinize karşı çıkmanın sizin için uzun vadede daha karlı bir sonuç getirmesidir.
    bu konuda yapılmış en ünlü ve zekice araştırmalardan biri, walter mischel'e ait 1970'lerde başlayan bir araştırma silsilesidir.
    orijinal araştırmada, küçük yaşta çocuklar bir odaya konuluyor. önlerine bir tatlı (marshmallow) konuluyor ve deniliyor ki; "seni bu odada yalnız bırakacak ve onbeş dakika sonra döneceğim. eğer bu onbeş dakika içinde bu tatlıyı yememiş olursan, sana bir tatlı daha vereceğim ve ikisini birden yiyebileceksin. ama eğer bu onbeş dakika içinde bir ısırık dahi alırsan, sana başka tatlı verilmeyecek".

    sonuçta, çocuklarına üçte ikisi onbeş dakika içinde kendilerine hakim olamadan önlerindeki tatlıyı yiyorlar.

    çocukların zeka katsayıları, ailelerinin sosyoekonomik durumu vs. eşitlenmiş durumda...

    şimdi, işin daha ilginç tarafı, 1990 yılında, bu deneye katılmış çocukları buluyorlar ve sat (amerika'da yapılan bir nevi üniversite sınavımsı hede) puanlarını analiz ediyorlar. sonuç; yirmi yıl kadar önce onbeş dakika boyunca iradesini koruyarak tatlıyı yememiş çocuklar, büyüdüklerinde sat sınavından belirgin olarak daha yüksek puan alıyorlar. hatırlatayım, zeka seviyeleri arasında anlamlı bir fark yoktu.

    ilginçlik ve silsile devam ediyor: birkaç sene sonra aynı bireyler bulunup vücut kitle indeksi (kilonuz çok mu az mı diye bakmanın kaba yöntemi) derecelerine bakılıyor. onbeş dakika bekleyebilenlerin bki'si, ideal noktaya diğerlerinden daha yakın.
    araştırma farklı varyasyonlarla tekrarlanıyor. bir buldu daha ortaya çıkıyor: kendisine verilen sözler yerine getirilen çocukların onbeş dakika bekleme ihtimali çok daha yüksek.

    sonuç 1: hayatta başarı üzerinde zeka tek başına bir belirleyici değildir. iradeniz yoksa zeka, siz öldüğünüzde yastık altında kalan paralara, otuz yaşında bakir/bakire kalan genç irilerine benzer; güzel bir kaynak heba edilmiştir.

    sonuç 2: sağlık, irade ile doğrudan ilgilidir.

    sonuç 3: çocuklara bir söz verdiğinizde tutun. iradesini kullanmasının olumlu sonuç olarak kendisine döneceğini bilsin, buna inansın.

    sonuç 4: çocuk eğitiminde çok önemli bir husus, "hazzın ertelenmesi"dir. yıllardır anne-babalardan en sık duyduğum şeylerden birisi: "çocuğumuz ne isterse yaptık, bir dediğini iki etmedik, niye böyle oldu anlamadık!?" yorum: e zaten öyle yaptığınız için çocuk böyle olmuş. bir dediğini iki edin, ne isterse yapmayın. istediğini yapacaksanız da, ufacık bir pedagojik ipucu olarak, biraz bekletin. örneğin dondurma görüp isteyen çocuğa deyin ki, "bir sonraki dondurmacıdan alalım". ya da ne istediyse çocuk, yarım saat, bir saat sonraya atın. sonra yapın.
  • bizler kendimizi benliğimizin tam ortasında zannediyor olsak da aslında bizlerin bilinç dediği terminatörün görüş alanında beliren yazılardan pek farklı değil. karar verme işlevi ile kararın bilincine varma işlevleri ayrık süreçler şüphesiz. bir karar vermek ile bir karar verdiğini anlamak aynı şeyler değil. verilen karardan bilincin haberdar olması en azından beynin işlevsel kabiliyetlerinin limitleri ise sınırlanmıştır. nasıl ki öndeki arabanın fren lambalarının yandığını görmemiz ile bizim aracın frene bastığını anlamamız arasında bir zaman farkı varsa, bir karar vermemizle o kararı verdiğimizi farketmemiz arasında da en azından bir birimlik bir zaman farkı olmalı. sonuçta bilinç beynimizin tamamına yayılmış bir kabiliyet değil beynin bir fonksiyonu şüphesiz. nöronlarımız ne yaptıklarını bilmiyorlar ama beynimiz bütün olarak bir farkındalığa ulaşabiliyor. o halde biz bir karar verdiğimizde henüz bu karardan haberimiz olmuyor, verdiğimiz kararı farketmemiz biraz zaman alıyor olmalı. irademiz ile bilincimiz senkronize çalışmıyorlar fakat irade lehine bir faz kayması mevcut. . kararı veren siz değilsiniz, siz ancak bu karardan haberdar oluyorsunuz; irade de size ait değil.
  • insanların zoru başarmasını sağlayan iç güçleridir.irade gücünü ortaya çıkaramayan,kendine inanmayan bir insan asla üstün başarılara imza atamaz.yııkıldığınızda sizi yeniden ayağa kaldırır,motive eder ve her şeye sıfırdan başlamanızı sağlar.
  • jelibonu isirmadan bitirebilme yetisi. (olmuyo lan)
  • aklı çelen bir sürü şey varken hiçbir şey yokmuş gibi davranabilmek.
  • "nasıl ki fiziksel güçle eşyaları, maddeleri şeklillendirebiliyorsak, irademizle de ruhumuzu şekillendiririz"
  • bi paket çekirdeği açıp, içinden sadece bi tane yiyip gerisini bırakabilen insana hayatta her şeyimi emanet ederim.. benim için irade budur
  • niyet, beni doğruca iradeye getirdi. maksadım kuvveleri önce cem etmek, sonrası allah kerim. niyet yerine arzu diyelim. niyet bir duygu. duygunun merkezi neresi? kalp. niyetimiz, kalbimizden doğuyor, kalbimizde mayalanıyor. kalbimizde taşıyoruz niyetimizi. gelelim iradeye. irade deyince ziyadesiyle muhkem ve çetin bir mefhumu anımsıyorum ben. irade yerine de akıl diyelim. aklın merkezi beyin. irademizi de kafamızda taşıyoruz yani. aklın âleti olan düşünce, kafamızdan doğuyor ve irademizi kullanabilmemiz için gerekli rabıtaları kurmamızı, içeriyi ve dışarıyı duyup anlamamızı, faydayı zarardan ayırmamızı sağlıyor. bütün bu süreci niyet belirliyor.

    kalp, kirlenebilen bir organ. toplardamar temizlik a.ş. tarafından hababam temizleniyor malum. demek ki kalbin devamlı temiz tutulması lazım. neden? temiz niyet üretebilmesi için. süreci niyet belirliyor dedik. niyet temiz olunca düşünce de temiz oluyor. karışmıyor, bulanmıyor, doğruyu şıp diye tanıyor, yanlıştan tereyağı misali çekiyor. akıllanıyor düşünce. âleti düzgün çalıştığı için akıl da akıllanıyor ve irade kuvvetini olması gerekenden yana kullanıyor. çemberi yarıladık hah. peki olması gereken nedir? insan olmaktır olması gereken. bu niteliğiyle iradidir insan olmak. insanın hür olduğu nokta. kaderini eline aldığı an. gerekliliğin olduğu yerde hürlük ne gezer dersen insan kardeşim, olması gereken insan olmak, olan değil, olan olsa, nasıl bütün baykuşlar baykuş, bütün insanlar da insan olurdu. fakat sen aklını insan olmamaktan yana da kullanabilirsin, bin türlü katakulliyle hayatı kendine zından edip bizzat cehennemini de hazırlayabilirsin. buna karışan yok. hatta seni sana matah gösterip yardım eden zındancıbaşın bile mevcut. oysa buradan bakınca hayat bir armağana benziyor. insana da insan, doğru, güzel, iyi, temiz olduğunda deniyor. kalp, ancak irade bunlardan yana döndüğünde felah buluyor. öyle ya kalp, fıtratı gereği temizlenmeye meyyal. hamdolsun rahmeti, gazabını geçtiği için bu böyle. zanıyorum.

    kalp meyyal dedik. kalp, iyiden yana yani. rahmetten yana. bu, kalbin gözü oluyor. gören, mevzuya uyanan kalp vesselam. gördüğü vakit iradeye söylediği şu: ben gördüm, sen de ona göre akıllı ol! bunu derken kalp, iradeye büyük sorumluluk yüklüyor tabii. kalbin huzuru, iradenin kuvvetine bağlanıyor. kalbi, irade taşıyor. iradeyi bu sebeple kuvvetle betimliyoruz. kalp sırça saray, yol kimi eğri büğrü, kimi tuzak kapan. irade olmazsa yaman, hâli yaman! hulâsa niyet, iradeyi idare ederken; irade de niyeti terbiye ediyor. böylece süreç, çemberini [döngü] tamamlayıp iradeye teslim oluyor. irade, eyleyen çünki. irade, eylediğinden ötürü irade. buraya geldiğimizde, irade tek zaar. yaratan. yaradan. mevlâmız. yaratıklarından sadece bize, ademgile, yokgile eser miktarda bahşettiği, zatının bir özelliğinin zerresini insana tattırdığı için biz de, emaneti emanetle anlamaya çalışıyoruz. çünki her emanet, sahibinin olmak ister. kalp ister ve der: beni zayi etmezsen, emaneti hakkıyla seversen, koruyup esirgersen, sen bensin ve emanet senindir.

    kalp, gördüğünde eman bulur. akıl, kalbe inandığında irade buyurur.
    böylece ikisinin bir olup, vahdet suyunda fena, rahmet nurunda bekâ bulması umulur.

    "bir kimse bir iyilik yapmaya niyetlenir de onu yapamazsa, allah kendi nezdinde o kimsenin niyetine karşılık bir tam sevap yazar. eğer niyet eder ve o iyiliği yaparsa, buna karşılık on sevaptan yedi yüz katına kadar sevap yazar." kudsi hadisiyle niyet-irade ilişkisine berrak bir şerh. sayılara takılmayalım. eylemenin ehemmiyetine bakalım.

    [yerleyeksan, eril iradeyi nefis ifade etmiş yukarıda bir yerde. dişiler erlere, erler dişilere okusun, okutsun.]