şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 11 eylül saldırılarının olduğu gün uluslararası ilişkilerin artık yeni bir döneme girdiğini hepimiz aşağı yukarı biliyorduk. kısa veya orta vadede amerikalıların ırak'a ve afganistan'a ve belki bir sürü başka ülkeye askeri müdahelelerde bulunacağını az biraz kestirebiliyorduk.

    ancak bu ülkelere bir kez girdikten sonra ne olacağı çok muallakta idi. insanı düşündüren kısım da zaten buydu. tarih boyunca "zafer" sözcüğünden anladığımız şey, çocuksu bir basitlikte "düşmanın evini ele geçir, bayrağını dik, evine dön" denklemi olduğu için. tv başındaki averaj herhangi bir insan için bağdat'ın veya kabil'in etrafında askeri kontrol sağlandığı zaman "düşmanın" (artık her kimse onlar) gelip biz yenildik diyip beyaz bayrağı çekmesi beklenen bir şeydi. napoleon aynı sendroma 1812'de rusya'yı işgal ederken yakalanmıştı. işgal etmişti, kazanmıştı. moskova'da fransız bayrağını dalgalandırmıştı. ama alacağı yeri elinde nasıl tutacağını bilemediği için bu onun sonu oldu. bundan neredeyse 200 yıl sonra bu ölçüde bir naiflik halk kademesinde tamam beklenebilir ama devletler bazında bu kesinlikle affedilebilir bir şey değil.

    günümüzdeki ortadoğunun vaziyetiyle ilgili belirleyici olan bu olayı biraz kurcalarsak toplum mühendisliği sosyoloji gibi konularda danışman sıkıntısı çekmeyen amerikan hükümetinin baltayı vietnam savaşından beri vurdukları en sert taşa bu olay neticesinde çaktığını göreceğiz. amerikalılar bir yanlış kararın nelere mal olacağını hepimizin gözüne sokup arkalarında çıkartacak çok güzel dersler bırakmışlardır.

    olayın evveline dönersek, amerikalılar 2003 senesinde ırağa tabii haldır huldur girmemişlerdir. askeri anlamda nereye girecekler, neyi nereden vuracaklar, kim neyin başında nereye yürüyecek bunlar çok detaylıdır. ırak ordusu ve ünite yapısı, kimin nereden geldiği, hangi etnik ve sekteryen kökenlerden geldiği yüzdeler halinde bilinmektedir. bu gibi gerçeklerin üzerinden de geçilmiştir. ırak amerikan istihbaratına göre sayı olarak ortadoğuda hatırı sayılır bir orduya ev sahipliği yapmaktadır. üstelik bunlarda ortadoğudaki bazı diğer ülkelerin aksine belli bir standartta eğitim de vardır. sonuçları felaket olmuş olsa da on yıl öncesinde kadar ülke aşırı operasyon yapacak inisiyatifleri falan da var idi (bkz: körfez savaşı). çok büyük askeri, finansal ve psikolojik baskı altında ırak varını yoğunu ortaya koyup iran'a resmen bir ölüm kalım savaşı vermiş ve ona rağmen hükümeti değişmeden tutabilmiş. üstüne gidip kuveyt'i işgal edip tarumar olmuş ve yine dağılmamıştır. ordu kademesi incelemesinde verilen kayıp oranlarına rağmen saddam ordusunun bu her evden bir can alan savaşlarda çözülmemesi bir yana, muhalif tek bir ses bile çıkartmaması amerikan analistlerince sadakat olarak değerlendirilir. diğer taraftan birbirinden nefret eden iki mezhebin (sünni ve şiiler) üzerine bir de arap olmayan ve saddam'a direnip isyan falan etmiş bir üçüncüsünün (kürtler) de yandan müdahil olduğu bir sistemde herkesin "birruh biddem nefdik ya saddam" diye pro saddam bir görüntü çizmesini batılı analistler başka türlü yorumlayamazlar. bunların da üzerine, ırak ordusunda aşırı politize olmuş bir cumhuriyet muhafızları birimi orduya ideolojik ve görsel bir emsal de teşkil etmektedir. adeta baas politikasının waffen-ss'i olarak ortamda bulunmaktadır. amerikalılar bunların hepsini altalta koyup toplayarak saddam ve ordusunun bu etnik ve sekteryen karmaşayı bir arada korku ve sadakatle tutan bağ olduğunu değerlendirirler.

    savaş öncesinde tuğgeneral jay garner, ırak ordusunun savaş sonrası ne olacağına yönelik bir plan yapmış, isin eğrisi doğrusunu masaya güzelce yatırmıştır. kendisi demektedir ki ırak silahlı kuvvetleri aşçısından şoförüne 375 bin kişi yekün çekiyor. bunların da hiç azımsanamayacak 50 bin kadarı cumhuriyet muhafızlarına mensup. neredeyse her 8 kişiden biri orduda saddam için kanının son damlasına kadar savaşmaya yemin etmiş durumda. savaşın sonucu tam bir zafer olduğu ve ırak ordusu işler bir vaziyette teslim alındığı zaman bu adamların ne olacağı da haliyle çok şüpheli. cumhuriyet muhafızları çok fanatik addedildiği için bunların dağıtılması konusunda görüş bildiriyor. ırak ordusuna kalan 325 bin asker ve subay hakkında kesin bir görüş ise bildirmek istemiyor. ancak ekliyor ki bu kadar büyük bir ordunun bir anda terhis edilmesi işsizlik patlaması getiriyor. bir ülke işgal edileceği için de geleneksel olarak en vatansever kesimde kalan ordu personelinin bir anda işsiz kalması demek işgal koalisyonunun ayni gün 375 bin yeni düşman edinmesi anlamına gelecek. üstelik bu düşmanlar boş beleş adamlar değil eğitimli askerler. silah tutmayı ateş etmeyi sokaktaki birinden daha da iyi beceriyorlar. jay garner bu potansiyel tehdide dikkat çekerek ırağın yeniden yapılandırılması aşamasında cumhuriyet muhafızlarından silahsız bir iş gücü, ırak ordusundan da polis gücü oluşturulması konusunda lokal güçlerin yardımına başvurulması gerektiğini raporluyor.

    dışişleri genel sekreteri paul bremer ne yapıyor? politik ajandayı mantığın önüne alarak orduyu debaathism, yani baas ideolojisinden arındırmayı yapılacaklar listesinin ilk sırasına koyuyor. uğraşsa bundan daha muzaffer kibri göstermesinin zor olacağı bir başarıya imza atıyor ve danışmanlarıyla beraber yenilmiş ırak ordusunun toptan terhisi konusunda karar kılıyorlar. ülkenizi fethettik, haydi evinize açlıktan geberin umrumuzda olmaz diyorlar.

    çok önemli bir not olarak eklemek gerekir ki bu kararı veren de bir ırak seçilmiş idaresi ya da geçiş hükûmeti değildir. "appointed" yani işgalciler tarafından atanmış bir hükümettir. kukla ıraklılar bile değil, bizzat amerikan idarecileri tarafından idare olunmaktadır. kendine de "coalition provisional authority" demektedir (koalisyon bölgesel idaresi gibi). bir ıraklının gözünden bakıldığında amerikalılar dağlar denizler aşıp gelmiş, ülkeyi işgal etmiş, kırk yıllık saddam’ı devirip dengeleri altüst etmiş, toz duman içerisinde kendi idarecilerini getirip ırağın başına koymuş ve şimdi de orduyu külliyen terhis etmektedirler. karşılaştırırsak sevres anlaşmasında bile baskı altındaki padişahin türk ordusunun terhisine kendisinin ferman verdiğini hatırlatalım. o zamanlar bile ingilizler gelip ingiliz mühürleriyle türk ordusunun 1918 terhisi kararını almamışlardı. padişah terhis etsin yoksa bir savaş daha çıkar uğraşırız diyorlardı. olaya bir nebze meşruiyet ekleme kaygıları vardı. amerikalılar ırak'ı ciddiye falan almadıkları ya da kendilerini çok üst ya da çok haklı gördükleri için dan dun girmişlerdir.

    bu terhis kararının adı iki numaralı emir'dir. bu da doğal olarak göze ıraklılar açısından ekstra sevimsiz gelmektedir. nasıl gelmesin, onların bakış açısından elin amerikalısı gelip ülkeyi tarumar etmiş, şehrin meydanındaki heykeli fox tv cayır cayır bağırırken naklen indirmiş, heykelin yüzüne bağdat'ın ortasında amerikan bayrağı asmakla kalmamış, kukla hükümetlerinin verdiği daha ikinci emir de ülkeye neredeyse yarım milyon işsiz kazandırmaktadır. emrin daha ikincisi böyleyse onuncusu kimbilir nasıl olacaktır diye düşünürler. ırak ordusu da diğer taraftan 1980 yılından beri tvlerde non stop yüceltilmekte, iran-ırak savaşı günlerinden beri milletin damarından sıvı militarizm pompalanmaktadır. bu ordu da şimdi ha diyince terhis olmaktadır. sonuç olarak ırak'ta işgalin başarılı olduğu günden itibaren herkes amerikalıların ta 2003te ırak’ı bölgenin las vegas'i gibi (arapların ırağın olmasını istediği şey aşağı yukarı budur neticede. karısı evde kapansın ama kendisi gezsin tozsun sarışın karıya kıza yazsın, cebinde harcayacak doları olsun, lüks arabaya binsin) bir tür refah ülkesi yapmaya çalışmayacağından bu şekil hataları yüzünden emin olur.

    tepenin ardında ise dönen olaylar ve anlayış ise çok farklıdır. paul bremer ve danışmanları da ırak ordusunun durumunu bu sırada analiz edip emire gerekçe olarak "ortada bir ırak ordusunun zaten olmaması"’nı gösterirler. ırak ordusu savaşta yenilince personeli kaçıp zaten evlerine dönmüş ve ordu genel görünüm itibariyle kendi kendini demobilize/seferden memnu etmiştir. ırak ordusunu geri çağırsalar bile zaten saddam sadakatiyle görev yerlerine dönüp düşmanla iş birliği yapmaz bunlar diye düşünürler. nitekim amerikalılara göre bunların çoğu zaten fanatik cumhuriyet muhafızıdır. kimin ne olduğunu bilme imkanı ise yoktur. dahası ve en mühimi verilecek böyle bir iki numaralı emir "saddam ve çetesinin" bir sure sonra dönüp orduyu (ve ırak'ı) tekrar ele almalarını engelleyecek bir gerekliliktir. bremer, rumsfeld'den izin alarak başkan bush’a bir video brifing verir. başkan da danışmanlarına danışarak emrin verilmesine onay çakar. daha sonra da zaten "ya biz zaten ırak ordusunu elde tutacaktık, niye terhis ettik bilemiyorum" tarzı kendi götünden haberi olmayan demeçler verecektir.

    dahası ırak ordusunun terhis emri olarak anlaşılan bu emir aslında daha da fazlasıdır. ırak devletinin olimpiyat komitesinden paramiliter güçlerine, polisinden bakanlığına fişini toptan çeken bir karardır.

    bilahare ne olmuştur?

    ne olmamıştır ki.

    ülke kaynayan bir kazanken onu regüle edecek bir polis gücü ve silahlı kuvvetlerden bir anda yoksun durumda kalmıştır. bu noktadan sonra da güç boşluğunu dolduracak askerler haliyle amerikan askerleridir. kendileri de aynı 1812'de moskova'daki fransız askerleri gibi doğrudan işgalci statüsünde olduklarından elde balyozlarla onun bunun evine girip, insanları güpegündüz vurmaları, sarışın kızlarla las vegas bekleyen ıraklıları kafalarında çuval, g.tlerinde elektrik kablolarıyla ebu gureyb gibi yarı turistik spa tesislerinde ağırlamaları kamuoyunda beklenen etkiyi yaratmıştır. tüm ırak'ı regüle edecek kolluk personeli sayısı yüzbinlerle ölçülmektedir. o kadar amerikan askeri ise ortada yoktur. bu güç boşluğu ordunun da yokluğuyla felaket seviyelere gelmiş, güneyde şiiler, merkezde onlardan nefret eden sünniler, kuzeyde yüz yirmi beş milyon yıllık şanlı tarihleriyle kürtler bu boşluğu doldurmak için her yönden çekişmeye başlamıştır. saddam sonrası ırak her birine göre kendilerinin aslan payına sahip olduğu bir ırak olmalıdır.

    ırak ordu seviyesinde durum çok daha felakettir. terhis olan herkes daha önceden saddam'ın imzaladığı bir direktifle emredildiği gibi bir süre saklanmış, saddam kurmaylarının savaşı şehirlere ve yeraltına taşıma planına uymuşlardır. hatta bunu saddam asılana kadar üç sene devam ettirenler vardır. ancak işin rengi değişince bu adamlar silahlarıyla kaçıp saklandıkları ve çok ağır mühimmat dahil devasa bir cephaneliği yeraltına aldıkları için tarihin en büyük anti hükümet güçlerinden birine dönüşüverirler. ırak ordusu mensupları aylardır maaş alamamaktadır. çoğu evli ve çocukludur. sefalet içindedirler. liderleri de olmadığı için artık hangi şeyh veya şıh onları kabul ederse askeri bilgi birikimlerini onlara sunarlar. yoldan geçen düz adamlar ırak cumhuriyet muhafızları binbaşıları tarafından bomba düzenekleri, sızma, suikast, pusu ve gayri nizami harp koşulları konusunda eğitim alır. yani durum hiç amerika'nın düşündüğü gibi iyimser çıkmaz, ülke saatli bombaya dönüşüverir, doğal olarak da cesetler her iki tarafta da artan bir seyir izler. fox tv bakış açısından bakıldığında tabii amerikan ceset sayısı ıraklı sayısından az olduğu müddetçe çok büyük yaygara kopmaz. ırak işgalinin vietnam savaşıyla en benzer tarafı bence budur: body count

    amerikalılar bakar ki necefte pis bir sokak için virginialı dağ gibi amerikalı çocuklar ölüp gidiyor, ve bu işin bir sonu da görünmüyor. hatalarının bir miktar farkına vararak "aman ıraklılar canım ıraklılar" diyerek bir yerel polis gücünün hemen kurulması için milyon dolarları balyayla ülkeye akıtmaya başlarlar. ancak stratejik bir hata daha yaparak quantity over quality prensibini gözetirler. 8 haftalık aşırı hızlandırılmış bir eğitimle ırak polisini eğitmeye başlarlar. bu sırada belirtmek gerekir ki ülkede silahlı polis gücü kolluk gücü falan aylardır yoktur. amerikalılar her gün çöplüklerde 30+ ceset bulmaktadır. ırakta kim kimi öldürüyor bilinemez bir hal almıştır. o yüzden acelelerini bir yerde anlamaya çalışmak gerekir. nitekim sonuçlar beklenenin yine aksi yönde çıkar zira müslüman bir ülkede hele ki bu ülke arap kökenliyse 20 yaş sınırındaki çocuklar şeyhlerinin şıhlarının söylediklerini, kitapta yazanları ülkelerinin çıkarları ve gereksinimlerinin ardına asla koymamaktadırlar. milliyetçi tandans yobaz din öğretisinde boğulmuş bir kültürde detaydan öteye geçememektedir. öyle ki amerikalıların işe aldığı bu ilk mezun ırak polislerinin büyük çoğunluğu 2003 kasımında necef kenti çarpışmasında silahlarıyla birlikte saf değiştirir, üniformaları ve mp kol bantlarıyla polismiş gibi davranarak insanları evlerinden alır, infaz eder. bombalı araçları bile bile şehirlere sokarlar.

    amerikalılar için işte bu büyük şoktur. zira onlar için ülke kavramı bir idealdir. asker dediğin ülkesi için ölür, constitution için ölür, liberty freedom falan diye ölür. allahu aqbar diye bağırıp niye bombalı araçlarda patlayarak ölürler o sırada çözmekte zorlanırlar. bakarlar ki olacağı yok, yine işi amerikan usulü çözmeye çalışarak motivational speaker'ler büyük meblağlar karşılığı kontratla getirirler. polis eğitim programı bu sırada 3 kat artarak 24 haftaya çıkmıştır. müfredata bu konuşmacılar da dahil edilir. daha önce büyük anonim şirketlerde satış uzmanlarına guru'luk yapan bu adamlar ıraklıları freedom diye bağırttırarak, bayrağa bakıp ağlatarak milliyetçi hislerini gıdıklamaya çalışırlar. dışarıdan bakıldığında saddam’ın kırk yıldır yaptığı şey de zaten budur. arap milliyetçiliği- baas programına çok benzeyen bu uygulama orta doğuda türkiye hariç hiçbir yerde tutmamış vatan prensibi üzerine oturmuş gudik bir programdır. ıraklının kendini ıraklı hissetmesi arap veya müslüman hissetmesinin ne kadar gerisinden geliyor kimse düşünmez. oysa saddam dedikleri arap milliyetçisi gözlerinin önünde birbirine düşman toplumu 40 yıl bir arada işte öyle tutmuştur. amerikalılar şimdi kendisini bir sembol olduğu için asmıştır ama, ülkesinin altını üstüne getirdikten sonra başka yol bulamayıp işleri yine saddam'ın yaptığı gibi yapmaya zorlanırlar. bu sırada müslüman yobazlar selefiler ise halihazırda ülkenin %80 coğrafyasında bir numaralı hakim güçtür. baas anlayışı heykelle beraber yıkıldığından ve kendileri ortaçağ anlayışına rahatça geri döndüklerinden beri milliyetçilikle kavmiyetçilikle bir daha asla işleri olmayacaktır. amerikalılar işte böyle bir ortamda bilgisayarla tekerleği icat ediyor bir izlenim verirler, asla tutmayacak şeylere balya balya dolar atarlar.

    sonra beklenen şey olur ve ülke patlar. kriz her gün 30 cesetle çözülecek gibi değildir ve ıraklıların da birbirlerine olan nefretleri ve güç konsolidasyonu için rekabetleri artık otuzlarla kırklarla aşılacak seviyeyi çoktan geçmiştir. bir örnekte iran’da onlarca yıldır barınan ayetullah bakir el hâkim gibi şii bir dini lider necef’e döndüğünde sünni’ler bunu bir tur darbe olarak algılamış ve kendisini imam ali camisinden (şia islamın en kutsal mabedi) çıkarken öldürmüşlerdir. tabi öldürmüş diyince biri gidip kendisini bıçaklamış gibi bir şey değil. adamı yanındaki 95 arkadaşıyla beraber kalabalığın içinde bir kamyon tnt patlatarak yapmışlardır bunu. 100 ölü 500 küsür yaralıdan az bir bilanço çıkınca ırak'ta artık "ha iyi az adam ölmüş bu sefer" denmektedir. ne amerikalılar ne eğittikleri polisler ülkenin içinde olduğu kaosu durdurabilecek bir gücü haiz değillerdir. bush yönetimi artık son çare olarak musul’da oldukça stabil bir bölgesel idare kuran david petraeus'u polis eğitim biriminin başına geçirir. kendisi de ne yalan söyleyelim iyi asker olduğundan hemen durumu değerlendirip polisler eğitilip çıkana kadar yirmi bin ekstra amerikalı asker ister. bunları kullanıp ah-64 apache helikopterleriyle da kaos olan kısımlarda airstrike hava saldırısı, termal kameralarla gece gündüz burnunu çıkarana makinalı top roketlerle falan saldırarak ve allah ne verdiyse girişerek durumun onunu bir nebze alır. polis dediklerimiz de bu aşamada baasçı, cumhuriyet muhafızı bunlar diye yüzüne bakılmayıp terhis edilmiş ırak ordusu mensuplarıdır. göreve geri çağrılmışlardır. birimlerine de komando denmektedir.

    ona rağmen amerikalılar bu adamlar öyle bir güvenmemektedir ki, misal bir göreve gidilecekse görev öncesi şeyhlerini arayıp bomba patlattırmasınlar diye hepsinden cep telefonları falan toplanmaktadır. o yüzden ıraklı yerel polisler ile amerikalılar arasında hiçbir zaman bir amerikalı - güney vietnam ordusu ilişkisi kurulmamıştır. ıraklılar amerikalılar için hiçbir zaman "yancı" olmayacak, iyisi de kötüsü de en güvenilmez insan tipini temsil edecektir. hala da öyledir.

    ırak ordusu dağıtılmasaydı bütün bunlar yaşanır mıydı? ışid bu denli bir yetişmiş insan gücü edinebilir miydi? suriye iç savaşının hükümet karşıtı aktörleri askeri know-how'a erişebilir miydi? söylemek çok güç ancak bu seviyeye erişmeyeceğini kabul etmek de akıllıca olur.

    edit : eski yazı bu biraz ama ötesini berisini toplayıp türkçe klavyeyle baştan yazdım