şükela:  tümü | bugün soru sor
  • türkiye açısından inanılmaz ironik bir eksendir.

    ergenekon davasında yargılananlar, türkiye'yi batıdan koparıp; rusya iran eksenine götürmekle suçlanmıyor muydu?

    ee o zaman şimdi olanlara ne demeli?

    iran ile ilişkiler son derece iyi, başbakanımız iran'ı savunuyor sürekli.

    rusya ile vize kalkıyor, nükleer santral yaptırıyoruz. ticaret tavana vurmuş.

    sonra da çıkıp "ergenekoncular, türkiye'yi rusya'ya iran'a yaklaştıracaktı" biz kurtardık diyorlar.

    ironi bile değil lan.
  • çin'i de işin içerisine katan bir analiz; http://politikaakademisi.org/…ernational-relations/
  • rusya neden s-300 füzelerini iran’a veriyor?

    geçtiğimiz günlerde, rusya’nın iran’a daha önceden sattığı, ama medvedev zamanında askıya alınmış olan s-300 balistik füzelerinin satışının yeniden gündeme gelip, rusya federasyonu devlet başkanı vladimir putin tarafından medvedev dönemindeki bu kararın iptali ve füzelerin yıl içerisinde iran’a teslim edileceği yönündeki açıklaması, politika yorumcularının yanı sıra uluslararası ilişkiler uzmanlarını da şaşırtmıştır.

    bu haberin gerek iran, gerekse rusya resmi haber ajansları tarafından yayılmasını takiben, uzmanların aklına pek çok yeni soru gelmiştir. rusya, neden askıya alınmış bir kararı aniden iptal etmiştir? acaba rusya, iran ile yeni bir gizli askeri koalisyona mı giriyor? batı’ya karşı yeni bir militarize disiplin mi uygulanmaktadır?

    gerçi, rusya dış işleri bakanı sergey lavrov, bu kararın artık lozan uzlaşmasından sonra en uygun bir karar olduğunu açıklamışsa da, uluslararası camia buna tedirginlikle bakmaktadır. zira, rusya’nın bu yaklaşımla uzun vadeli olarak neyi amaçladığı pek belli değildir. bu bağlamda çeşitli yorumları incelerken, nikolas gvosdev’in national ınterest dergisindeki yorumu pek dikkatimi çekmiştir.

    uzun uzadıya yazılmış olan makalede, sadece şu noktalar şayan-ı dikkattir. “iran’a önceden satılmış olan, ancak teslimatı askıya alınan s-300 balistik füzelerin vladimir putin tarafından askıya alınma kararının iptali, moskova’nın dış ilişkiler politikasının yeni bir aşaması ve aynı zamanda ortadoğu’ya bakışının derin olduğunu göstermektedir. lozan uzlaşmasından çok kısa bir süre sonra gelen füzelerin iran’a teslim edilmesi kararı, bir yandan tahran’ı uluslararası camiayla işbirliğine teşvik etme eylem olduğu gibi, öte yandan rusya’nın net bir şekilde batı ülkelerine verdiği bir mesajdır. rusya, haziran sonu nükleer anlaşmanın protokolünün imzalanmaması takdirde, iran’a karşı her türlü muhtemel yaptırımların arkasında artık olmayacağını ve onaylamayacağını da ifade etmektedir. ayrıca, rusya ortadoğu’da silah satışı potansiyelini sağlamak ve aktif rolünü göstermek istediği mesajını da vermektedir.”

    işte bu yoruma bakıldığında, gerçekten de önemli noktalar göz önünde bulundurulmalıdır. lozan siyasi uzlaşı bildirgesinden sonra, haziran’da p5+1 ve iran arasındaki nükleer anlaşma protokolü imzalanması koşuluyla kesinlikle ambargolar kalkacak, iran ise batı dünyasıyla ekonomi, ticari, kültürel ve hatta siyasi işbirliğini gerçekleştirecektir. bu durumda, rusya da kendi payını şimdiden s-300 füzelerinin teslimiyle ispatlamaya çalışmaktadır. iran-ırak savaşı’ndan sonra iran’ın askeri alandan rusya teknolojisi kullandığı ve kendi bünyesine dayanıp askeri gününün yeni icat ve silah üretimiyle arttırdığı, pek çok uzmanların açısından kesindir. dolayısıyla, iran, batı dünyasıyla yakınlaşsa bile, yine de askeri gereksinimleri için rusya ile işbirliğine güvenle bakmaktadır. ayrıca, ortadoğu’da günümüzdeki kaosun askeri destekçileri de, batı dünyası olarak ister terör örgütlerinin, isterse de müttefiklerin silah ihtiyaçlarını karşılamaktadır. bu durumda, iran bölgesel jeopolitik durumu nedeniyle ortadoğu siyasi stabilize faktörü olarak rusya için en güvenilir ülke sayılmakta, aynı zamanda askeri silah müşterisi de olarak çok cazip gelmektedir.

    bununla birlikte, ukrayna olaylarından sonra gerçekleşmiş olan batı dünyasının rusya’ya karşı ekonomi yaptırımlarının etkisini minimuma indirmek de, yine iran yoluyla sağlanabilecektir. nitekim, 2003 yılından itibaren iran’a karşı yaptırımların dolaylı yollarla hafiflemesinde, rusya ve çin büyük rol oynamış ve bazı yaptırımları veto etmişlerdir. işte haziran sonundaki anlaşmadan sonra, iran aynı kadirşinaslığını böylece yerine getirmiş olacaktır. diğer yandan, nükleer enerji tesislerinin baş sponsoru olan rusya, bu yaklaşımla askeri sponsorluğunu da bildirmektedir. batı dünyasının yaptırımlarından dolayı yüzde 3,8’lik bir bütçe açıklığına tanık olan rusya, vergilerin artmasından da yana değildir. çünkü bu durumda, ülke çapında düzensizlik ve tedirginlik doğabilecektir. işte bu nedenle askeri sanayi üretimi ve piyasası, rusya için sıkıntılı ekonomiden kurtuluş için önemli bir faktör olacaktır.

    bu bağlamda, başka bir gerçeği de gözden kaçırmamak gerekir. eğer rusya bu yaklaşımla silah ticaretini düşünüyorsa, kesinlikle gelecek ekonomisinin büyük bir oranını da bu sektörde oluşturacaktır. dolayısıyla, modernize silah üretimini dikkate alırsak, işte böylesi bir durumda yeni silahların üretimi, piyasaların oluşması ve iran kara kuvvetleri komutanı ahmet rıza purdestan’ın vurguladığı gibi “proxy war” (vekaleten savaş) olayı da, dünya çapında kaçınılmaz olacaktır.

    iranlı yetkili, 15 nisan 2015 tarihinde iran silah sanayii ve üretimi ziyaretinde açıkça şöyle demiştir: “önümüzdeki yıllarda artık devletler değil, örgütler ve illegal kuruluşlar savaşları yürütecekler. bunun sinyallerinin gerçek olduğunu ve terörist örgütlerin organize edildiklerini görmekteyiz. devletler, kendileri yerine işte bu örgütleri askeri güç olarak amaçlarına varmak için kullanıyor ve daha çok kullanacaklar.” purdestan, bu cümleyle gelecek dünyanın tehlikelerini ikaz etmiştir.

    bugün ışid, el-şebab, el-kaide vs. gibi örgütlerin silah ihtiyaçlarını batı dünyasından karşılanmasının asıl nedeni, zaten batı dünyası güçlerinin siyasi ve ekonomi çıkarlarını sağlanmaya çalışmalarından kaynaklanmaktadır. dolayısıyla, madem çıkarlar var, destekler de olacaktır. destekler olduğu durumda ise, silah fabrikaları da çalışacaktır. ama üretim için bir piyasasının oluşturulması da, kaçınılmaz bir gerçek olarak dünya ve özellikle ortadoğu için önemli bir gerçektir. bu durumda, ortadoğu yeni bir rekabet arenasına girecek durumda görünmektedir. işte bunların hepsinin bir puzzle (yapboz) parçaları olarak yan yana getirdiğimizde, rusya’nın neden s-300 füzelerinin teslim onayını aldığı gerçeği de ortaya çıkmaktadır bence.

    aynı zamanda, iran’la uzlaşma konusunda rahatsızlık hisseden israil de, bölgede yeni parametreler oluşturup, ortadoğu’da kendine çekidüzen vermek zorunda kalacaktır. herşeye rağmen, adı geçen ülkelerin savaşlara değil, diplomatik diyaloglardan yana olacağına inanabilmek gerekir. zaten, avrupa ülkelerinin birçoğunun filistin’i resmen tanımaya başlaması da, işte bu yaklaşımın bir yansımasıdır diye söyleyebiliriz.

    prof. dr. ghadir golkarian

    ortadoğu uzmanı

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…lerini-irana-veriyor/
  • rusya’nın s-300’leri iran’a gönderme kararı ortadoğu’da neleri değiştirebilir?

    iran’ın nükleer programı için abd’yle yaptığı görüşmelerde olumlu gelişme olması gerekçesiyle, 13 nisan’da rusya devlet başkanı vladimir putin bu ülkeye yönelik “s-300¨ uçaksavar-füze sisteminin devir teslimine koyduğu yasağı kaldırdığını beyan etti.

    hatırlatalım ki, 800 milyon dolarlık beş adet “s-300¨ sisteminin alımıyla ilgili rusya ile iran arasındaki anlaşma, 2007 yılında tahran’da imzalanmıştı. ancak iran’ın nükleer programının tartışmalı durumuyla ilgili olarak rusya tarafı, anlaşmanın icrasını ertelemişti. 2009 yılında iran’ın, batı kontrolünde az zenginleştirilmiş uranyumu, zenginleştirilmemiş nükleer yakıtla ikame etmekten kaçınması, iran’ı yeni yaptırımlarla yüz yüze bıraktı. bm güvenlik konseyi’nde iran’a saldırı silahlarının verilmesini ve satışını yasaklayan kararın kabulü, buna yasal zemin yarattı. rusya’nın o zamanki devlet başkanı dimitri medvedev de, iran’a karşı yaptırımların uygulanmasına taraftar idi ve 22 eylül 2010’da “s-300¨ hava savunma sisteminin iran’a satışını yasakladı.

    son zamanlarda iran ile “altı ülke” arasında süregiden görüşmelerde gözlenen gelişmeler, 2 nisan’da iran’ın nükleer programı çerçeve anlaşmasının sağlanması, rusya’yı yaptırımların iptali yönünde adım atmaya sevk etti.

    israil ve abd’nin tepkisi

    füze sistemlerinin iran’a teslim tarihi belli olmasa da, onların bu ülkeye verilmesine dair yasağın kaldırılma kararı, israil’de büyük endişeyle karşılandı. rusya tarafı, söz konusu füze sisteminin savunma karakteri taşıdığını esas getirerek, bunun hiçbir devlete, israil de dâhil, tehlike yaratmayacağını beyan etti. fakat israil yetkilileri, iran’ın silahlanmasının doğrudan kendi ülkeleri ve bölge için tehlikeli olduğunu bildiriyor.

    abd dışişleri bakanı john kerry de kararın endişe doğurduğunu belirtti. fakat abd başkanı barack obama’nın karara yaklaşımı daha ilginç oldu. obama, rusya’nın adımını doğal karşıladığını, “s-300¨ sistemlerinin iran’a devredilmesinin şimdiye kadar uzatılmasının şaşırtıcı olduğunu söyledi. zira yaptırımlar, savunma karakterli silahların satışını engellememektedir. onun sözlerinden anlaşılıyor ki, rusya’nın “s-300¨lerin satışı ile ilgili 2010 yılında koyduğu yasak, abd tarafının talebi ve isteği ile olmuştu (bkz: obama downplays russia s-300 supply to ıran, ‘jaws drop’ in ısrael / “russia today”, 18 nisan 2015).

    ilginçtir ki, rusya’nın “s-300¨ uçaksavar-füze sistemini iran’a satma kararının nükleer görüşmelerine göstereceği etkiyle ilgili hem abd, hem de avrupa birliği bir rahatsızlığının olmadığını beyan etti.

    bazı uzmanlar, kremlin’in “s-300¨ sistemlerinin iran’a satışındaki yasağın kaldırılma kararını, rusya’nın iran üzerinde siyasi, ekonomik etkisini artırma ve bu ülke ile askeri-ticari ilişkilerini kurtarma girişimi olarak değerlendiriyorlar. bununla birlikte, bu adım rusya-israil ilişkilerine de ciddi darbe vurabilir. 2014’te rusya’nın israil’le ticaret hacmi, iran’la ticari hacminin iki katı -3,4 milyar dolar- idi. başka bir ilginç nokta şudur ki, ukrayna konusunda dengeli bir tutum sergileyen israil, rusya’ya karşı yaptırımlara katılmamıştı (bkz: ??? ????????? ??????? ?????? ?????????? ????? ?-300 / “?????????? ????? ???????”, 15 nisan 2015).

    beklenildiği gibi, rusya’nın “s-300¨ ile ilgili kararının israil’le ilişkilere darbe vurduğunu demeye esas veren hususlar ortaya çıkıyor. nitekim söz konusu karardan sonra, israil tarafı faşizmin yenilmesinin 70. yıldönümü dolayısıyla rusya’da yapılacak törenlere yüksek rütbeli resmi temsilci göndermekten vazgeçti. israil adına etkinliklere katılması beklenenler arasında devlet başkanı reuven rivlin, başbakan benjamin netanyahu ve bazı bakanların isimleri geçse de, sonunda israil’in moskova’daki büyükelçisinin gönderilmesine karar verildi. israil tarafı bu adımın, rusya’nın “s-300¨ kararı ile ilişkili olduğunu doğrudan itiraf etmese de, gerek rusya, gerekse israil’de ve uluslararası kamuoyunda mesele bu şekilde karşılandı (bkz: fury in russia as ısrael declines to send high-level official to wwıı commemoration / “ynetnews”, 20 nisan 2015).

    “s-300¨ sistemleri iran için ne derece önemlidir?

    vaktiyle sovyetler birliği iran’ın esas askeri tedarikçisi rolündeydi. fakat sscb’nin dağılması ve uluslararası ilişkilerde güç dengesinin değişmesiyle iran, daha çok batı ile ilişkilere ilgi gösterdi. bununla birlikte, 2000’li yılların başlarında iran’ın nükleer programı ile ilgili oluşan anlaşmazlık, tahran’ı yeniden kremlin ile yakınlaşmaya itti. nükleer meselesinin taraflar arasındaki askeri, ekonomik iş birliğine vurduğu zarara rağmen, iran tarafı ilişkilerin sürdürülmesinde çıkarlıdır.

    bazı görüşlere göre, son yıllarda libya, ırak, suriye ve yemen gibi ülkeler güvenli hava savunma sistemlerine sahip olmadıkları için batılı devletlerin havadan bombardımanına maruz kalmıştır. hava savunma sistemi güçlü olan ülkelere karşı ise esasen, doğrudan hava saldırılarından çekinilir, bu ülkelere diplomatik baskı yapma, iç istikrarı bozma gibi yöntemlerle etki edilmeye çalışılır. kabul edilir ki, şu anda yapılan nükleer görüşmeleri de iran’ın nükleer tesislerinin bombalanmasına giden yolda batı için “barışçı” imaj yaratma amacı taşıyor. bu nedenle iran’ın kendini ve nükleer tesislerini korumak için “savunma duvarı” yaratmasına yol verecek “s-300¨ füze sistemlerini almasının önündeki engelin ortadan kalkması, batı’da kızgınlıkla karşılanıyor (bkz: russia s missile wall in ıran / “new eastern outlook”, 18 nisan 2015) .

    sanki bu olasılıklara yanıt olarak, israil medyasında şöyle bir fikir yer alır ki; “s-300¨ sistemi, iran’ın nükleer tesislerini tecrübeli ve sovyet askeri tekniğine vakıf olan israil hava kuvvetleri’nin darbelerinden koruyamaz (bkz: s-300 will not prevent potential ısraeli strike on ıran / “ynetnews”, 13 nisan 2015).

    benzer mesajı obama da röportajlarının birinde belirterek, rusya’nın “s-300¨ hava savunma sistemi ne kadar iyi olsa da, gerektiğinde abd kuvvetlerinin onun üstesinden gelebileceğini iddia etmiştir (bkz: us can ‘penetrate’ s-300 air defenses in ıran if necessary – obama / “russia today”, 22 nisan 2015).

    öte yandan, uzmanlara göre; iran’ın askeri açıdan hazırlık seviyesi yer aldığı bölgesel standartlarla karşılaştırıldığında o kadar da yüksek düzeyde değildir ve esasen savunma niteliği taşır. üstelik, ülkenin eski teknolojik donanımlı ordusunun yeniden modern silah ve cephaneyle donanımına ihtiyaç var. genel olarak, iran ordusunun modernleştirilmesine 40 milyar dolar kaynak gerekir (bkz: why russia ended its ban on selling advanced air defense systems to ıran / “the moscow times”, 14 nisan 2015). o sebeple, “s-300¨ füze sisteminin alınması, iran hava savunma sisteminin geliştirilmesinde önemli ilerleme olabilir.

    öte yandan, iran’ın güvenlik kaygılarını artıran önemli noktalardan biri bölgedeki rakiplerinin askeri gelişme düzeyidir. israil’le birlikte, suudi arabistan ve diğer bazı arap devletleri de iran’la bölgesel nüfuz mücadelesindedir. üstelik, bu ülkeler iran karşısında gözle görülür askeri avantaja sahiptir. öyle ki, suudi arabistan 2014 yılında askeri teçhizat, silah-mühimmat ithalinde hindistan’ı da geçerek 6,4 milyar dolar maliyetle ilk sıraya yükselmiştir. iran’ın diğer bir rakibi olan birleşik arap emirliği ise 2,2 milyar dolar harcamayla dördüncü sıradadır (bkz: why russia ended its ban on selling advanced air defense systems to ıran / “the moscow times”, 14 nisan 2015). geçen yıl suudi arabistan 1,5 milyar dolar, bae ise 105 milyon dolar değerinde askeri hava donanımı aldı. “iran’ın bulunduğu bölgedeki gergin durumu dikkate alırsak, modern hava savunma sistemleri onun için çok önemlidir”, diyen rusya dışişleri bakanı sergey lavrov’un sözleri de iran’ın askeri açıdan hassas taraflarından birine dikkat çekiyor (bkz: will russia s s-300 missile defense systems really empower iran? / “the moscow times”, 14 nisan 2015).

    sergey lavrov’un “s-300¨ ile ilgili kararla ilgili değindiği bir nokta ise; bakan’ın bunu yemen’deki olaylarla ilişkilendirmesi oldu. lavrov, iran’a komşu bölgelerde, dolayısıyla da son haftalarda yemen’deki askeri süreci gerekçe göstererek, hava savunma sistemlerinin gerekliliğini dile getirdi. bu nedenle tahmin etmek olur ki, suudi arabistan’ın yemen’de yürüttüğü askeri operasyonlara müdahale etme imkanı kısıtlı olan rusya, bu yolla en azından suudi arabistan’ın bölgedeki esas rakibi olan iran’ın askeri gücünü artırabileceği mesajını vermeye çalışıyor.

    bütün bunlar şunu demeye esas verir ki, iran rusya’nın “s-300¨ uçaksavar-füze sistemlerine büyük ihtiyaç duyuyor. bu sistemin herhangi bir gerçek savaş koşullarında kullanımı hakkında bilgi mevcut değildir. fakat 1970’li yılların sonunda sscb’de üretilen, daha sonra rusya tarafından geliştirilen “s-300¨ şu anda dünyada en güçlü füze sistemlerinden biri olarak kabul edilir. üstelik bu sistemlerin iran’a taşınması için 6 yıla yakın zaman gerektiği dikkate alındığında, şimdiki durumda rusya’nın adı geçen kararının, iran’ın savunma koşullarında gerçek bir değişiklik olmaktan ziyade, siyasi manevra niteliği taşıdığı söylenebilir.

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…eleri-degistirebilir/
  • doğalgaz alanındaki rekabete rağmen suriye konusunda işbirliği sürüyor. şeriatçıyla otoriter ortaklığı gerçekten müthiş bir karışım.

    http://www.bbc.com/…r/2015/09/150922_wsj_rusya_iran
  • iran-rusya ilişkilerinin derinliği

    rusya devlet başkanı vladimir putin, 8 yıl sonra ilk kez gaz ihracatçısı ülkeler forumu (gecf) 3. liderler toplantısı’na katılmak üzere 23 kasım 2015 tarihinde tahran’da bulunarak ilk önce resmi ziyaretlerde bulundu. putin, zirve öncesinde iran dini lideri ayetullah ali hamaney ile bir araya geldi. rusya devlet başkanı, hamaneyi’e sandıkta el yazması bir kuran-ı kerim hediye etti. böylece, hamaney rusya’daki en eski kuran’ı kerim’e sahip oldu. bu mesele yorumcular açısından gözden kaçmadı ve putin’in iran hakkındaki tutumu hakkında pozitif yorumlara yol açtı.

    bu toplantının yapılmasından önce, zaten dünya medyası ve politika çevreleri aylardan beri özellikle suriye konusunda iran ve rusya’nın aynı paralelde politika izlemelerinden dolayı, bu iki ülke ilişkileri üzerinde beyin fırtınası yaşamaktalardı. bir taraftan abd’nin suriye karşısındaki tutumu, öte yandan son viyana 3 müzakerelerinde abd’nin sanki iran-rusya talepleri ve planları üzere yumuşama göstermesi, bir kez daha siyasi yorumcuların konu üzerine odaklanmalarını sağlamıştır.

    bu arada, kremlin tarafında yayımlanan bildirgeye göre; putin, iran seferinde ekonomi ve enerji başlıklı konuları ele almasıyla birlikte, suriye konusu ve iki ülke arasındaki askeri işbirliğini de ciddiyetle ele alacağını duyurarak, tahran’ın rusya için çok önemli olduğunu açıklamıştır. işte bunların hepsi bir arada dikkate alındığında, moskova-tahran ilişkilerinin çok önemli olduğunu ve değerlendirmeyi icap ettiğini göstermektedir.

    rusya, her zaman iran’ı stratejik bir ortak olarak görmektedir. dolayısıyla, kremlin için her alanda işbirliğin önem arz etiğini söylemek daha mantıklı olabilecektir. fakat unutulmamalıdır ki, putin, geçmiş yıllar içerisinde sadece bir kez iran’a ziyarette bulunmuştur. seyyed mohammad hatemi cumhurbaşkanlığı döneminde buşehr nükleer santralı kurma anlaşmasını gerçekleştirmek için iran’a sefer eden putin, aynen o zamanki gibi bir yaklaşım sergilemiş ve iran-rusya ilişkilerinin olumlu seyrini her durum ve fırsatta ifade etmeye çalışmıştır. politika analistlerine göre; putin, çin ve iran hakkında çok dikkatli kelimeler kullanarak, her iki ülkeyi de stratejik ortak olarak nitelemektedir.

    ancak hatemi döneminden sonra ve özellikle ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı zamanında, nükleer santral üzerindeki işlerin dünya ambargolarından dolayı askıya alınması ve bazen yavaş yürütülmesi, rusya-iran ilişkilerini bir nebze olsun olumsuz etkilemiştir. hatta s-300 füzeleri konusunda anlaşma olmasına rağmen, rusya, vaatlerine uymamış ve bugüne dek füzeleri vermekten çekinmiştir. fakat geçen haftalarda füzelerin verilmesi ve hatta önümüzdeki haftalarda tahran’a teslim edilmesi, iki ülkeyi yine sıcak ilişkilerin ortamına itmektedir.

    iran’la ilişkilerini sürdürmeyi ve pekiştirmeyi planlayan rusya, p5+1 ile iran arasındaki nükleer anlaşmanın gerçekleşmesi ve ardından ambargoların kalkmasıyla birlikte iran’ın batı dünyasına meyil göstermesi, sanki kremlin’in hoşuna gitmemiştir. belki de bundan dolayı, tahran’ı kendi yanında tutmak amacıyla karşılıklı işbirliğine önem vermekte ve bazen iran’ın dış siyasetteki taleplerine pozitif bakmaktadır. buna örnek olarak suriye konusu üzerinde, özellikle beşar esad hakkında med-cezirli politika uygulaması da bunun bir işretleri olabilir.

    rusya’nın 2000 yılından itibaren putin’li dış politikası

    iran-rusya ilişkilerini iyice kavramak için, aslında rusya’nın dış politikasını, özellikle de 2000 yılından itibaren putin’in iktidara gelmesiyle birlikte değerlendirmek daha mantıklı olabilecektir.

    geçen haftalardan beri, beşar esad muhaliflerine karşı savaşı sert bir tutum ve yaklaşımla sürdüren rusya, hava ve roket saldırılarıyla gerekli desteği suriye devletine vermektedir. sovyetler birliği hakimiyetinden sonra ilk defa yoğun çaplı bir yurtdışı savaşını gerçekleştirmiş olan rusya, eski dönemlerdeki gücünü ispatlamanın peşindedir. rusya, geçmiş zamanda kuzey kore, macaristan, çek ve slovakya cumhuriyeti ve afganistan’a büyük savaşlar açmış ve yurtdışında bu savaşları tecrübe etmiştir. ayrıca, kırım adasındaki olaylarını ve ukrayna hadiselerini de bunlarda katmış olursak, rusya’nın her zaman diplomatik alanda atak olduğunu söylemek kesinlikle mümkündür.

    rusya’nın kendisine karşı olan batı dünyasının, özellikle de abd’nin itirazlarını önemsemediğinin bir işareti de, ab ve abd ambargolarına aldırmamasıdır. rusya, bütün bunlara karşı gelerek hem kırım adasını kendine bağlamış, hem de ukrayna’da gücünü göstermeye devam etmektedir. ayrıca, birçok ülkede de vekalet savaşı yürüterek, inandığı ve planladığı politikayı izlemektedir. tüm bunlara bakıldığında, belki de şu soru aklımıza takılabilir; acaba batı ülkeleri, rusya’nın böylesi bir diplomasisini tahmin edebiliyorlar mıydı?

    putin, zaten iktidara gelir gelmez kendisinden önce boris yeltsin’den ne kadar farklı olduğunu ve düşündüğünü dünyaya göstermiştir. özellikle medvedev ile aralarındaki dönemsel koltuk değişikliği, bunun apaydın bir örneği sayılmaktadır.

    vladimir putin, kendisini büyük petro, charles de gaulle ve konrad adenauer gibi büyük bir güç oluşturmakla görevli sanmakta ve ülkesinin kaybettiği gücü yeniden kazanmasını planlamaktadır. bütün yaklaşımları, atak karar vermeleri ve aynı zamanda istihbaratçı yönüyle değerlendirmeleri, onu siyaset alanında karizmatik ve doğru karar verecek kişi konumuna getirmiştir. gerçi bazı muhalifler, onun gürcistan ve ukrayna’nın bölünmesindeki siyasetlerini eleştiriyor ve onun yaklaşımını insan haklarına karşı olduğunu savunuyorlar. ama rus halkı, geneli itibariyle, putin heybetini seviyor ve onu destekliyor.

    vladimir putin, başbakanlık döneminde rusya devletinin merkezi hegemonyasını çeçen islamcı grularına karşı gelerek gerçekleştirmiş, dolayısıyla gerek halk, gerekse de devlet yapısında kendi gücünü ispatlamıştır. boris yeltsin döneminde değişik bölgelerde ayaklanmaların gitgide artmasıyla birlikte, tataristan önemli imtiyazlar alarak bağımsızlığını ilan etmiş, çeçenistan ise aynı yola devam ediyordu. bu yaklaşım, ister istemez merkezi hükumetin gücünü zayıflatmakta ve rusya hegemonyasını da azaltıyordu. ama putin’ın çeçenistan’a karşı tutumu, hem ülke bütünlüğü korudu, hem de rus hegemonyasını sağlamış oldu.

    vladimir putin, cumhurbaşkanlığına geldiğinde ise eski dış işleri bakanı yevgeni primakov’un doğu politikasını devam ettirmek istedi. dolayısıyla, çin ile yakınlaşma ve ilişkilerin güçlendirilmesi, bu amaç doğrultusunda gerçekleşmiş oldu. işte bu politika çerçevesinde, rusya’nın iran’a bakışı da değişmiş olarak siyasi, ekonomi, askeri ve kültürel ilişkilerin güçlendirilmesi etrafında kurgulandı.

    putin iktidarı, başarılı bir diplomasi uygulamasıyla rusya’yı ayağa kaldırmış ve rus halkının ezilmişlik duygularına tepki olarak aynı zamanda moral kaynağı da olmuştur. işte bundan dolayı, putin iktidarında rus milliyetçiliği duygularının artması da doğal sayılmaktadır. bağımsızlık isyanlarını bastırmasıyla birlikte, “güçlü rusya” imajını da gerek bölgede, gerekse de dünya çapında yansıtabilmiştir. aynı zamanda rusya halkının ekonomi taleplerini de karşılayabilen putin, gitgide konumunu ve değerini artırmaktaydı. lakin ara sıra bazı tepki ve protestoları da siyasal hayatında tecrübe etmekten yoksun kalmamıştır. bu protestolar, onun siyasi gelişimine daha da katkı bırakmıştır.

    işte günümüz şartlarında, putin’in kesin bir kararla suriye’de rus askeri gücünü göstermesi de bundan kaynaklanmaktadır. suriye’de başarılı olması, sadece putin için değil, rusya devletinin dünya gücü ve dengelerinin yeniden ayarlanmasında da büyük bir önem arz etmektedir. putin, bu yaklaşımıyla hem ab, hem de abd’ye karşı güç sergilemektedir; aynı zamanda terörizm, ışid ve buna benzer radikal gruplara meydan okumaktadır. bu sayede rusya, sıradan bir devlet olmayacağını tüm dünyaya duyurmaktadır. özellikle paris terör olayından sonra azimli yaklaşımı, rusya’nın gerek iç, gerekse dış dünyada önemsendiğini bir kez daha ortaya koymuştur. işte putin’in de tam istediği budur! yani kendi başarı ve karizmatikliğini, aynı zamanda rus devletinin dünya siyasetindeki denge sağlayıcı gücünün ispatlanması için kullanmak…

    rusya’nın dış politikada başarılarını takiben, arap dünyasındaki konumu, ayrıca doğu akdeniz’deki gücü ve stratejik çıkarlarını tam güçle koruması, günümüz şartlarında sol-sağ cephesindeki ülkeleri bir arada tutmasını sağlamaktadır. bir yandan kıbrıs, mısır, yunanistan ve israil ile enerji siyasetini yürütmekte olup, öte yandan suriye, ırak, ıran, lübnan gibi ülkelerle yakından jeopolitik çıkarlar doğrultusunda gerek askeri, gerekse ekonomi -enerji alanında- büyük adımlar atmaktadır. iran-rusya-ırak-lübnan ve suriye arasındaki iran’ın güney pars (asaluye) parselindeki doğalgaz ve petrolün doğu akdeniz’e aktarması ve bu doğrultuda adı geçen ülkeler arasındaki işbirliği protokolünün imzalanması, aslında rusya’nın yeni güç dengeleyici ülkelerle birlikte küresel ve bölgesel politikalarda söyleyecek söz sahibi olmasını sağlamaktadır. abd ve batı dünyası da bunun farkındadır artık. dolayısıyla, antalya g-20 toplantısındaki abd-rusya yakınlaşması, nato’nun türkiye-rusya arasındaki savaş uçağının düşürülmesindeki temkinli davranması, işte bunların açık göstergesi sayılmalıdır. ukrayna savaşı’nda hala konumunu koruyan ve aynı zamanda iran ile birlikte viyana 3 müzakerelerinde ana hatları belirleyen rusya, arap ülkeleri, özellikle de suudi arabistan yetkilileri gözünde özenilerek yakınlaşmalara zemin hazırlanmaktadır.

    rusya, iran için uzun vadeli ve stratejik bir ortaktır.

    iran, rusya ve suriye arasındaki çok yönlü işbirliğini, gerçekten de orta doğu siyasetini değiştirebilecek bir olay olarak nitelemek gerekir. bu işbirliğini hissedecek olan komşu ülkeler, olumsuz rekabetlerin doğabileceğinden şüphelenerek, bazen yanlış politikalara düşmektedirler. aslında putin, tahran seferini gerçekleştirerek, bu gibi ülkelere bir mesaj vermek istedi. yani, gecf toplantısının hemen g-20 toplantısından sonra gerçekleşmesi, hem türkiye, hem de bölgedeki arap ülkelerine gelecek rusya vizyonunu ve ayrıca stratejik işbirliklerinin herşeyden ağır bastığını ispatlamış oldu. toplantının tahran’da yapılması, başka bir ayrıcalık niteliğindedir. tahran ise, bu toplantı ile, nükleer anlaşmadan sonra iran-rusya ekonomik gücünün doğurabileceği getirilerini açıklamıştır.

    bir yandan iran ambargoların kalkmasıyla birlikte ab ile yakınlaşmayı tercih etmekte, diğer yandan da rusya ile her alanda özellikle askeri konularda işbirliğini sürdürmektedir. iran, bu yaklaşımı ile kaybettiği yılları telafi etmek düşüncesiyle birlikte, orta doğu’daki stratejik ve jeopolitik konumunu ve en önemlisi ipek yolu (doğu- batı) ve trans-kafkasya (kuzey-güney) koordinatları üzerindeki önemli konumunu kullanmak istiyor. dolayısıyla, rusya artık 1990’lı yılları değil, günümüz şartlarında bu imkanlardan faydalanmayı öngörmektedir. işte bu açıdan meseleyi değerlendirdiğimizde, iran-rusya stratejik ortaklığı konusu açıklık getirebilmektedir.

    acaba, rusya-iran işbirliği ve ortaklığı ne zamana dek devam edebilir?

    bir taraftan suudi arabistan ile yakınlaşmayı tercih eden moskova, diğer yandan ise iran’ı bırakmak istemiyor. aynı zamanda türkiye ile birçok ticari-ekonomi-siyasi yönden ortak menfaatleri gütmektedir. bunlara baktığımızda, iran-arabistan-türkiye arasındaki rekabetlerin varlığında, rusya hangisini tercih eder diye soru sorduğumuzda; şu anda kesin bir cevap vermek pek mümkün değildir. zira, gelecek günler, aylar ve hatta yıllar bu soruyu yanıtlayabilir. çünkü siyaset alanındaki değişimler, genellikle beklenmedik parametrelere maruz kalarak yeni bir aşamaya girebiliyor. belki iran rusya işbirliği daha da güçlenir veyahut tercihler gereği bambaşka bir boyuta girer. fakat bugün itibariyle yaşanan durum karşısında iran-rusya işbirliği ve stratejik ortaklığı kaçınılmaz bir gerçektir.

    bijan zanganeh, iran enerji bakanı, gecf toplantısının açılış konuşmasında, “rusya uzun vadeli ve stratejik ortak olarak iran için çok önemli bir yere sahiptir. bugün karşılıklı protokollerin imzalanması bu gerçeği bir kez daha göstermektedir.” diye vurgu yapmıştır. işte buna bakıldığında; iran yetkilileri açısından rusya seçeneği kısa hatta orta vadede değişebilecek bir konu değildir. gerçi bazı uzmanlara göre; iran, şu an itibariyle rusya’yı taktiksel olarak tercih etmektedir ama iran-rusya arasındaki anlaşmaların sürelerine ve detaylarına bakıldığında, bu yorum pek de inandırıcı gelmemektedir.

    iran, gerek batı, gerekse doğu ülkelerinin olanaklarını kendi çizdiği politik rotasında takip etmekte ve bu da normal bir yaklaşım sayılmaktadır. bir taraftan hameney, abd ile yakınlaşmayı “tehlikeli yumuşak nüfuz” taktiği saymakta ve böylesi bir yakınlık ve dostluğu tercih etmemekte, öte yandan iran üst düzey politikacıları “abd geçmiş yıllarda iran’a karşı haksızca yaklaşımından özür dilerse, diplomatik ilişkiler başlayabilir!” diye mesaj vermektedirler. işte bu, iran siyasetinde devletçilik geleneği ve pek güçlü politika varlığının göstergesidir. aynı konu rusya için de geçerli olabilir, bunu unutmamak lazım!

    prof. dr. ghadir golkarian

    yakın doğu üniversitesi uluslararası ilişkiler uzmanı

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…skilerinin-derinligi/
  • aksi yöndeki bazı haberlere karşın, s-300 füzelerinin satışında ve sevkiyatında herhangi bir sorun olmadığı ifade ediliyor.

    http://tr.sputniknews.com/…218/rusya-iran-s300.html
  • ilişkiler, rusya'nın suriye'deki ışid ve diğer muhalif hedefleri iran'dan kalkan (hamadan hava üssü) uçaklarıyla bombalamaya başlaması seviyesine gelmiş.

    http://www.reuters.com/article/iduskcn10r0pa