şükela:  tümü | bugün
  • bebeklik arkadaşım.
  • gun zileli ile dogu perincek'in kiz kardesi feza perincek'in kizi, babasini degil, annesinin aile tarafini secmis, ingiterede yasayan babasiyla da gorusmuyormus...
  • sorumluluk sahibi bir abla olarak dubliners, irmak mini mini bebekken kibritle bir tutamlık saçını tutuşturmuş, sonra da hiç bir şey olmamış gibi gününe devam etmiştir. olaya omuz uzerinden bakan bebek olarak atol ellerini çırpmış ve evet, bakmakla yetinmiştir.
  • benim bebeklik arkadaşım değil, fakat affına sığınarak birkaç kelam etmek istiyorum ben, ama kendisi hakkında değil, kendisinin yazdığı bir metin ve eleştirel tutumu hakkında.

    “radikal kitap”ın 441. sayısında yazmış olduğu yiğit kulabaş’ın saatsiz ülke romanı hakkındaki -sözde- eleştirisi (‘fikir iyi ama..’), edebiyat eleştirisi üzerine oldukça önemli şeyler söylüyor. lakin bunu, söyledikleri edebiyat hakkında ters şeritte ilerlerken, hem de ister istemez şekilde bilmeden yapıyor. [yazı için: http://www.radikal.com.tr/…10.07.2009&categoryid=40 ]

    önce şunu belirteyim: ben saatsiz ülke’yi okumadım, okur muyum, bunu da bilmiyorum; zaten konu bu değil. ırmak zileli'nin yazmış olduğu eleştirinin haklılığı ya da doğruluğuyla alakam yok. ben sadece eleştirel tutumuyla ilgiliyim kendisinin ve bu nedenle romanı okumadığımı gönül rahatlığıyla en baştan söylüyorum. aynı nedenle de ara ara şu kitap eklerinde çarşaf çarşaf basılan tanıtım-eleştiri kırması metinleri okumadan edemiyorum. az evvel yukarıda da değindiğim gibi, ters şeritten gelmekte olan fikirleri duyabilmek, eleştiri ne değildir öğrenebilmek için göz atıyorum bu güzide eklere.

    ırmak zileli’nin yazmış olduğu metnin en büyük hatası, yazının başında ve sonunda kendisini açıkça ortaya koyuyor. basit benzetmeler, derinlikten yoksun havada uçuşan sözde önemli estetik çıkarımlar ya da kıytırık politik söyleme daha gelmeden, yazının başında size “bu bir eleştiri değildir, belki tanıtımıdır, bilemiyorum,” diyor, ‘fikir iyi ama…’ üç noktalı başlıklı yazı.

    ilk hataya gelelim: bir yazarı direkt olarak sadece bir noktada, bir başka yazarın poetikasının ana motiflerinden birine (buradaki durum gerçekliği olanaksızda sınamak) dokunuyor diye, ona benzetemez, metni benzediğini iddia ettiğiniz yazarın metinleriyle kıyaslayamazsınız. hele bir de kıyas sonrasında kendinizce ulvi sonuçlara vardıysanız, bu hevesinizi takdirle karşılar, hayatınızın geri kalanında bir max brod bulamadan kaleme aldığınız her satırın, istisnasız kurtarılamadan yakılmasını öneririm.

    muhtemel sen kulabaş'ı tanıyorsun triplerine önlem alayım: yiğit kulabaş’ı tanımam, hatta hiçbir kitabını okumadım bile, ama sadece romanında saatlerin durduğu bir türkiye kurguladığı için onu “yerli bir jose saramago” sanmayı arzu eden ve arzu ettiği kıyaslama sonucunda aradığı denkliğe erişemeyince yazarı buradan kuvvet alarak eleştiren bir eleştirmene diyecek söz bulamam. susarım. bu sessizlik hali de beni yiğit kulabaş ile aynı cephede bulunmaya teşvik eder. tıpkı şu an olduğu gibi. kulabaş ile tek yakınlığım da bu cephedaşlık olabilir zaten.

    konuya geri dönersek, jose saramago’yu da sırf kurmaca dünyasının bazı motifleri, distopik öğeler barındırıyor diye gidip malum türün ustalarıyla kıyaslamak kadar saçma bir şey olamaz. fakat ırmak zileli kalkıp bunu yiğit kulabaş’a yapınca kimse ses çıkarmazken, ben kalkıp bu saçma eleştirel tutumu jose saramago’nun metinlerine yönlendirirsem, elbette benim kafamı ezecek biri çıkar. kafamın ezilmesi, yaptığım saçma eleştiriden dolayı bana müstahak iken, ırmak zileli’ye eğer yakın zamanda birileri, mesela semih gümüş vesair, bu husuta en azından kayıt dışı biçimde bir şey demeyecekse, bu da gidip “radikal kitap”ı ara sıra da olsa okuyan ben ve benim gibi insanlara müstahak olacaktır.

    gelelim ırmak zileli’nin yazısının sonuna. ne diye kalkıp kendinizce örtük biçimde yiğit kulabaş’ı hasan ali toptaş ile kıyaslıyorsunuz ki muhterem eleştirmen? bu, hem hasan ali toptaş’a hem de yiğit kulabaş’a, hem de gölgesizler ile saatsiz ülke'ye yapılmış büyük bir haksızlıktır.

    koskoca akademisyenlerin hasan ali toptaş’ı zileli'yle benzer biçimde eleştirel bir tutum takınarak yerli kafka ilan ettiği saçma sapan bir diyarda, saatler durmuyor, insanlar birden bire ortadan kaybolup genç kızlar ayı doğurmuyor ama, eleştiri diye eleştiride -imsi ekolü uzantısı olan saçmalıklar durmadan yazılıyor ve basılıyor.

    biz, kötü kurgulanmış bu distopyada yaşamayı hak ediyoruz.
  • roman kahramanları dergisi genel yayın yönetmeni.
  • otobiyografik özellikler taşıyan ilk romanı eşik remzi yayınlarından çıkmış.
  • babası gün zileli'nin anlattığı bir anekdota göre, gün zileli 2000'li yıllarda yazdığı itiraf-anılar sayesinde parlamışken, aydınlık bir gün zileli değerlendirmesi yapmıştır. o değerlendirmede gün zileli'nin ingiliz ajanı olduğu iddia ediliyormuş. işçi partili olan ve o dönem aydıklık'ta üst düzey bir görevi (genel yayın yönetmeni?) olan ırmak zileli ise o haber çıkarsa görevimden istifa ederim diyerek haberin çıkmasına mani olmuştur.

    gün zileli bu durumu, tüm sol yapılarda olduğu gibi aydınlık hareketinde de olan ayrılanı ve farklı bir şey söyleyeni ajan ilan etme hastalığının bir kanıtı olarak gösterir. çünkü ırmak zileli'nin tepkisi nedeniyle gün zileli'nin ajanlığı da unutulmuş...

    kaynak: gunzileli.com
  • yeni yılla birlikte yepyeni romanının çalışmalarına başlayacak olan yazar. anlaşılan o ki, eşik'i geçti ve yeni türk edebiyatı'nın en kalıcı ismi olmaya adaylığını koydu.
  • eşik'i okuduktan sonra tuhaf bir biçimde yakın hissettim kendimi, kendisine. her ne kadar onunki kadar keskin koşullara sahip olmasam ve 80 sonrası süreci onun kadar yakalayamamış olsam da politik bir çevrede büyümüş ve bunun sancılarını çekmiş bir çocuğun duygusal gelişimini muazzam bir biçimde gözler önüne sermiş. bir de anlatmadıkları var elbette...
  • eşik ile yunus nadi roman ödülünü 2012 yılında almış romancıdır.