şükela:  tümü | bugün
  • william kennedy'nin pulitzer ödüllü romanından 1987 yapımı bir babenco filmi. meryl streep ve jack nicholson oyunculuklarını döktürüyor ama başrolde sigara var!. amerikan rüyasının hüzünlü bir diğer yüzü, yerlere dökülüyor, sigara dumanları içinde yitip gidiyor. buradaki matem sonsuzdur çünkü;

    --- spoiler ---
    dünya içine sıkışıp kaldığımız bir küreden ibarettir, yaşamın kendisi de öyle. biz bunun farkına varana kadar koskoca bir geçmişimiz oluşur. fakat varlığımızın aslında yokluğunu, hiçliğini anladığımızda geçmişimizle hesaplaşmaya girişiriz. sosyal statümüze güler, üstüne bir sigara daha yakarız... bu matem bizim varlığımız yüzünden sonsuza durmuştur işte. hep benim yüzümden! evet...
    (bkz: sonsuz matem)
    --- spoiler ---
  • babenco'nun şahane filmi.hüzün ve mutluk,sevgi ve yalnızlık o kadar güzel anlatılmış ki...jack nicholson ve meryl streep ustalıklarını konuşturmuşlar.
  • jack nicholson’ın fena halde jose mourinho olduğu bir buhran dönemi draması. nicholson’ın en iyi erkek oyuncu oscarını michael douglas’a kaptırdığı filmde maryl streep de en iyi kadın oyuncu dalında aday gösterilse de ödül cher’e gitmiş. filmin afişinde nicholson ismi önde yazar. bunun sebebi 1986’daki heartburn filminde streep’in önde olmasıdır. 20. yüzyılın en iyi ingilizce romanlarında biri olarak gösterilmiş bir kitap uyarlamasıdır. hatta senaryoyu da kaleme alan yazar william kennedy’nin, başrol ilk robert de niro’ya sonra da dustin hofmann’a teklif edildiğinde, “jack nicholson olsun, onun tipinde birini düşünerek yazmıştım” dediği rivayet edilir. güzel film, biri bunu sosyal medyada “bir klasik, süper film” diye ısıtsa da izledikleri üzerinde sosyal onay ihtiyacı duyan tipler buralara aksa, başlık hep entry dolsa.

    francis vicdan azabından kafayı yemiş, sokaklarda ve alkol batağında yaşayıp giden ama aslında 1800’lerin sonlarında yetenekli bir beyzbol oyuncusu... helen ise radyoların kadife sesli şarkıcısı. ikisi de sokaklara düşmüş, artık çok uzakta kalan geçmişlerinin hayaletleriyle, tıpkı kendileri gibi “serseri”lerle yaşamaktalar. bir gece helen bir barda şarkı söyler, ertesi gün de francis eve dönüp karısı, çocukları hatta torunuyla tanışır. şükran günüdür. ikisi de olması gereken hayatlarına dönse de çok kalmazlar. iki düşkünün acı dolu hikayesi usta oyuncuların oscarlık performansıyla beyaz perdeye aktarılmış.