şükela:  tümü | bugün
  • tdk tarafından kurtarımcılık olarak türkçeleştirilen, milli güvenlik dersinde tüm ülkelerin veya dış mihrakların memleketimiz üzerindeki planlarının ihtiva ettiği ileri sürülen terim.
  • büyük türkçü hüseyin nihal atsız, turancılık ülküsünü emperyalist olmakla suçlayanlara şöyle cevap veriyor:

    "... emperyalizm bir milletin başka milletleri hükmü altına alması demektir. o halde, türklerin birleşmesi demek olan turancılık neden türk emperyalizmi oluyor? bugün türk topluluklarından birinin silâh kuvvetiyle öteki türkleri yabancılardan kurtararak tek devlet halinde birleştirmesi emperyalizm midir? dünyadaki bütün milletler, yabancı devlet hakimiyetinde kalan soydaşlarını kendileriyle birleştirmek için silâhlı ve silâhsız savaşlar yaparlar. bunun adı emperyalizm değildir, irredantizmdir ki makbul bir davranıştır..."

    (1968, ötüken)
  • neo-osmanlıcı bir dışavurumu için: (bkz: http://www.59saniye.com/…dat-84-mekke-85-medine-86/)
  • yayılmacı milliyetçilik anlamına gelen italyanca sözcük..özellikle birinci dünya savaşından sonra galip gelmesine rağmen keriz durumuna düşmesinden dolayı italyanın sarıldığı politik strateji..
  • (bkz: anschluss)
  • aslinda ilk çıkışı,garibaldi ve mazzini adlarindaki iki italyan liderin kurgusudur. bunlar degisik devletler altinda olan italyanlari, kontlarin, düklerin boyundurugundaki italyanlari bir araya getirmek ve onlardan yekpare bir devlet oluşturmak için uydurulmuş bir kavramdir. liberal bir bakış açışı ile başlamış, tüm insanlarin birbiriyle eşit haklari olmasi yolunda ilerlemiştir. neticede insan birdir, farkli yöneticilerin altinda farkli haklara sahip olmamalidirlar ve birlik olmalidirlar..

    nasil ki fransiz devriminin milliyetçiliği çıktığı gibi devam etmemiş ,dünyayi bir bok batagina getirmişse de, bu milleyetci yayilmacilik da benzer bir tavirla çok cabucak nefretli bir şeye dönmüştür. tüm memleketlerin "milliyetçi yayılmaciliklarini" aynı anda incelediğinizde sosyalist bir bakış açınız varsa bir gülme aliyor sizi..

    makedonya topraklarinda 3 devletin, istanbulda 6 devletin, anadoluda zaten en az bi 5 devletin gözünün olduğunu görüyorsunuz.. herkes "ben yaşayayim başkasina yaşam hakki vermeyeyim" noktasinda.. bu irredentizm'in bir salak tutumu da "tüm insanlar eşittir ama tabi bizim insan diye kabul ettiklerimiz" duruşudur. ki o bambaşka bir mevzunun konusu..

    kanaatimce dünya barışı için milliyetçi yayilmaciligi, ümmetciligi savunup birlikte yaşamayi reddedenleri hayatlari boyunca peluş hayvanlarla dolu bir memlekette yaşatmak gerekmekte.. başka türlü buralara barış gelmeyecek. herkes herkesin sahip olduğu şeye öykündüğü bir dünyada nasil huzur içinde yaşayabiliriz ki?
  • ahmet insel muhafazakar sağ'da her zaman var olan ve akp'nin son tartışmalar ile yeniden hortlattığı irredantizmi güzel anlatmış, bilal bile anlar yani o derece...

    http://www.cumhuriyet.com.tr/…edantizm_uzerine.html
  • (güzel bir şey olduğundan değil tabi ama) millet (bkz: nation) olamamış olmanın semptomudur. malumunuz millet ve milliyet verili ya da her daim varolmuş değil, aksine sürekli yeniden inşa edilen kavramlar (bkz: benedict anderson) ve pratikler (bkz: eric hobsbawn) bütünü.

    memlekette bu eğilimin her dönem güçlü siyasi gruplar tarafından dillendirilmesi ve limitte sonsuza yaklaşan (82 monaco, 83 abu dabi, 84 uluğ bey krateri...) iddialar milliyetçiliğin kuvvetini değil kırılganlığını gösterir kanımca. günümüz dünyasında türkiye kuvvetinde bir ülkenin hiç kimseye kabul ettiremeyeceği ama maalesef uluslararası siyaset sahnesinden tamamen de silinmemiş (bkz: rusya'nın kırım'ı ilhak etmesi) politikadır.

    bu kırılganlıktan daha çoğulcu bir toplum veya kimlik anlayışı ya da daha farklı (statüko karşıtı ve tarihe baktığımızda çoklukla yıkıcı) bir milliyetçilik de çıkabilir. kısacası bu politika hak iddia edilen bölge ya da topluluğu değil iddiayı yapan aktörün kendi dinamiklerini de hedef alır. türkiye'nin gittiği yön kuşkusuz ikincisidir. basit bir okuma bile rusya'ya özenenleri yanıltır.
  • ingilizcede "unredeemed land" anlamına gelen ve italyanca "terra irredentia" kalıbından türemiş bir kavram olan irredantizm ilk kez, italyanca konuşulan, avusturya ve isviçre kontrolündeki topraklarda ortaya çıkmıştı çünkü dönemin liderleri “italyanca konuşan tüm kardeşleri” bir araya getirmek gibi bazı milliyetçi fikirlere sahipti. bu kavram için kısaca “başka bir devletin egemenliği altında bulunan toprakları kendi topraklarına katmak istemek” dersek eğer bu hem eksik hem de biraz yanlış bir tanım olur çünkü modern milliyetçilikten aldığı agresif yönlerine rağmen irredantizm, henüz "milliyetçilik" kavramı daha ortaya çıkmadan önce emperyalist devletler tarafından kendi politikalarını doğrulama aracı olarak kullanılıyordu zaten. (bkz: crusades) (bkz: holy land)

    bu kavram, genellikle iki amaç ile motive edilebilen bir kavram: bu amaçlardan birincisi, genişlemek/büyümek maksatlı olarak ihtiyaç duyulan güç ve zenginliğin artırılmasına, ikincisi de soyla birliktelik isteğine ilişkin. (bkz: kinship) ancak ikinci dünya savaşından sonra ve hatta soğuk savaşın sonlarında irredantizm yavaş yavaş bir paradoks haline geliyor ve uluslararası hukuka aykırı bir kavram olarak anılmaya başlıyor çünküü bu yaklaşımdaki asıl amaç bir grubun iyiliğinden çok devletlerin teritoryal kazanımları ile ilgili. zaten sonrasında görüyoruz ki, uluslararası sözleşmelerde irredantist yaklaşımları kınayan ve bu yaklaşımların yaptırıma maruz kalacağını ifade eden bölümler yer almaya başlıyor.

    yirminci yüzyılın sonlarına doğru da birçok devlet hem politik hem ekonomik anlamda çeşitli sorunlarla baş etmek durumunda kalınca, etnik milliyetçilik ve irredantizm gibi kavramlar giderek daha da popüler hale gelmeye başlıyor. bunun sonucunda da u.s. gibi, bölgesel güvenlik örgütleri gibi uluslararası toplumun güçlü üyeleri bu konuda “proactive” bir yaklaşımı benimsiyor. peki bu ne demek? aslında kelime anlamına bakacak olursak, yanılmayız; proactive yaklaşımı önleyici bir tutum olarak düşünebiliriz. şöyle ki, tamamen yok edilemeyecek olan bu kavramlar en azından şiddeti azaltılarak baş edilmesi kolay bir hale getirilebilir ve bu da azınlıklara verilecek olan haklarla ya da devletlerin birbirlerine temel haklar açısından daha uyumlu hale getirilmesi ile başarılabilir. yani, yakın gelecekte de muhafazakar ve milliyetçi ideolojiler yükselişte olacak ise önleyici politikalar ile bu çatışmaların potansiyel etkileri hafifletilebilir diyebiliriz.