şükela:  tümü | bugün
  • başlığı ilk açtığımda buraya daha önce uzun uzun yazmıştım ama hepsini siliyorum. bir tek şunu bırakıyorum:

    orospu çocukluğuna maruz kalmaktır. sikerim stres mülakatını ayrıca.
  • belki de bir testtir. böyle gıcık edici bir durum karşısında napıyorsunuz, durumu çözüme kavuşturmak için önce kime gidiyorsunuz, gittiğinizde nasıl cümleler kuruyorsunuz, derdinizi nasıl anlatıyorsunuz, anlatırken karşı tarafa nasıl elektrik veriyorsunuz?

    böyle soruların cevabını bulmak için işveren bilinçli olarak da yapıyor olabilir. hani görmedim daha önce ama olabilir yani. özellikle insan ilişkilerinin önemli olduğu bir iş için başvuruyosanız mesela.
  • katlanabilirliği kişinin deneyim ve yıllanmışlığı ile ters orantılıdır. bu yöntemin bilinçli bir şekilde ( işverenin elinde olmayan sebeplerden ötürü oluşan gecikmeler dışındaki her gerekçe ) uygulanmasının etkili bir stresölçer olduğuna da inanmıyorum. saygısız ve özensizliği bir yana bahse konu şirkette çalışmaya başlamanız halinde iş ortamından neler beklemeniz gerektiğine dair önemli ipuçları verir.
  • eğer bu bir grup mülakatı ise; küçük bir toplantı odasında masa etrafında -sıkış tepiş- 10-15 kişinin sessiz çığlıklarına -evet kesinlikle tabir bu olmalı- şahit olmaktır. nereye bakacağını bilemeden daha doğrusu diğer kişileri süzmüş olmamak için havalara bakarak/göz göze gelmekten kaçınarak, sus pus içinde hiç bir şey yapmadan/eli kolu bağlı beklemek. azap bu olsa gerek.
  • sanırım önce giren adamı beğenmediler ama eleman da temiz saf çocuktu kalbini kırmamak için ağır ağır söylüyor, adamların gözü bende diye polyanna cılık oynattıran durum
  • bu benim başıma gelmişti, okuldan mezun olduktan sonra interbank'ın uzman yardımcılığı veya o zamanki adıyla management trainee (mt) mülakatım vardı. ankara'da girecektim mülakata. sene 1997 veya 1998. o zamanlar acayip popülerdi ve herkesin yüksek maaşlarla işe başladığı bir bankaydı interbank a.ş. mülakata gittim. 30 dakika kadar dahi dayanamadım. 20-25 dakika sonra gittim sordum ne oldu bizim mülakat diye. sizi biraz daha bekleticem diye cevapladı sekreter. veya yönetici asistanı her ne skimse. ne kadar? daha bekleyeceğimi sordum. bilmiyorum dedi. size iyi günler deyip oradan çıktım. içimden de bu bankadan bi skim olmaz dediğimi anımsıyorum. ahım acayip tutar, nazarım da pistir. artık orada nasıl pis bir elektrik verdiysem banka 1999 yılı başında tasarruf mevduatı sigorta fonu'na devredildi. benim de ciğerimin yağları eridi. niye seviniyorsam olan orada çalışan bir sürü ücretli çalışana oldu. cavit çağlar yine el bebek gül bebek yaşantısına devam ettiydi. ama insanın öngörüleri arada bir çıkınca sanki hayatı kontrol edebiliyormuşçasına seviniyor. diyeceğim o ki sizi bekleten kurumdan (eğer haybeye bekletip bir açıklama yapma nezaketini dahi göstermiyorlarsa) size uzun vadede bir hayır gelmez. orada gösterilen ilk tavır aşağı yukarı iş hayatınız boyunca karşılaşacağınız tavırların habercisidir. o yüzden üzüldüğünüze değmez. benim verdiğim örneğin istisna bir örnek olduğunu da sanmıyorum.
  • bugüne kadar sayısız iş görüşmesine gittiğimden ilk defa karşılaşınca normal olmadığını düşündüğüm durumdur.
    benimle görüşecek olan hanımefendinin toplantısı çıkmış, acil gitmek zorunda kalmış, ki kendisi de her zaman maillerini kontrol eden ve ben "yarın saat 1'deki görüşmemizde herhangi bir değişiklik yok, değil mi?" diye mail atınca "hayır yok, o saatte sizi bekliyor olacağım" diyen kadın. orada bulunmadığı gibi, toplantısının ne zaman bitip de şirkete ne zaman döneceğini bilen kimse yok.
    hem benim yaşadığım şey, yarım saat bir odada bekletilmek de değil, 1 saat boyunca dış kapının yakınında bulunan bekleme salonunda bekletilmekti. sürekli giren çıkan olduğundan soğuk bir hava akımının ve de ayak altında bulunmanın sizi ne kadar kötü etkileyeceğini bir hayal edin. üstelik, tez yazma döneminde olduğunuzu ve çok az bir sürede çok fazla şey yapmanız gerektiğini düşünün. e elde bu kadar veri varken "eeeeh!" diyip basıp gitmemek işten bile değil. evet çıktım gittim, "kimsenin zamanı kıymetsiz değil" diye de laf sokarak..
  • adayın geleceğinden görüşmecinin haber olmadığı veya adayın emrivaki ile ya da araya dayı-amca koyarak görüşmeye geldiği durumda az bile maruz kalınan durum.