şükela:  tümü | bugün
  • yeni moda sanırım. düşününce aslında iyi bir strateji.

    gizli formülü veriyorum, kalem kağıt çıkarınız. bunu yapmamızın sebebi biz çok zekiyiz ve adaylar çok salaklar. aynı zamanda çok çaresizler, paraya ihtiyaçları var ve biz tam olarak bunu kullanacağız. bu adayların hepsi ayrı gerizekalı dostum.

    4 kritik madde var uygulamamız gereken:

    1 - ihtiyacınız olan niteliklere sahip kişilerin başvuracağı bir ilan açıyoruz.
    2 - iş görüşmesinde hep pozitif, hep istekli oluyoruz. "en iyi aday sizsiniz, çok heyecanlıyız" gibi sözlerle adayımızı pembeleşinceye kadar poh pohluyoruz.
    3 - görüşmeyi sonlandırıyorken bir anda aklınıza gelmiş gibi "bu arada nasıl iş yaptığını da görmek istiyoruz, formalite tabii aslında, ancak bize yarın sabaha kadar x şirketle ilgili full bir analiz sunumu hazırlar mısın? ne yapmışlar, rakipler ne yapıyor ve ne yapmalı. hepsi olsun içinde". bunu söylerken sürekli gülümseyin, bu çok önemli.
    4 - adayımız çaresiz bu sunumu yapmayı kabul ettikten sonra, 360 derecede övgüler serpip gaza getirerek uğurlayın. sonraki görüşmelerde de sabırla aynı yöntemi uygulayın.

    ve işte! bir proje için 10 adayla görüştüysek, 8 tanesi istenen zamanda sunumu gönderse daha ne isteriz? 8 sunumu okuyup toparlayarak tek sunum haline getirir ve o işin toplantısına gidersiniz. 0 masraf, 0 emek. arayıp teşekkür etmenize gerek yok zaten bu mal adayların bu işe o kadar ihtiyaçları var ki arayıp 2 kötü söz söylemeye cesaret edemezler.

    peşin edit: evet son yaptığım iş görüşmelerinin özetidir arkadaşlar. bilmiyorum bana mı denk geliyo bu yoksa artık böyle mi bu işler? gönderdiğim sunumların kötü olduğunu düşünecek arkadaşlar vardır mutlaka, onlara da şunu söyliyim yaptığım işlerin firma tarafından kullanıldığını gördüm. beklentim bi sunum yaptım diye işe alınmak da değil ama bi teşekkür etmek çok zor olmamalı.
  • orospu çocukluğudur. zaten maaş vermiyorsunuz amın evlatları bide göt verelim tam olsun. oda beleşe gelir.
  • nerden düştüm buraya,kaçayım kurtarayım kendimi demek yerine aptallık edip kendimi ispatlama çabama lanet gelsin. öğlen 3'te görüşmeye gidip akşam 9'a kadar çalışmış bi sömürge olarak akıllanmıyorum sözlük nasıl geldiysem öyle gidiyorum..
  • vaktiyle çok iyi bir sistem yöneticisi arkadaşımın başına gelmiş olay.

    şimdi ticari bilmem ne olmasın diye şirket adı vermiyorum ama türkiye'nin en sağlam teknoloji şirketlerinden biriyle yapılan görüşmede, baya taşşaklı bir abi, o an uğraşmakta oldukları bir sistem mimarisi problemiyle ilgili bir konuyu masaya getiriyor ve arkadaşıma bu konuda nasıl bir yaklaşım geliştirilebileceğini soruyor.

    arkadaşım ise bir iki gün müsade ederlerse bu konuyu derinlemesine inceleyip net bir çözüm üretebileceğini belirttikten sonra başlıyor çalışmalara. 2 gün sonra epeyce radikal bir çözümle gelen arkadaşı yalnızca görüşmeyi yapan değil, ilgili projeye dahil olan pek çok kişi toplantı odasında karşılıyorlar.

    ekip çözümü arkadaşımla tartıştıktan sonra, bu uygulamayı yapıp yapamayacağını soruyorlar. arkadaşım da 7 gün içerisinde işi tamamlayabileceğini belirtiyor. işe alımdan ayrı bir süreç olarak, bu problemin bir projeyle ilgili acil bir konu olduğunu belirten şirket, bu hizmeti hemen almak istediğini söylüyor. arkadaşım 1 hafta boyunca geceli gündüzlü uğraşıp sistemi ayaklandırıyor.

    1 haftanın sonunda proje bedeli tahsil ediliyor ve iş görüşmesi moduna dönülerek ücret konusu gündeme geliyor.

    sonuç olarak parada anlaşamıyorlar. iş görüşmesi diye gidip, 1 hafta proje yapıp dönmüş oluyor.

    daha sonra bu arkadaş, parası iyi diye romanya'da faaliyet gösteren büyük bir online casino'nun sistem yönetiminin başına geçiyor. *
  • ozellikle kreatif olduğunu gözünüze gözünüze sokan reklam ajansları tarafından en ufak bir utanma duyulmadan yapılandır.

    arkadaş adam gibi "nasıl çalıştığını görmek istiyoruz, önceki işlerinizden bir örnek paylaşabilir misiniz bizimle?" deyin. marka verip, ürün verip, kişi verip "sabaha masamda bekliyorum" dersen yarın bi gün birisi çıkar karşına çıkarır, vurur masaya.

    ucuz iş gücünü geçtik sektörde, millet artık ücretsiz iş gücü peşinde. bu kadar alçalmayın be arkadaş.
  • iş görüşmesinde tırdan mal indirerek deneyimlediğim vaka.

    üniversite eğitimimi çok tırt eğitim veren bir bölümde tamamladım ben. eğitim kalitesinin zaten osuruktan olması kesmediği için ben de iyice sığıra bağladım. hiç unutmam, "mezun olunca ne bok yiycem lan ben?" diye arkadaşlara içimi açtım bir gün. "abi hepimiz aynı durumdayız" dediler. sonra da arkadaşın clio'suyla aoç'ye kokoreç yemeye gittik. o konu da biraz havada kaldı haliyle. mezun olunca o camışlık hali giderek yerini bir eblehliğe bıraktı. çok temiz bir akıl tutulması yaşadım. ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yokken bizimkiler "kpss'ye gir" dediler. dünyadan öyle bir kopmuşum ki kpss'de üç beş soru çözsem iki sokak ötedeki nüfus müdürlüğü'nde işim hazır sanıyorum. internetten süveter, kısa kollu pembe gömlek falan bakıyorum. o işin öyle olmadığını kpss dershanesine gittiğim ilk akşam izah ettiler. 4001 mi ne varmış, 92 puan falan alırsam bayburt'un ilçesinde bir memuriyet tutabilirmiş. matematiğim hep kötüydü, lise 1'de 0 düşecekti de hoca verebileceği en yüksek sözlü notlarını verip ancak 1'e yükseltebilmişti. elini öpmüştüm kadıncağızın. aradan geçen zamandan sonra belki şimdi bir aydınlanma gelmiştir, matematiği de çözerim evelallah dedim. gelmemiş aydınlanma. iki hafta sonra haftada 55 saat derse giren matematik hocası hiçbir ücret talep etmeden "coor istersen derslerden bir on beş - yirmi dakika önce gel de konuların üzerinden geçelim" diye teklifte bulundu. adamın içi sızlamış halimi gördükçe. (merak edenler için spoiler: sonra kpss'ye girmedim bile.)

    birkaç ay daha mal gibi dershaneye gidip mal gibi eve döndükten sonra bir şekilde para kazanma ihtiyacı iyice belirginleşti. bilhassa babam kuvvetle belirgin hale getirdi söz konusu ihtiyacı. çeviri yapan bir arkadaşı arayıp iş istedim. arkeoloji ile alakalı bir kitaptan 40 sayfa gönderdi sağ olsun, "dört günümüz var" dedi. çevirip yolladım. arkadaşıma iş veren adam dolandırıcı çıktı, müşterilerden aldığı işleri bizim gibi internetten bulduğu salaklara yaptırıp sırra kadem basıyormuş. nitekim bastı da. sonra bir markete girip iki üç hafta çalıştım. biz reyonlara mal taşırken market binasının inşaatı devam ediyordu. üç saniye önce yürüdüğüm noktaya demir çubuk gibi bir şey düştü. o işi bırakıp kitap cd vs. satan bir mağazaya girdim. bu sefer de iş 12'de bitiyordu, temizlik yap, dolmuş bekle şu bu derken eve 1.30 gibi varıyordum. o arada bir arkadaş eskiden çalıştığı bir oyuncakçıdan bahsetti. maaşı daha iyiymiş, bir de evime yürüme mesafesindeydi. "iyiymiş lan" dedim. iyi değilmiş.

    izin günümde o umumi heladan mikrop kapıp ishal olası arkadaşla mağazaya gittik. mülakat baya olumlu geçti. mülakat dediğim de müdürün at hırsızı mıyım diye yüzüme bakıp vücudumdaki kol ve bacakları saymasından ibaret. belgeleri topla, başla dediler. bi ara fırsatını bulup mağazadaki çocuklardan birine "nasıl iş, memnun musun?" diye sordum. adam kollarını gökyüzüne kaldırıp "son günüm abi, istifa ettim" diye sırıttı. o arada bir yerlerden biri "kamyon gelmiş" deyince tüm erkek personel çıkışa yönlendi. ben arkadaşa kaş göz yaparken müdür araya girip; "haftada bir mal geliyor, onu indirip depoya yüklüyoruz. gel el atalım da 5 dakikada bitsin iş." dedi. herhalde ufak bir kamyonettir, iki koli beyblade bok püsür taşır giderim, diye düşünerek olumlu dönüş yaptım. alana varınca kamyonun üç akslı tır olduğu anlaşıldı. denizyolu taşımacılığı şirketinde çalıştığım için çok muhatap oluyoruz bunlarla.

    otellerde bavul taşınan tekerlekli metal sepetlere benzeyen "araçlara" koli koli scooter yükledik. rampadan inerken kendi ağırlığımızla arabayı yavaşlatıp, rampadan çıkarken gene kol gücüyle itiyorduk. fren tertibatı falan hak getire, isg'nin anasını ağlattık o gün. böyle böyle birkaç sorti yaptım. depoya ürün yerleştirirken elemanlardan biri bir hata yapmış sanırım, müdür "yapacağınız işi sikeyim, beyninizi sikeyim" diye feedback verdi çocuğa. yaz mevsimi olması dolayısıyla kıçımızdan ter akmıştı, müdür marketten kola aldırıp ikram etti. "evrakları üç güne getiriyorum" dedim. (merak edenler için spoiler: oraya bir daha hiç gitmedim.)