şükela:  tümü | bugün
  • that awkward moment, asdgasd.

    zaman-mekan algısının bir anda kaybolduğu, öte taraftan çakraların iyiden iyiye açıldığı an.

    - let's continue in english. name three traits that you don't like about yourself.

    + (iç ses: trait neydi lan abooov) excuse me, can you repea...
  • "only in uk" diye karşılık vermenizi salık veririm.
  • (bkz: what is your purpose of visit) seviyesinde karşı taraf da zaten.

    tanım: rahat olunması gereken an.
  • genellikle tedirgin olduğum an. bunu söyledikten sonra karşıdaki adamın beni anlayacak kadar ingilizce bildiğinden emin olamadığım için hangi seviyede konuşacağımı bilmediğim andır. bilen bilir c2 seviyesinde ingilizce konuşurum ama bugüne kadar ana dili ingilizce olmayan birisiyle ingilizce iş görüşmesi yaptığımda bu lafı eden ve gerine gerine konuşmaya çabalayan adamlar en çok b2 seviyesinde oldular.
  • let's do anal denmesi durumu kadar sarsıcı olmayacaktır.
  • yüzün sıçtın mavisi renge girdiği an
  • (bkz: sıçtığının resmidir)

    hatta rakamlara, tarihlere de özellikle vurgu yapalım diyenlerin ben taa..

    (bkz: #52835873) 'ya istinaden hamiş: hani amerika'da ingiltere'de master yapmış elemanla neden ingilizce mülakat olsun ki gibi bi görüş var.
    bu ülke topraklarında öyle kurumlar var ki amerika'da veya ingiltere'de master yapmış biçok kişiye ingilizce dil tazminatı direkt vermek yerine yds (eski adı kpds) puanını şart koşuyor.

    yani illa ki yapacak, senin kursa gitmeden aldığın yds puanını "peki o zaman speaking nasıl bi görelim" diyerek pekiştirmek derdinde olma hakkı da var. çifte standart olmadan tabii. beni sınıyorsa her türlü, benden sonraki görüşeceği kişinin de aynı şekilde seviyesini test etmeli. ne yazık ki keyfi bazı şeyler bu ülkede de neyse.

    ne diyordum: iyi ki sınavlar (yds, ielts veya kpss) var.

    buradan mülakata gireceklere başarılar dilerim. bülbül gibi şakısınlar inşallah. hatta inşallah redhouse gibi takılmadan telaffuz etsinler her türlü skimi :)
  • eğer görüşmeyi yaptığınız kişi çocukken amerikaya gitmiş ve orada 20+ yıl yaşamış ve kısa süre önce yurdumuza dönmüşse sıçtığınız andır. ben mi? yok canım sıçmadım, cevabım "her türk gibi okuyup, yazabiliyorum ama practice (praktis) eksiğim var." olunca üstüme gelmedi. işi de aldık.
  • bu kalıbı her kullanışımda karşımdakinin yüzünün gerilmesi ile, işe alımda mülakat sisteminin artık değiştirilmesi gerektiğini düşündüren kalıp.

    amerikadan copy-paste davranışsal mülakat teknikleri artık ne beceri ölçüyor, ne gerçekçi sonuçlara ulaşıyor.

    kendini yabancı dilde ifade edebilen personelin gerektiği kilit noktalar için o dil yeteneğini ölçecek pek çok araç var. ingilizce biliyorum diye başvuru yapıp "yesdizizapensılentaykensipikingiliş"den öteye gidemeyecek insanı daha o masaya oturtmadan eleyip, ikinizin de vaktinden tasarruf etmek mümkün.

    aklıma gelmişken yazayım içimde kalmasın. aynı mülakat tekniğinin bir diğer sıkıntısı "bir krizle karşılaştığınız ve çözdüğünüz üç net örnek veriniz" gibi geri zekalı sorular. edebiyat mezunuyum, sana ayak üstü üç hikaye yazarım çenen düşer, ama iş gerçek hayatta/kriz anında sıkıntı çözmeye gelince apışıp kalmak/yan yan sıvışmak çizgisini korurum, o zaman ne yapacaksın?

    edit: imla