şükela:  tümü | bugün
  • üniversiteden yeni mezun olan arkadaşlara yol göstermesi için iş hayatında karşılaşılan patron tiplerini yazmak istiyorum. bu tiplerin pek çoğu oldukça tehlikelidir ve gördüğünüz anda koşarak uzaklaşmanız gerekir. çok az bir kısmı birlikte çalışmaya uygun kişilerdir. iş görüşmesi esnasında kimin iyi kimin kötü patron olduğunu anlamanız için bazı ipuçları da vermeye çalışacağım.

    asgari ücret üzerinden sigorta yapan, fazla mesai ücreti ödemeyen patron :

    iş hayatında en çok karşılaşılan patron tipidir. bu adamların gözünde sizin mesleğinizin hiçbir önemi yoktur. piyasa standartlarının altında maaş verirler. sigortanızı da asgari ücret üzerinden yaparlar. maaşınızın asgari ücrete kadar olan kısmı banka hesabınıza yatar, kalanının da elden verirler. sigorta prim ücretlerinin çok yüksek olduğundan, şirkete çok yük getirdiğinden bahsederler. sürekli olarak vergilerden şikayet ederler. para kazanamadıklarından bahsederler. peki bu tip patronu iş görüşmesinde nasıl anlarsınız? iş görüşmesinde size yüksek vergilerden, piyasanın durgunlugundan bahsederler. işe ilk girdiğinizde maaşınızın düşük olacağını ama zamanla performansa göre yükseleceğini, paradan daha kıymetli olan çok önemli tecrübeler kazanacağınızı söylerler. bu tip patronların en önemli özelliği para kazanmak için geceli gündüzlü çalıştıklarını anlatmalarıdır. bunun anlamı da şudur: sık sık mesai yapıyoruz, mesai için ücret de ödemiyoruz. ayrıca bu tip iş yerlerinde muhtemelen cumartesi de çalışılıyordur bilginize.

    30 sene öncesinden örnekler veren patron:

    "sizin yaşınizdayken biz gece 12 den önce ofisten çıkmazdık." ifadesini çok sever bu tip patronlar. kafaları hala geçmişte kalmıştır. geçmişten örnekler vermeyi çok severler özellikle de eskiden daha çok çalışıldığını anlatırlar. günümüz teknolojisine yüzeysel biçimde hakim olsalar da kafaları hep geçmişte kalmıştır. hatta bazen o kadar abartırlar ki siz bir işin üstünde fazla zaman harcarsanız "biz bu işi eskiden 1 saatte tamamlardık. bana versen elle daha hızlı çizerim." şeklinde saçma ifadeler kullanırlar. bu patron tipi de yine asgari ücret üzerinden sigorta yapar, ücretsiz uzun mesailer kaçınılmazdır. üstüne bir de 30 sene önceden örnekler vermeye çalışıp sizi aşağılamaya çalışırlar. iş görüşmesinde bu tip adamları tespit etmek kolay değildir, işe başladıktan bir iki ay sonra anlarsınız.

    her şeyin en iyisini en doğrusunu ben bilirim modundaki patron:

    ilerlemiş yaşları ve tecrübelerinden dolayı hem iş konusunda hem de diğer konularda her şeyin en doğrusunu bildiğini sanan ve bunu sürekli olarak size empoze etmeye çalışan patron tipidir. bu adamların genel geçer yargıları vardır. onları inandıkları şeylerden asla vazgeçiremezsiniz. karşılıklı konuşma esnasında açılan herhangi bir konuda beyan ettiğiniz fikir onunkilerle uyuşmuyorsa sizi ikna etmek için elinden geleni yapar. bu yolla üzerinizde hakimiyet kurmaya çalışır. egoları çok yüksektir. sosyal çevreleri kısıtlıdır.

    yüksek ego sahibi patron:

    malesef çağımızın en gereksiz fakat bir o kadar da bol bulunan tipleridir. kendilerini dünyanın 1 numarası olarak görürler. hele ki yurtdışında eğitim almışlarsa yandınız. sektördeki diğer tüm rakip firmaları karalamaktan hoşlanırlar. sürekli onların yanlışlarını bulup anlatırlar. kendi şirketinden daha meşhur ve daha çok kazanan şirketlere bok atmayı çok severler.

    sürekli steve jobs üzerinden örnekler vermesine rağmen yeniliklere asla açık olmayan patron:

    iş dünyasında yeniliklere açık olmak oldukça önemlidir. çağa ayak uyduramazsanız yok olursunuz. yenilikleri takip ediyorum ayağıyla steve jobs, bill gates, elon musk gibi insanların hayatlarından, yaptıkları inovasyonlardan örnekler veren fakat kendi şirketinde bunların hiçbirini uygulamayan patronlar neyin kafasını yaşıyorlar anlayabilmek mümkün değil. sırf moda olduğu için bildikleri birkaç akıllı telefon uygulamasını öve öve bitiremezler, teknolojinin öneminden dem vururlar fakat bilgisayar kullanma becerileri ilkokul öğrencisi seviyesindedir. örnek verdikleri insanlar kadar cesur olamadıkları için yeniliklere açık değillerdir. onlar için yenilik = maliyet demektir.

    okullarda hiçbir şey öğretilmiyor diyen patron:

    sürekli olarak üniversitelerde düzgün eğitim verilmediğinden, mezunların hepsinin kalitesiz olduğundan bahseden patron tipidir. bu ifadeleri özellikle iş görüşmelerinde yeni mezunlara karşı kullanmayı severler. onlara göre okullarda verilen eğitim yeterli değildir. bu yüzden yeni mezun biri aslında hiçbir şey bilmiyordur ve çok düşük ücretle işe başlamalıdır hatta onlara göre yeni mezunlar ücret almadan birkaç ay staj yapmalıdır. bunu iyice abartıp yeni mezunlara verdikleri maaşı sadaka gibi gösterenler de vardır. bu patronların amacı sizin kendinizi yetersiz ve zayıf hissetmenizi sağlamaktır. böylece sizi en düşük ücret üzerinden işe almaya çalışacaklardır. bu tip patronların diğer özelliği; onun yanında işe başladığınızda çok fazla şey öğreneceğinize sizi inandırmaya çalışmaktır. düşük maaşa karşılık başka hiçbir yerde edinemeyeceğiniz tecrübeleri onun yanında edineceğinize sizi inandırmaya çalışırlar. kesinlikle bu sözlere inanmayın. iş görüşmesinde okullardaki eğitimin yetersizliğinden yakınan, yeni mezunları yerin dibine sokan ve düşük maaşa karşılık çok büyük tecrübeler kazanacağınızı söyleyen birine denk gelirseniz koşarak uzaklaşın.

    paranoyak patron:

    çok şüphecidirler. kendi yaptığı işlerin sürekli başkaları tarafından taklit edildiğini, hatta çalındığını veya çalınacağını düşünürler. onlara göre kendi iş fikirleri paha biçilemeyecek kadar değerlidir ve tüm rakip şirketler onun fikirlerinin peşinden koşmaktadır. şirkete gelen postacı, sucu, temizlikçi, elektrikçi vb. her türlü kişi rakip firmaların adamı olabilir; şirketten bilgi sızdırmaya çalışıyor olabilirler. bu patronların en önemli özelliği yeni işe aldığı kişilere şüpheyle yaklaşmaları ve onların eski şirketleriyle bağlantılarının hala devam ettiğini düşünmeleridir. sadece uzun süreli çalışanlarına güvenirler. onun dışındaki herkese projeleri dışarı kaçıran kişi muamelesi yaparlar. güvenmediği kişilerin internetini keser, bilgisayarlarına ağ üzerinde kısıtlama getirir, usb bellek veya cd kullanımını kasa üzerinden engelletir.

    motive edici patron:

    patronlar ekosisteminde nadir bulunan türlerdir. çalışanını motive eden patronlar bence ikiye ayrılır. birincisi, çalışanlarının performansını artırmak için gerçek anlamda maddi ve manevi motivasyon verenlerdir ki bu insanların yanında çalışmak gerçekten büyük bir zevktir. bu insanlar paylaşımcıdır, bildiklerini öğretmekten çekinmezler, bir işi başardığınızda sizi takdir ederler, zorlandığınızda ise destek verirler, işi başarmanız için sizi teşvik ederler. ikinci tip motive edici patron ise laf olsun diye ara gazı verenlerdir. günü kurtarmak için, size istediklerini yaptırmak için sizi pohpohlarlar. çalışanlarını motive etmek için primlerden, ikramiyelerden bahsederler fakat iş icraate gelince yerlerinde sayarlar. ülkemizdeki motive edici patronların çoğu malesef ikinci gruba dahildir.

    maaş üzerinden sigorta yapan, fazla mesai ücreti ödeyen patron:

    sayıları yok denecek kadar azdır. büyük kurumsal şirketlerin patronları bu gruba dahildir. zaten bu şirketlerde çalışıyorsanız büyük patronu çok göremezsiniz. hem az görünmeleri hem de çalışanlarına tüm haklarını sonuna kadar teslim etmeleri bakımından dünyanın en sevilesi patronları onlardır. yukarıda bahsettiğim patronların çoğu az para kazandıklarını iddia ederek çalışanlarının haklarını gaspederler ve onları düşük ücretle çalıştırırlar. onlar kendi ceplerini doldururken yaka rengi ne olursa olsun işçiler hep kaybeden olur. oysa aşağıdaki anektoda bakarsanız bir şirketin büyümesinin ve kazancını artırmasının çalışanlarının hakettiklerini almalarıyla gerçekleşeceğini anlayabilirsiniz. kazancın adaletli bölüştürülmesi şirketleri her zaman yukarı götürmüştür.

    bir keresinde gazeteciler robert bosch’a soruyorlar:
    “neden siz sanayideki diğer şirketlere göre çalışanlarınıza daha çok ücret ödüyorsunuz? sizin paranız çok mu?”
    robert bosch, şu karşılığı veriyor:
    “benim çok param olduğu için çok para ödemiyorum. çalışanlarıma çok para ödediğim için çok param var."

    siz çalışanlarınıza maddi ve manevi anlamda hakettiklerini verirseniz onlar da sizin için tüm kapasitelerini ortaya koyarlar. bu da karşılıklı olarak başarıyı, büyümeyi ve mutluluğu getirir.

    http://www.gecelikgunluk.com/

    ayrıca (bkz: iş hayatında karşılaşılan kişilik tipleri)
  • muhtemelen buraya hep göt patron davranışları yazılmıştır. ben size iyi şeyler anlatıyorum, toplanın.
    daha yeni üniversiteliyken bir dergide çalışıyordum. taksim, nane sokak. zaten sabah istiklal boşken işe gitmekten bile mutlu olan, mutlu bi insandım o zaman. 4 kişi çalışıyoruz, minnak bi ofis. ender abi, baha abi, ali, ben. mutfakta çay bitince son bardağı alan yenisini demliyor falan. benim ilk patronum ender abi'ydi. içi abi, dışı amca bi adam. patron kelimesi kafamda nasıl bir yerdeyse ben tabi hep bi çekinik hep bi sessizdim başlarda. baktım dergide işler hiç de öyle değil. ev gibi bildiğin. ama net büyük şoku ender abi kendisine çay almaya kalktığında bizim odaya gelip, çayı biten varsa doldurayım dediği ilk an yaşamıştım. evet, masanıza çay getiren patronlar da var. sonra çok yoğun çalıştığınız yeni sayıyı yetiştirme hengamesinden sonra bir çılgınlık yapıp çin lokantasında yemek ısmarlayan bir patron da olabiliyor aynı zamanda. dergide para kalmayınca hep beraber esnaf lokantası moduna geçilip, arada markete çıkıp abur cubur partisi verdiğimiz zamanlar da oldu. yani her ne durumda olunacaksa o durumun paylaşıldığı patronlar da var. enseyi karartmayın.
  • iş görüşmesinde 'ben maaş konuşmayı sevmem..' diyebilir.. inanma seni s.kecek.. alacağın max. asgari ücret demektir..
    işini sana bi lütuf gibi sunar.. ilerde tuvalet kağıtlarının kullanımını yasakladığı da görülmüştür.. çayına attığın 2. küp şekere bile karışır.. koduğumun bakkal zihniyetli kodamanları..
  • bir patron da benden :

    - içinde bulunulan ayın maaşı bir sonraki ayın 20'sinde verir. hatta 3-4 gün uzatır.
    - vasıfsız elemanların ssk'larını yatırmamakla birlikte yatırsa bile part-time olarak yatırır.
    - çalıstırdığı personelin görevi ne olursa olsun buna ilave abuk sabuk görevler verir. ( ev taşıma , patron odasını temizleme , vs. )
    - çalışanlarının maaşı kesin olarak belli değildir. maaş görüşmesi sonucu son cümle hep bakarız olmuştur. ve her ay maaş hesapları alt üst olur. herkes maaşına itiraz eder. sesi fazla çıkanın maaşına o ay 100-200 lira ilave edilir. ertesi ay aynı sorun yine olur.
    - zerre iş ahlakı yoktur. toptancılara devamlı uzun vade çek verir. çekler kabul edilmez geri gelir. 20 gün zaman kazanılır.
    - sahibi olduğuyu arabayı satmak ister. alıcıyla fiyatta ve her konuda anlasır. alıcıyı noterde 3-4 saat bekletip satıştan vazgeçer. alıcı dişli biri çıkınca 300-500 zam yapıp aracının satışını öyle yapar.
    - bütün ticari iş görüşmelerinde hep yalan söyler. şartlar gösteriş olarak 1 ay düzgün yapılır ve sonrasında gerek irsaliyeden fazla fazla sayılar gerekse malzemezen çalar.
    - iş yerinin önüne yasak olduğu halde duvar ördürüp alanı genişletir. belediye gelip yikar. sonra belediye unutur diye yine yapar.

    aklıma gelenler bunlar. geldikçe edit yapacağım.

    bu adam guya patron.
  • borç isteyen patron. olaya doğada pokemon çeşidinden fazla patron çeşidi vardır mantığıyla bakarken böylesine de denk gelip kendi kendime kendi haklılığımı ıspatlamıştım. bir akşam vakti iş çıkış saati arayıp sınırdaki bir şehirden komşu ülkeye geçtiğini ve mümkünse, bende varsa 200-300 lira kadar para istediğini söylemişti. ayın sonuydu, daha maaşlar yatmamıştı ve adam bu yüzden zorda kaldığını anlatıyordu. sanki ben onun altında çalışan bir eleman değilmişim, o ayın sonu bana gelmiyormuş gibi, bizim evin musluklarından ülkenin bor rezervleri akıyormuş gibi gittim, adam zorda kalmasın diyerekten bankamatiğe gidip üşenmeden yatırmıştım elden hesabına. hatta adam dolan kredi kartı hesabında yer açtırmak için kredi kartı borcuna yatırttırdı parayı. aklıma en çok da iki şey takılmıştı. birincisi; koskoca şirkette o kadar kişi varken bu dalyarak parayı neden benden istemişti? yoksa bu bana oynanan bir oyun muydu? ikincisi; bir patron neden 200-300 lira borç ister amına koyyim? biraz vizyonunuz olsun da 2000-3000 isteyin bari. en azından rahatça bende yok derdim yani. ya da bir kaza sonucu bende o para olmuş olsa bile "ulan patrona bak be, bi isteyişte de 2000'den aşağı istemiyor pezevenk" diye saygı duyardım ortadaki zenginlik esintilerine.

    sonradan bu iki sorunun cevabını alamamıştım ama en azından paramı geri almıştım. seviye o noktaya gelince o parayı geri alabilmek cidden önemli bir şeydi. şaka gibi. sen o kadar git oku götünü yırt dirsek çürüt ve işe gir; patronun gelsin senden kerhane parası istesin. türkiye'de sanayi neden gelişmiyor sorusunun cevabıydı resmen. elin adamı yurt dışına ürün üretip gönderir ülkeye para kazandırır. bir cep harçlığı verip mektepe yolluyoruz ve ancak o adam ülkeye geri dönemzse bir şey kazanmış sayacağız kendimizi. lanet olsun, çok yazık.
  • genelde bütün patronlar kendisini dünyadaki tek işveren zannederler, kendilerini bütün çalışanlardan üstün görürler, tek üstünlüklerinin maddiyat olduğunu anlamazlar. arada; biz senden memnunuz derler, senin onlardan memnun olup olmaman hiç önemli değildir, çünkü sen bir çeşit kölesindir.
  • bir model de benden;
    su katılmamış orospu çocukları da vardır.
  • bir model de benden:

    doğru olmayan şeyi doğruymuş gibi yapan modelini siktimin. götünde patlayacak zaten.