şükela:  tümü | bugün
  • bu vakitte, özellikle mecidiyeköy gibi iş merkezi konumuna gelmiş semtlerde, o holding binalarında, towerlarda, centerlarda istiflenmiş çalışan insanlar araziye inerler. yüksek insan depolama kapasitesi olan binalar çalışanların gerçek nüfusunu örtmekteyken, öğle molasında bu açıkça ortaya çıkmaktadır. akşam saatleri de buna benzerdir fakat iş çıkış saatleri her yerde aynı değildir. oysa çoğu yerin öğle molası saati aynıdır. akşamları öğlenleri olduğu gibi insanlar yayan değildir. çoğu araçla evinin yolunu tutar. ayrıca akşamları iş bitimindeki yorgunluktan dolayı öğlenki dinamizm bulunmamaktadır.

    bu tip iş merkezi haline gelmiş semtlerde öğlen mola saatlerinde dışardaysan, verimliliği yüksek bir kalabalıkla karşılaşırsın. bi gördüğün insanı bi daha görmezsin. öyle kalabalık! bu beni çok huzursuz eder. sanırım her seferinde yeni insanları görmek, bi nevi kontrol mekanizmamı zorluyor. o kadar insan varken hiçbiriyle tanışamamak, beyazın yanında siyahı daha çok belli ediyor. kuru kalabalık dedikleri budur herhalde.
  • işteki b.k püsür elemanlarla değil de, sevilen arkadaşlarla gidildiği sürece bir- bir buçuk saatliğine iş gerginliğinden uzaklaştıran, hatta eğlenceli bile olabilen eylem.
  • yıllarınızı aynı şirkette geçirmişseniz, iş arkadaşlarınız en iyi dostlarınız haline gelebilir. dostlarınızla paylaştığınız yemek saatlerini iple çekersiniz. ve ne kadar yoğun olursanız olun öğle yemeklerini kaçırmaz koşarak gidersiniz. iş hayatındaki öğle yemeği saatleri, küçük bir hediye için hissettiğiniz, büyük mutluluk gibidir.
  • her gün bu aktiviteyi tekrar ederken karşı penceredeki göbekli kıllı ve üstünde sadece beyaz slip don giyen amcayı görmek zorunda kalıyorum. o dayetmezmiş gibi üst katındaki pos bıyıklı abimiz de aynı modaya uydu. günün ortasında yemekhanemize tv1000 görüntüleri aksettirilecek yakında. başka bi yere baksan yatakta salya sümük yatan götü açık uşak görecen. lan biri kadın olsa bari diyecem de orasını hiç karıştırmayın kör oluyordum. bakma diyenler var tabiki zorlamı... hayır zorla değil ancak insan nasıl sevmediği şarkıyı diline dolarsa, gözü de hep oraya kayıyor arkadaşım. parlayan göbekli kıllı bir vücut üstüne bunun daha zayıf muadili. eve gidip stv izliyip günahlarımdan arınacağım. amin.
  • iş hayatının sikkoluğunun farkına varmış bünyeler için ilaç gibi gelen 1 saattir.

    şahsen, 1 gr iş konuşmayacağım, gitmekten keyif alacağım, yemekten zevk alacağım yerleri tercih ediyorum.

    ha derseniz ki kalantor bir insan mısın, her öğle yemeğinde 50tl mi harcıyorsun?

    cevap veriyorum: hayır.

    ama öğle yemeği denince "geçiştirme" temalı konuşmalar yapanlara komple kılım.

    zaten hangi biriniz layıkıyla kahvaltı ediyorsunuz? bu bir.

    ikincisi öğle yemeğini de geçiştirip adam gibi doymayınca akşam yemeğine abanmak gerekmiyor mu, bu da dünyanın en sağlıksız şeyi değil mi?

    üçüncüsü ve hepsinden önemlisi de, lan allahın adamı. o masanın başından bir kalk ta iki insan yüzü gör. çık kalk gez bi uzaklaş o çemberden.

    kır zincirlerini yeni ufuklar keşfet. sen ömrünü iş günlerini hariç tutarak mı yaşıyorsun? iş günlerinde / iş saatlerinde keyifli bir şeyler yapmak haram mı?
  • yeminle "iş hayatında öğle yemeği" ismiyle bi' kitap çıksa ekşici olmayan insan bile sıkıntıdan önsözü bitiremeden yarısında çıkar, bırakır kitabı. ülke yeniden kitap yakma dönemine girer amına koyim. ben de gram üzülürsem ne olayım üstüne benzin bile dökerim hatta daha.

    arkadaş bu yemeğin gerilimi sadece bende mi var ya? her gün kara kara bunu düşünüyorum. sabah kahvaltısında öğle yemeği planı yapan insan oldum yeminle. işte öğle yemeğinde ne yapacaz derken bi' baktım yemekten içmekten kesiliyorum öyle de bi' ironik sıçtığımın yemeği.

    yaklaşık 1.5 senedir çalıştığım yerde hemen hemen her öğlen aynı soru yankılanıyor duvarlarda;

    "öğlen ne yiyeceğiz".

    her gün grupça öğle yemeği yiyen iş arkadaşları adlı grubumuzda her gün defalarca bu soruyu soruyoruz birbirimize. hiçbir cevap alamadan inatla, hırsla, onlarca kez soruyoruz.

    duyan da sanacak ki 802 tane seçenekleri var bir türlü seçemiyorlar kararsızlıktan. lan hepi topu 3 seçeneğimiz var lan;

    - işyeri yemekhanesi

    - yakındaki avm

    - hemen yandaki kebapçı

    bu kadar lan. ama bu 3 seçenek arasında geçen kısır soru döngüsü offf.

    - öğlen ne yiyelim?

    + bilmiyorum ki vallahi hiç. fark etmez.

    (5 dakika sonra)

    + öğlen ne yesek ki?

    - bana fark etmez yaaa.

    (10 dakika sonra)

    * öğlen napalım? yemekhaneye mi çıksak?

    - ya yemekhanenin yağları bi' garip ama fark etmez çıkalım diyosanız çıkalım.

    (22 dakika sonra)

    + öğlen napcaz yaa? kebapçıya mı gidelim?

    * ya orası biraz pis gibi. ama gidelim diyosanız gidelim bana fark etmez.

    (36 dakika sonra)

    - saat de 12 oluyo ne karar verdiniz yemeğe?

    + bilmiyorum ki fark etmez yaaaaaaaaa bana uyar.

    * avm'ye mi gitsek ki mi acaba mı? (sormaktan beyni yandı amına koduğumun)

    - orada da pahalı oluyo ama olur gidelim fark etmez.

    (43 dakika sonra)

    _ beyler napıyoruz öğlen?

    -, +, * bize fark etmez.

    eeeeeehhhh. yarrak var yer misiniz? bu ne lan? dayanılır mı lan buna her gün?

    allah'tan her gün sonunda biri çoban olmaya karar veriyor dayanamayıp da sürüsünü de arkasından bu 3 yerden birine götürüyor. ha bi' de herkesin bir hıncal uluç'a dönüştüğü yemek dönüşü var tabi bu işin.

    -------

    - yok yeaa bu yemekhanenin yağları midemi mahvediyo benim.

    + aynen yaa kalitesiz.

    * kötü baya kötü hem de.

    -------

    * bu kebapçıda çok döküntü be mutfağı çok pis.

    - sorma ya insanın midesi kalkıyo.

    + böcek gördüm sanırım ben mutfakta.

    -------

    + bu avm'de de bi' dolu para bayılıyoruz ya.

    * evet yaa. ay sonu gelmez bu gidişle.

    - çok pahalı harbiden.

    -------

    aboo... harbiden yarrak ye! daha doğrusu yiyelim. yiyelim amına koyim en azından ne yiyeceğimiz kesin, net. soru yok, kararsızlık yok. temiz iş.

    not: bir de avm'ye gidildiğinde "avm'lerin yemek katında yaşanan kararsızlık" konusu var ama hiç girmek bile istemiyorum. çünkü üstümü başımı parçalayasım geliyor, kaşım, gözüm seğirmeye başlıyor bahsettikçe.

    forza sefer tası ulan!!
  • bunu bir de masandaki laptopu ittirerek kendine yer açmaya çalıştığın versiyonu vardır.

    insan kendine acır.

    o yüzden, sevdiğim sevmediğim arkadaşım olsun, hatta tek başıma gideyim de efendi gibi metal çatalla yiyeyim. nefes alayım. iki büklüm oturmayayım. insan yüzü göreyim.

    bilmem anlatabildim mi?

    yine çok sinirlendim lan!
  • patronun bütçeden habire kısması sebebiyle gittikçe iğrençleşen yenemeyecek hale gelen, insanı yemek yeme faaliyetinden tiksindiren aradır.
  • bir sosyalleşmenin yanı sıra, kısa bir ara, nefes almadır aslında. yemeği bahane ederek, iş arkadaşlarınla geyik yapabileceğin, gündemi konuşabileceğin, kendini tek düzelikten çıkarabileceğin, ardından da belki bir kahve içebileceğin bir iş eğlencesidir. ha desen ki kaç kere böyle yaptın?? az. ama biliyorum ki olması gereken buymuş, buradan öyle görünüyor! hakikaten gün arası olarak değerlendirmek gerekiyor...muş...
  • günün yarısının bittiği anlamına gelir. artık hiçbir şey ilk yarısı gibi değildir.