şükela:  tümü | bugün
  • doğru tespit.

    bu köleliğin onların tabiriyle advanced düzeye ulaştığı dönemdeyiz.

    mesela bildiğin tezgahtarın adı satış danışmanı oldu. sekretere ne iş yapıyorsun deyince yönetici asistanı diyor. kapı kapı gezip ürün sattırdıkları adamlara bölge satış yöneticisi denir oldu. sorsan bin lira maaş alıyor amk.

    yol parası da ödemez işveren. görmezden gelirsin aylık geliş gidiş maliyetini.

    haftada 6 gün çalışmak da fix oldu. sıradan bir şeymiş gibi kabul ediliyor artık bu kepazelik de.
  • yüz yıllık geyiğin an gelip kafaya dank etmesidir. ister istemez kelimelere dökersin, hele günde 12-13 saat çalışıp cumartesi 5'te çıkıyoruz diye kendini mutlu hisseden dangalakların arasındaysan her aklına geldiğinde şikayet edersin, sözlüğe de yazarsın. ha bu çemberi nasıl kırarız onu bilemiyorum, en azından benim için bu yaştan sonra öehh sikerim diyerek isyan bayrağı açmaya göt yemez.
  • (bkz: metallica diye bir grup buldum grup yapalim)

    sanki tasma takip calistiriyoruz git annene babana isyan et amk. para versinler evde otur.

    is yapmasan nolacak, is hayatin yok kim besleyecek sen cikip tarla isiyle ugrasacaksin yok o da is hayati olacak belli bir sure sonra peki acliktan olene kadar devam.
  • her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden,
    her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan,
    sevmediği işi yapan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği insanlarla çalışan,
    kalabalıklar yüzünden içinde yaşamaya karşı ne bir sevgi ne de bir sevgisizlik belirtisi olmadan gelip geçen,
    akşamları evinin dört duvarı arasına sanki bir zindana girermiş gibi giren,
    gecelerini bir sıkıntı yorganının altında tek başına ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren,
    bütün ölü kentlerin ölü doğmuş çocukları,
    sizlere bu ölü yaşamı hazırlayan sermaye sahibi egemen sınıftır.
    ve bu acımasız oyunun varlığı, siz izin verdiğiniz sürece sürecektir.
    (maksim gorki)
    yani diyor ki, böyle çalışmaya götün yetmiyorsa git kendi işini kur.
    ya da kızıl bayraklar altında sosyalizm sloganları at, belki sesini duyan biri olur.
    bence birincisi daha mantıklı, bilemeyeceğim..
  • 17. yy köle fiyatlarını bugünün 10 yıllık asgari ücretiyle karşılaştırırsanız köle almanın bugüne göre daha maliyetli olduğunu göreceksiniz.
  • doğru önerme.
    hele ki dinamik yapıda özel sektörde çalışılıyorsa tam kölesin arkadaşım.
  • (bkz: mandıra filozofu)
    git dağda yaşa amk, tutan mı var.
  • ağzı simit-ayran kokan, hergün otobüse, metrobüse falan binen ter içindeki pis fakir işçilerin uydurmasıdır. iş hayatı bizim modern toplum içinde iken sürekli öne çıkarmaya çalıştığımız varoluşumuzu pekiştirir aslında. iş hayatı sayesinde kendimiz gibi pek elit kişiler ile aynı birim alan içinde geçinir gideriz. bütün derdimiz akşam saat altıyı etmek ve bunu yaparken kendimizi en iyi biçimde temsil etmektir. kişisel gelişimimizi destekler yani. nlp falan hikaye, git bi' plazaya takıl daha iyi. üstüne para bile verirler hatta; bu sayede başkalarına show off yapacak bir yığın arzu nesnesini kişisel alanımıza doldururuz. daha mutlu oluruz yani; gerçi günde dokuz saatimizi satıp karşılığında kolumuza düzgün bir saat bile alamayız, ama olsun, onun yerine plazma tv alırız duvardan duvara, dizi seyreder, ertesi gün iş arkadaşlarımıza -işçiden de arkadaş olmaz ya, neyse- anlatır bir güzel sosyalleşiriz. deşarj oluruz. neyin deşarzı? pardon, deşarjjjı? sabah kahvaltımızda aldığımız enerjinin tabii ki. ulan demin de simide bok atık ya la, halbüsü kahvaltımızı hep çay simit ikilisiylen yapıyoduk. nasıl da avam. öğlen yemeğinde de tüm plazalıgillerin uğrak mekanı avm'de café de paris soslu entrecôte'umuzun yanında ayran içmiştik, ofiste iyice uyutsun diye akşama kadar. gerçek kölelik bu değil. köleler birbirini çalışırken görürdü. patronlar da köleleri çalışırken görürdü. köleler vardı ama hepsi ayıktılar. şimdi herkes uykuda.

    kölelik mi kalmış? hadi canım. cık cık cık. gerçekten. yersen..