şükela:  tümü | bugün
  • özel okula girmek için yazılı sınav geçilmiş, ciciler giyilmiş ve okula gidilmiştir. mülakata çağırılan 20-25 matematik öğretmeni bir odaya alınmıştır. panik halinde, saçmalayacağını bilen genç önlem olarak dışarıda oturmayı seçerek gerçekleşmesi muhtemel sorunların önüne geçtiğini düşünmektedir. bu sırada okulun sıcakkanlı ilköğretim müdürü tüm iyi niyeti ile sorar...

    iöm: "aa! siz neden içeri geçmediniz, buyrun buyrun! hem o oda klimalıdır"
    deviant: teşekkür ederim ben hiç geçmeyeyim, pek insan sevmem de...
    iöm: ...
    deviant: ... * *
  • olay is mulakatinda sorulan sinir sorular, sizin sorduklariniza da sinir cevaplar basligi olsa daha uygun dusecekti ama burda yer bulmasinda da bir sakinca gormedim:
    mulakat, dini butun diye bilinen bir bankanin en onemli subelerinden birinde "bu adam boyle onemli bir subeye nasil mudur olmus" tan ziyade "bu adam nasil bankaci olmus" sifatli bir mudurle aramda gecmektedir.

    sube muduru: simdi oncelikle siz bizim gibi bir bankayla calismak ister misiniz? bu konuda on yarginiz var mi?
    aida: acikcasi hem telefonda hem de burada israrla bu sorulari sorarak bu onyargilari biraz da siz olusturuyorsunuz, uzerinde durmaya gerek gormuyorum, is tanimini yapsak daha verimli olur sanki... (hadi kardesim isim var, sermaye rengini tartisacak durumda degilim)
    s.m: aslinda ne kadar haklisiniz, bence de konusmayalim -diyerek bu konuyla ilgili 2,5 hikaye anlatti, sonuncusunu bitirmeden baska bir konuya atladi.-
    a:anliyorum.
    ...
    s.m: peki aida hanim, mesela bizim bankamizda hisse senedi, devlet tahvili gibi araclar yok. bu konuda bi sikintiniz olur mu? calisirken zorlanir misiniz?
    a: sanmiyorum. elinizde daha az yatirim araci oldugunda üzerlerinde daha kolay uzmanlasilir, daha iyi kanalize olunur ve daha iyi bir satis grafigi yakalanir diye dusunuyorum.
    s.m: (ayni cizgi filmlerdeki gibi gozleri yerinden firlayarak anlam veremedigim kadar cok sasirir) ne kadar degisik acilardan bakiyorsunuz olaylara, ne kadar ilginc, cok sasirdim, benim hic aklima gelmemisti, bravo.
    a:(sessizlik)
    ...
    s.m: peki sizin sorulariniz var mi?
    a: bankanizin sagladigi sosyal ve yan haklar nelerdir?
    s.b: ehehehehee siz maasi sormaya calisiyosunuz, anladim ben.
    a: (hey allahim ya sabir) hayir x bey, maasi falan sormuyorum yan haklar diyorum. neyse onemi de yok teklifinizde gorurum zaten.
    s.m: haa yan haklar... mesela bakin cok ilginc bir olay anlatayim, gecen sene ramazanda bana iki cuval verdiler, ikisi de erzak dolu, birini sen al birini de dagit dediler. cok sasirdim, cok mutlu oldum, dusunmeleri bile yeter oyle degil mi?
    a: erzak. anliyorum.
    s.m: mesela baska da var, bize sube temsil payi verirler, onunla musteriyi yemege goturebilirsiniz istediginiz yerde ehehehehe. bazen de biz o hakkimizdan subece kendi kendimizi yemege goturup yararlaniyoruz, iyi oluyor vallaha eheheheh. mesela bir de subemizin bir arabasi var, lazim olunca o kullaniliyor, onun disinda da bende duruyor eheheheeee ben yararlaniyorum ihihihhi.
    a: ne guzel. (allahım nerdeyim ben?)
    ...
    s.m: aida hanim burda ekonomi yaziyor. iki yillik bu, degil mi?
    a: -mavi ekran-
    ben burda pes ettim, yarabbim sen buyuksun dedim (bankanin dini ruhu beni de sardi) konuyu kapatip kisa kesip ciktim.
    sonuc: gercekten bu dini butun katilim bankamiz insani allaha yakinlastirirken ustlendigi katalizor gorevini layikiyla yerine getirmekte ve bunda da son derece basarili olmaktadir. ya sabir management konusunda ise masters degree saglayabilmektedir.
  • işveren : peki neden bizim şirketimiz ?
    iş isteyen : burda kızlar teklif ediyormuş.
  • - bu işi yaparken size sık sık telefonla görüş soracaklardır, anında cevap vermeniz gerekir. bunu yapabilir misiniz?
    - tabii ki, benim işim bu. ayrıca ben mantığıma her zaman çok güvenirim.
    - ama burada önemli olan sizin mantığınız değil, işin mantığı.
    - ben de zaten "kendi" mantığıma güvenirim demedim, somut olaydaki akıl yürütmeme ve hukuk mantığıma güvenirim.
    - güzel...

    vallahi ben görüşmenin o sıralarında "bitti bu iş bana yol göründü..." diye cevaplarda paldır küldür girmeye çoktan başlamıştım ama aldılar işe. bakalım nereye kadar bu ukalalıkla.
    ama o sorudan sonra "sen ne demek istiyosun ulan!" dememiş olmam da bir başarıdır tabii
  • bir gencin heyecanı, bir iş görüşmesinin stresi, aşk, ihtiras, entrika, hepsi aşağıda

    hal-i hazırda çalışıyor olmam sebebiyle rahat tavırlar sergilemek üzere gittiğim bir iş görüşmesinden;

    i: işveren (şirketin de sahibi aynı zamanda)
    b: ben

    hal-vakit durum vs.. sorulmuş, iş ile ilgili konuşmaya geçilmiştir.

    i: peki inshroud bey. bana gps'in ne olduğunu açıklar mısınız?
    b: tabii ki efenim şimdi gps, global positioning system kelimelerinin kısaltılmışıdır. efendim global zaten global, position zaten pozisyon, system de zaten sistem. (ne dedim lan ben)
    i: .....
    b: .....
    i: evet
    b: evet (bu iş de gidiyo lan bişeyler söyle, anlatsana lan gps'i...)
    i: hımm. özgeçmişinizde ingilizce çok iyi yazıyor, durumunuz nedir?
    b: efendim okuma, yazma ve dinleme çok iyi lakin pratik yapma imkanım pek olmadığı için konuşma iyi seviyede.
    i: pekala, bir bakalım. (işveren, sekreterine telefon açmış ve ipek hanım'ın gelmesini istemiştir)

    ipek hanım odaya girer, benim yaşlarımda, 1.80 boyunda, manken vücutlu, kıvırcık sarı saçlı, mini etekli, yıllardır rüyalarıma giren süper taş hatundur kendisi.

    svibth: süper vücutlu ingilizce bilen taş hatun

    svibth: welcome, i'll try to talk in english with you (merhaba, sizinle ingilizce konuşmaya çalışıcam)
    b: o..o...ok (t..t..tamam) (allahım rüyalarımın kadınıyla bilmediğim bir dilde konuşucam, iş olmasa bile hatun olsun)
    svibth: as you see, i don't have your cv, please, could you tell me about yourself? (yani diyor ki: yıllardır beklediğim yakışıklı güçlü şahane erkek sensin, neden bu ihtiyarı burda bırakıp evime gitmiyoruz? ya da ben bunu söylemesini istiyorum ama o sadece "gördüğünüz gibi bende cv'niz yok, kendinizden biraz bahseder misiniz" diyor)
    b: ok, my name is inshroud, i was born in 1982, in ankara.* ` :heyecanlanmak` my mother was bla bla bla... my father was bla bla... i'm a civil engineer since 2004... bla bla... (burda saçmalıyor, haliyle tercümeye gerek yok).... i live with my family. (ailemle yaşıyorum)
    svibth: oh aren't you married? (aa! evli değil misiniz?)
    b: no you? (hayır, siz?)
    svibth: (dünyada gördüğüm en güzel gülümsemeyle) hihihi.. no, and it's not your business. (hayır, ve bu sizi ilgilendirmez)

    bu sırada patron sigarasını yakmış, kızın karşısında acı çekmemi zevkle izliyor. kızı güldürmemden kıllanan patron araya girerek "evet ipek hanıım!" diyor, ipek hanım konuya dönerek işimle ilgili sorular soruyor, cevaplarken ağır aksak konuşmam patronun hoşuna gidiyor, yüzüne bir gülümseme yayılıyor, ipek hanım ise kaşlarının ortasını yukarı kaldırarak o mükemmel üzgün ve masum ifadeyi takınıyor, oturduğum yerde boşaldım boşalıcam, adamlar farkında değil.

    b: now i'm working on a trade center project and ee.. e... (şu anda bir ticaret merkezi projesinde çalışıyorum ve ee.. ee...*
    svibth: if you can't remember the word, it's not matter. (kelimeyi hatırlayamıyorsan sorun değil diyor, bana diyor)
    b: ee.. if i was feeling comfortable, it would be easy to talk in english (daha rahat hissediyor olsaydım konuşmak daha kolay olurdu)
    svibth: are you feeling uncomfortable? (rahatsız mı hissediyorsun?)
    b: no.. no.. not uncomfortable but i feel under pressure. as you know, it could be the most important minute of my life and i'm nervous. so i'm trying to talk in english by thinking in turkish, it's very hard you know. and i feel nervous too when i talk with beautiful woman, and now i'm trying to talk with you*
    yani diyorum k,: hayır hayır rahatsız hissetmiyorum ama biraz baskı altında hissediyorum. bildiğiniz gibi bu hayatımın en önemli dakikası olabilir ve gerginim. türkçe düşünüp ingilizce konuşmaya çalışıyorum, bilirsiniz bu çok zor. ayrıca güzel kadınlarla konuşurken de gergin olurum ve şimdi sizinle konuşuyorum*

    bu sözümden sonra ipeğimin yüzü aydınlanıyor, ağzı büyüyor, inci gibi dişleri görünüyor, patron rahatsız, ben boşaldım, ipek patronuna dönüyor ve
    "ingilizce konusunda en ufak bir sıkıntımız yok" diyor. ben o anda ikinci postayı atıyorum. ipek teşekkürü alıyor ve çıkıyor. patronla tekrar baş başa kalıyoruz, biraz daha muhabbet edip aranmak üzere gönderiliyorum. çıkışta ipek beni bekliyor, "kusura bakma" der gibi bakıyorum, "saçmalama salak şeey, ne kusuru, çok tatlısın" der gibi bakıyor, yanına gidiyorum, teşekkür ediyorum, o melaike gülüşü bir kez daha yüzünü kaplıyor, rica ediyor, merdivenlerden inerken üçüncü postayı atıyorum.

    ve bu sabah ikinci görüşme için randevu alınmak üzere aranıyorum, dördüncü posta bitti, pazartesi günü ipeği bağlıyorum.
  • - şirketimizin yeni mezun makina mühendisi pozisyonu için başvurmuşsunuz, peki ikna kabiliyetinize güvenir misiniz?
    + evet fazlasıyla.
    - örnek verebilir misiniz?
    + öğrenciyken 270 kişilik bölümde bulunan 4 kızdan hepsiyle bir süre çıktım. en büyük başarım bu.
    - anlıyorum..
    + çetin bir rekabet ortamı vardı üstelik.
    - peki, o zaman biz sizi arayalım.
  • aslında iş mülakatları konusunda fena halde tecrübe yapmış olmama rağmen, ara sıra karşıma gıcık i.k yöneticileri çıkmakta belki de sinirimi ölçmektedir.

    yetkili: demek 4. sınıfsın? bitiyor mu peki bu sene okul?
    ben: bitme ihtimali var bitmesi için çabalıyorum. *
    yetkili: yani biz seni yetiştircez 8-9 ay, sen de basıp gideceksin istanbul'a öyle mi?
    ben: sikerim böyle mülakatı. *
    ben: yok öyle demeyelim de, ee kem küm.
  • kapı kapı dolaşıp elektrikli süpürge satmak için personel almak üzere yapılan görüşme.

    odanın heryerine asılan "bugün başarı için ne yapabilirsiniz" yazısına istinaden
    - siz başarı için ne yaparsınız?
    - elektrikli süpürge satarım.
  • mülakatçı : kendinizde beğenmediğiniz bir özellik ?
    iş arayan : kendini beğenmişlik...
    mülakatçı : ^+%&/!^

    ulan sana ne benim kendi iç dünyamdan be tosbağa? kendimde değil de sende beğenmediğim bir sürü özellik sayacam şimdi bak;

    * tırnakların çok çirkin, ojenin rengi de bok gibi..
    * ayakkabılarının topuğu fazla yüksek, ortopedik problemler yaşarsın, ayrıca o topuk yüzünden kıçına mızrak girmiş gibi yürüyosun
    * mülakat salonuna gelmeden önce hesapta prezanatbl olacam diye parfüm şişesini kafanda kırmışsın ama alkolünden belli, parfüm çakma..
    * ....

    (bkz: bu böyle gider)
  • bir yazılım şirketi mülakatı

    - bir arkadaşınıza sorsak, yuxel'in en kötü yanlarından üçü nedir desek, ne derdi?
    + bla, bla*, bir de biraz doğru sözlüyümdür
    - hmm

    aradan zaman geçer sorular ardı ardına gelir

    - peki 3 sene sonra kendinizi nerede görmek istiyorsunuz
    + x software*'de
    - bir iş verene 2-3 sene sonra ayrılıp gideceğinizi söylemek doğru mu sizce?
    + kötü yanlarımdan birisi olduğunu söylemiştim!

    sonuç: almadılar