şükela:  tümü | bugün
  • kendisinin bilim kariyeri matematik ve fiziğin tarihi gelişiminin özeti niteligindedir.

    uygulamalı matematiğin neredeyse her konusu fizikteki bir ihtiyaçtan türemiştir, fizik yapacak matematiğe sahip olmadığımız anda hep yeni bir matematik metodu türetmişizdir.

    newton'un da evrensel cekim yasasını formülize etmesi icin öncelikle merkezkac kuvvetini formulize etmesi gerekiyordu. bu kuvvet ise cembersel hareketteki sonsuz tane sonsuz küçük hız değişimlerinden kaynaklaniyordu.

    sonsuz küçüklerle işlem yapacak matematik yoktu tabi o zamanlar. olmayinca adam kendisi diferansiyel hesap yapmaya yarayan türev integrali buldu.

    sonra merkezkac kuvvetini formülize etti;

    u vektörü düzgün çembersel hareket yapan cismin zamana baglı konumu olsun;

    u=(rcos(wt), rsin(wt))

    türevi hızdır;

    u'=(-rwsin(wt), rwcos(wt))

    2. turevi ivmedir;

    u''=(-rw^2cos(wt), -rw^2sin(wt))

    ivmenin mutlak değeri;

    rw^2 = ivme

    kuvvet = ivme × kutle den;

    f(merkezcil) = mrw^2.
  • din derslerinde keşke görüşlerine ve yaşamına yer verilse dediğim bilim insanı.
  • 20yıl boyunca günde 18 saat çalışarak düşünerek kafasına düşen elmanın niye düştüğünü bulan insan...
  • uzay araçları.. roketler ve uydular.. bütün bunlar newtonun hareket kanunu ve evrensel çekim yasasıyla hesaplanır..
    (bkz: yörünge mekaniği)
    (bkz: gök mekaniği)
  • dear newton baba;
    gittin bir elmaya tebelleş oldun, allahın elması ne istiyorsun.. klasik fizigin temelini attında noldu yani!? öbürü gitti hamamda suya tebelleş oldu, biri gitti bilmem efenime söylim uzaya tebelleş oldu, biri gitti şimşeklere tebelleş oldu, biri gitti spektrumlara tebelleş oldu.. ne lazımdı yani nankör insanlığa bunları bulupda yaymak.. sonra gittik bizde sizin bulduklarınıza üniversitede tebelleş olduk, habire bulunmuş formülleri hocaların egosunun mastürbasyonlarına alet olsunlar diye sayfa sayfa ispatlar teoremlerle uğraştık, gördügümüz en minnak sayı on üzeri bilmem ebesinin hörekesi hassasiyetinde oldu, binomlar fourierler eulerler kolbastı oynadı, laboratuarda deney yapıyoruz adına asistanların egosu mastürbasyon olsun diye boyna direnç patlattık, paşalar kendine takım elbise alsın diye kışın geçecegimiz derse yazın davet edildik, sınav stresinden tepemizde ampul patlatıp sınav çıkışı acillere taşındık....
    bilim ilim adına birşey verilmediği gibi alamadığımızla kaldık...

    sonuç (bize gelecek olursak, bizim ülke içim); ağarmış saçlar, en dereceli mezunumuzun bankada gişe memuru olması, en beyinlilerimizin egitim sende çaycı olması, bi kısmının gidip polis diger kısmının ön muhasebeci olması, bazılarının benim gibi şantiyelerde sürünmesi, kafayı sıyıran hocalarımızın da üstünde kafayı sıyıranlarımızı söylemiyorum bile..
    dünya için; ilerleyen teknoloji, tablet çocuklarının seri üretime geçmesi, ölen insanlık, savaşlar en acımasız icatlarla en moleküllerine ayrılan insanlar, en derin ve derin olmayan internetlerde sapıklıkların peydahı artması yayılması, kaldırma kuvvetiyle suların çocukları kıyılara püskürtmesi, daha ilerisini görmekten korktuğumuz gün yüzü görmemiş kötülükler...
    mektubuma burda son verirken,
    hepinizin ellerinden gözlerinden ve beyinlerinden öper saygılarımı sunarım.. fekatt gelin görün ki "biz ne poğh yedik, bileydik yemezdik ilkellikten ölsündü dünya" diyeceğiniz bir dünyadayız, biz ve bulduğunuz kanunlar, tezler, postülalar.. kötüye kullanıldı o buluşlar,postülalar,kanunlar ve tezler..
    biz büyüdük ve kirlendi dünya..
    not: euler amcamın, ricatti dayının, dilli einstein dedemin, galileo kardeşin, süloların marie curie yengemin, yarıçapgillerden bohrun, hamamcıgillerden archimed dayımın ve sayamadığım tüm köy ahalisi ve bu mektubu size okuyan mıhhtar emminin ellerinden, gözlerinden yanaklarından yarıçaplarından üçgenlerinden hepsinizin herbiyerinden tekkk tekkk öper selam ederim.. kalın kalmayan sağlıcağınızla.. helal etmemeniz gereken ve etmediğiniz burnumuzdan gelen haklarınızla..

    tanım: nanoteknolojik isyankar mektubumun sahibidir.
  • newtonun borsada batışı çok ilgimi çekmiştir. kendisi mükemmel matematikçi ve fizikçidir, bilmeyen kalmadı bilmem kaç sayfalık entry girilmiş sonuçta. matematiğine güvenerek borsada da iyi olabileceğini düşünüp borsaya girmiştir: güney deniz şirketi. 180 dolarla hisseye giriyor newton üstadımız. 380 dolar civarındayken de satıyor. ilk defa giren birine göre iyi kazanıyor yani. sonra hisse feci halde artmaya devam ediyor. 700 dolara ulaşınca kaçırdığı fırsatı ve çevresindekilerin kazançlarını görüp yeniden hisse alıyor. bundan itibaren de hep düşüyor. newton yeniden çıkacak umuduyla satmıyor, sürüye uyuyor denilebilir. en son 100 dolarlara gelince satıyor. kaybı o zamanın parasıyla 20bin pound. şimdinin parasıyla ise 3 milyon dolar.
    eh, sonra da meşhur sözünü söyleyip bu defteri kapatıyor:

    "yıldızların hareketlerini hesaplayabilirim, insanların çılgınlıklarını değil.”

    edit: imla
  • dün gece ingiliz bir adamla (edebiyatçı/tarihçi bir akademisyen) bira içerken laf lafı açtı ve newton'un color theory'sine geldi. meğer adam newton'un ingilizce notlarını, mektuplarını (latince olmayan yazılmış eserlerini yani) bir hayli incelemiş, dil kullanımı açısından öğrencilerine örnek olarak kullanıyormuş.

    ne alaka color theory ve dil diyeceksiniz ama, newton kendi notlarında mavi rengi "blue" yerine sürekli "blew" olarak yazmış. üstelik tek noktada değil, tutarlı olarak sürekli.

    sabah ayılıp gece neler konuştuğumuzu hatırlayınca, şurada bir düzine örneğine denk geldim: http://www.newtonproject.ox.ac.uk/…alized/natp00006

    "for, a mixture of yellow and blew makes green"
    "as it happens in the blew flame of brimstone; the yellow flame of a candle; and the various colours of the fixed stars."
    "the original or primary colours are, red, yellow, green, blew, and a violet-purple, together with orange, indico, and an indefinite variety of ıntermediate gradations."

    blue'nun etimolojisine bakarsanız "blew" ile akrabalığı görülüyor (anlam olarak değil, yazım olarak) ancak bu yıllarda ingilizce standardizasyonuna dair somut adımlar atılmamıştı, dictionary ile sözcüklerin yazım ve sesletimlerinin ilişkilendirilerek standartlaştırılması 1750'lere denk geliyor. newton'un çağdaşlarının da hiçbirisi blue'yu blew olarak yazmamış, ama kimse de "ne diyon kardeş sen" dememiş. örneğin newton'un rival'ı robert hooke'un newton'a eleştiri mektubuna bakıyoruz:

    "namely that which is most refracted, gives a blue, and that which is least a red"

    dilde standardizasyon için gerçekten güzel ve garip bir örnek.
  • elma yerken aklima gelmis zat-i muhterem. insanlik tarihinde en onemli iki isimden biri. dunyanin gelisimine katkida bulunan insanlari bir binanin tuglalari olarak dusunursek, bu tuglalarin en onemlileri aristo ve newton'dur, o ikisini cek aradan, tum bina yikilir. iki tugla sadece ama tum bina yikilir. aristo doga felsefesi uzerine calisir, newton doganin yasalari. o denli buyuk bir isimdir newton.

    ayrica ders calisirken hicbir sekilde duz okuyamiyorum. not tutmadan anlamiyorum. fizigi bu adam karsima gecip anlatmaya baslasa "kagit magit bir sey yok mu kalem verin kalem" derim o derece. isaac newton bu lan
  • yaşasaydı kuantum mekaniğine ne tepki verirdi diyerek merak ettiğim şahıs.
  • bir çok bilim insanı tarafından dünya üzerine gelmiş geçmiş en büyük bilim insanı olarak adlandırılır. öğrencilik yıllarında en sevdiği şeylerden biri güneş'e bakmakmış. güneş'e bakmak ile ilgili deneyimini kendisi şöyle açıklamıştır.

    “iki saat içinde gözlerim o duruma gelmişti ki, iki gözümden ne biri ne de ötekiyle parlak bir cisme bakamaz olmuştum. ne bir şey okuyabiliyor ne de yazabiliyordum. gözlerimi yeniden kullanabilir duruma getirmek için kendimi karanlık bir odaya üç gün kapadım ve güneş'i düşünmemek için zihnimi oyalamaya çalıştım. çünkü güneş'e bakmadan bile onu düşünecek olsam, odanın karanlığına rağmen, yine de güneş'in görüntüsü karşıma geliyordu.”

hesabın var mı? giriş yap