şükela:  tümü | bugün
  • bazı insanların başarısız oldukları eylem. hani bazen o işaretler gözünüze gözünüze sokulur. olmadık zamanlarda, olmadık tesadüflerle bir şeylerin altında yatan gerçek anlatılmaya çalışılır. tesadüf der geçersiniz, denk düşmüştür dersiniz. aslında o tesadüfler bin yılda bir rastlanacak türden, ya da ancak paul auster romanlarında olacak, lostvari tesadüflerdir. ama görmek istemezsiniz, çünkü işinize gelmiyordur, çünkü işaretlere değil, size söylenenlere inanma ihtiyacındasınızdır. içinizdeki asla huzur bulmayan doğrucu davutun sesini bastırır bi sus der, derinlere ittirirsiniz bu nedenle. ama gerçek, saklanabilir bir şey değildir. er ya da geç ortaya çıkar. ortaya çıkmasını istemediğiniz bir zamanda hem de. ve acıtır*.

    daha da komiği, bu tecrübe ilk değilse, daha önce de bir kere aynı şekilde disleksiye yakalanmış ve gerçeğe yine benzer bir şekilde vakıf olmuşsanız, her iki olayda da gerçeğin ortaya çıkış tarihinin neredeyse on yıl sonra aynı güne denk gelmesi de ağzı açık bırakan bir başka işarettir.
  • ancak karşılaşılan her şeyin işaret olduğu varsayımı ile yapılabilecek hayati hobi. işaretler karşıma çıktıkça okumanın yahut gözden kaçırmanın elimde olduğu ve buna karar vermenin daha da zor olduğu varsayımıyla ilk varsayımı gerçekleştiriyorum.

    karar vermenin çok ama çok zor geldiği bir insansanız eğer, ki bu sizi pasif bir karakter olarak gösterecektir, duyularınızın ve de zihninizin önüne gelen her işareti anlamlandırıp kendi dünyanızda sandbox oyunlar oynar durursunuz. hayati olması bundan kurtulamamanız yüzünden, hobi olması ise tek eğlenceniz olmasındandır.

    hiç beklemediğiniz anlarda illa ki kendilerine çok daha fazla dikkat çeken işaretler de gelecektir, ki ben bunlara kendi lügatımda lüzumsuz tesadüfler diyorum, ve bu işaretleri okumak her şeyi çözmek demek değil (yine bana göre) okunanın tam aksini düşünüp ona göre davranmanın gerekliliğini hatırlatır.

    işaretleri okumak ayakta kalmanızı sağlar, çok işinizi halleder, kısaltır; ancak keyfinizden keyif, huzurunuzdan huzur söker. en gıcık tarafı da bir başkasına bu okumayı deşifre edememenizde yatar; onun okumasını siz içinizde seslendirseniz dahi.

    bambaşka ve esas bakış açısıyla birlikte ilgisi:
    (bkz: simyacı)
  • taksim fransız konsolosluğu önündeyim ve daha 9-10 dk. var arkadaşımın gelmesine "şu dükkana bir bakayım" dedim 2 adım attım biri dirseğimden tuttu döndüm "beni şu şu dükkanın önüne götürür müsünüz, orada xxx satıyorum" dedi baktım kör bir adam, ok. götürdüm...
    arkadaşım geldi sarıldık falan derken toplamda 15 dk. geçti geçmedi tam istiklal'de yürüyoruz biri omzundan tuttu "beni tramvay durağına götürür müsünüz?" dedi baktım kör bir kız.
    arkadaşıma döndüm ve şöyle dedim "ben neyi görmek istemiyorum?"

    işaretlere dikkat etmeli diye düşünüyorum bunun gibi, 15 dk. içerisinde kaç tane kör insana rastlayabilir ki rastlamayı geçtik bir de sizi bulup sizden yardım isteyecek
  • hayata farklı bakış açısıyla bakmak biraz da yorum katabilmeyi gerektiren durumdur.gerçekten algısı yüksek olan insanlar için büyük yol göstericilik sağlarken kurban rolü oynayan insanlar için nasıl bu kadar kör olabilir algısı yaratır başka insanlara.
  • hayatıma ortaokul yıllarında paulo coelho'nun simyacı adlı kitabıyla giren kavram...

    doğru okunursa güzel şeyler katabiliyor insana,ya da önleyici olabiliyor. yanlış okunduğunda ise başa çorap örebiliyor.
    işaretleri okuduğunu düşünen insanlar kendilerini kontrol etmezlerse,kâinatı ya da olayları yorumlarken burunlarının dibindeki çukurlara da düşebiliyorlar. "mutlaka bir işaret olmalı" diye düşünmemek lazım. işaret karşına çıkandır bana kalırsa,arayarak bulduğumuz değil. insan neyi,niye arar?
    ihtiyaç duyduğu şeyi,o şeyden yoksunken arar. biz gerçeklikle bağımızı koparıp bulduğumuz şeye aradığımız şeyin özelliklerini atfedersek yanılırız. bu "işaretleri okumak" denen olgu insanın ayarını bozabilir. bunu baharat olarak düşünürsek güzel,tat katar.ama kalkıp doymak amacıyla yersek ağzımızın tadı kaçar,hem midemiz hem dengemiz bozulur. bunu abartmamak lazım.

    cilacılar genelde koah hastası olurlar ilerleyen yaşlarda,inşaat işçileri de bel fıtığı... işte bu "işaret okuyucular" da zamanla takıntılı ve bâtıla meyyâl tipler olabiliyorlar kontrolü kaybettiklerinde. faldan,fal oklarından,remilden medet umar hâle gelebiliyorlar. hatta medet ummanın da ötesine taşınıp hayatlarının merkezine koyabiliyorlar. çevrenizde muhtemelen "bugün yengeçler için çok dikkat edilmesi gereken bir günmüş,ben bugün evde takılayım" deyip dışarıya çıkmayan ya da oluşturduğu dandik istatistiklere dayanarak sizi ya da bir başkasını "uğursuz,kem gözlü" ilan eden tanıdıklarınız vardır... işte bunlar da genelde benim de içinde bulunduğum "işaret okuyan" tayfadan çıkar. ille de bir işaret aranacaksa "ehline tabir ettirmek kaydıyla görülen rüyalarda arayın ve not edin" derim ben. bunu da abartmayın ama,rüyadan medet ummaya varmasın iş.

    buraya böyle bilmiş bilmiş yazdığıma bakmayın,bahsettiğim şeylerin bazı kalıntıları bende de mevcut.mesela bana hiçbir kuvvet laz mustafa ile fener maçı seyrettiremez! fakat ben çok da abartmayan daha doğrusu "artık abartmayan" bir işaret okuyucusuyum.
    gelirse okurum,gelmezse aramam!

    ama şunu söyleyeyim; hayra yorduğum şeyin şer çıktığı çok oldu da şerre yorduğum şeyin hayır çıktığına hiç rastlamadım... genelde kimsede şaşmaz bu.

    bu sonuç aramalar bazen trajikomik sonuçlar da verir. bir gün beni sıkan akîbeti belirsiz bir mesele var. "allah'ım bir işaret ver" dedim, 50 metre gittim,gitmedim,bir inşaatın duvarında "ne var lan?" yazıyor! dedim yok, bana dememiştir o! dese de böyle demez!

    15 sene kadar önce eski bir arkadaşım borç istedi. "oğlum sen napıyon lan,ne haltlar karıştıyorsun, yeni almadın mı maaşını?" dedim,döküldü...

    at yarışı oynamayı bırakmış ama aklından çıkartamıyormuş... at yarışı oynasam mı oynamasam mı diye düşünürken çingene mahallesindeki arsalardan birinde boş gezen atlardan biri başlamış kişnemeye... bu ata bakıyormuş,at buna.ama at manalı manalı bakıyormuş! at beyazmış da,beyaz at muratmış da,buna doğru gelmiş de,şaha kalmış da... allahım nasıl anlatıyor! bu arkadaş bunu bir işaret olarak görüyor,gidiyor ganyan bayiine... açıyor bülteni başlıyor kuponu doldurmaya,iki at arasında arada kalıyor... sonra diyor ki "hani o kişneyen at beyazdı ya,bir baktım favori tamerinoğlu da beyaz,bende şimşek çaktı.ama bir baktım sürpriz atların içinde yine beyaz atlar var... zaten bir önceki altılı da devretmiş... ben en iyisi bu ayağa beyaz atları yazayım,sürpriz gelecek dedim.onları da yazınca kupon katlandı"
    sonrasında olanlar şöyle gelişti:

    - ee sonra?
    - ne ee'si sezginbey geldi tokatladı hepsini.zaten bu aslan gariban düşmanı. (aslan dediği de jokeyin adı)
    -var mı sende?
    -dinlemiyon mu birader sezginbey geldi diyorum,sezginbey beyaz mı? hem altılı 200 milyar verdi bulsam senden borç mu isterim?
    - jsjdhasdadnad...

    velhasıl arkadaşlar bunu tadında bırakmak lazım...