şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: sermaye) sahibi olmadan uretim makinalarini kullanarak is yapan ve sadece emeginden para kazanan insan. (bkz: amele) (bkz: proleter)
  • bedeni gücünden başka satacak bir şeyi olmayan ve kazandığı her kuruşu hakeden insanın sıfatı. (bkz: alınteri)
  • kumarbazlardan hile yapanlara verilen isim.
  • emeginden baska bir seyi olmayan anlamina gelen proles kokunden turetilmis proleter sozcugunun yeni turkce karsiligi. eskiden daha cok amele ve emekci denirdi. ama, sanirim izmir iktisat kongresinde amele birligi asagilayici bir anlam icerdigi icin kendilerine amele denmemesini talep etmis.
  • ödeyeceği çevre temizlik vergisinden, elektrik, su,telefon faturasından başka kaybedecek bir şeyi olmayan toplumsal sınıf
  • "helenistik zamaninda bile*` işçi yerine işi yapan kisinin yaptigi göreve gore marangoz ,firinci ,kalayci gibi yaptığı esnaflıgın ismiyle hitap edilir ya da buna uygun isimler kullanilması uygun görülmüştür.
    isci yerine zanaatci kelimesi hos gorulmustur ki saygın emekçi insanların işçi olarak anılması ayip ve erdemsizlik sayilirdi."
    bu sebepledir ki ; bilhassa eski yunan dilinde dahi isci kavraminin saygınlıgını tam olarak anlatacak bir kelime yoktur*
  • mavi yakalilar veya beyaz yakalilar ayrimi yapilmaksizin sozlesme ile calisan herkes isci sayilir.ornek vermek gerekirse, sozlesme ile calisan bankacilar, sigortacilar, muhasebeciler, ustunuzdeki amiriniz, fabrikadaki isciler hepsi is kanununa gore isci olarak tanimlanirlar.
  • üretim araçları karşısında "mülksüz" olup, yaşamını sürdürmek için bu araçların sahiplerinin yanında çalışmaktan başka çaresi olmayan bireylerin genel adı.
    aralarından bazıları, daha fazla doyurulmak suretiyle diğer işçilerin başına "yönetici" sıfatıyla oturtulsa da patron "defol git" dediğinde o da gidecektir.
    biraz daha ayrıntıya girersek, mesela doktorlar bir hastanede maaş karşılığı çalıştıkları taktirde işçidirler. ama çalışırken veya işten ayrılarak muayenehane açtıkları zaman artık işçi olmaktan çıkarlar. ufak burjuva olurlar.
    işsizler sınıfsal olarak ayrı bir grup oluşturmazlar, sadece o an satmak istediği emeğine pazar bulamamış işçidirler. nasıl ki pastanenin vitrininde duran bir poğaça, satın alınana kadar poğaça olmaktan çıkmıyorsa.
    memurlar, polisler, hakimler,taksi şoförleri, borsa elemanları ve hatta öğrencilerin yüzde 99.9'u işçi oldukları halde, çoğu bundan habersizdir.
    zaten bütün mesele de budur. işçi tanımını daraltarak işçilerin sınıf mücadelesinin beyhude olduğu safsatasını öncelikle gerçekte işçi olan birçok insanın kafasına yerleştirmektir.
    işçilik ve işçi olmak, gerçekte işçi olan birçok kişinin kendine de yakıştırmak istemediği bir sıfattır. mesela bir mimarlık bürosunda çalışan mimarlar, kontrolörler, muhasebeciler de işçi oldukları halde (kısaca patron dışında herkes) o işlerinde sadece getir götür ve temizlik işlerine bakan kişiye işçi olarak bakılır. yaptıkları işle ilgili sıfatlar yüklenmiş işçiler, işçiliklerini unuturlar. oysa üretim araçları karşısında mülksüz olmak, bir inşaat işçisiyle bir doktoru sınıfsal tanımda eşitler.
    bu plan, geçtiğimiz 25 yılda başarılı olmuştur. bir süre daha geçerli olacaktır.
  • soyle tarif edilebilir bu sinifin ne anlama geldigi:

    suleymaniye camii'ni kim yaptirmistir: kanuni sultan süleyman
    peki kanuni camiyi kime yaptirmistir: mimar sinan'a
    peki mimar sinan kimleri gorevlendirmistir bunun icin: 1.000 ustayi
    peki 1000 adet ustanin emrinde kim calismistir: 10.000 isci

    bu durumda cami kimindir?
    -kanuni sultan suleyman'in
    peki cami kimin eseridir?
    -mimar sinan'in
  • gaddar patronun direktifleri altinda ezilen saf, temiz, caliskan, durust insan olarak kafalara yer etmis kimselere verilen unvan.

    halbuki gercek her zaman boyle midir? tabii ki hayir! patronu arkasindan vuran, uzerindeki emegini umursamayan, tembellik eden, kullandigi makineye/malzemeye sahip cikmayan, nasil olsa benim degil diyerek hor kullanan, dedikoducu, vasat, kotu niyetli, cikarci isciler de vardir. bu tip isciden de soz etmek gerekir.

    tek yaptigi zaman gecirip mesai saatinin bitmesini beklemektir. uretkenligi vasatin ustune cikmaz. kendini gelistirmek icin en ufak caba sarfetmez. ama maas zamani geldi mi bas bas bagirir maasimi istiyorum, tam istiyorum, simdi istiyorum diye. baska sirketlerde kendiyle ayni isi yapan ve de aylardir maas alamayan calisanlari bilmez o, bilmek istemez. vefakarlik bilmez. hep karsi taraftan yani patrondan bekler. patron bana maasimi versin. ulkenin durumu, sirketin durumu umrunda degildir. sadece maasini ister. onun icin en onemlisi maasi, cayinin bitmemesi, yemegin guzel olmasi, altina servis verilmesi ve rahatca sigara icmesidir.

    birakalim ezilen isci ayaklarini. patronlar daima kocaman deri koltuklarda, arkalari masalarina donuk, bir ellerinde viski bir ellerinde puro 290 kilo insan somurucusu pezevenkler degildirler. bugun kucuk olcekli bir firmada bile butun risk patronun ustundedir. patron altinda calisan isci ve o iscinin ailesi kadar insanin sorumlulugunu ustunde tasir. isci saati geldi mi evine gider ve yatar. patron evine hepsinden sonra gider, gece ertesi gunun yapilacaklari, edilecekleri, odenecekleri arasinda bertaraf olmus aklini sakinlestirip uyumaya calisir. alinteri akitarak calisana lafim yok ama her calisan "isciyiz hakliyiz kazanacagiz" demeye hak sahibi degildir.

    son soz isci olmadan patron patron olmadan isci olmaz. *