şükela:  tümü | bugün
  • yesil bursa da askeri okul, eskiden fransizca ve almanca temelli egitim yapilirdi, sabahlari bakkala gaste almaya giderken yanindan gecerdim kucukken, abilerimiz ictima yaparlardi. bazen de top oynadiğimiz sahanin yanindaki tel orgunun oraya gelirler bize bakkaldan sigara filan aldirirlardi. sonra liseyi o okulda okudum. keyifliydi.
  • ogrencileri diger askeri lise ogrencileri tarafindan adem diye anilir. bunda kasit yoktur aslinda, adem kadar temiz ve saftirlar sadece. kurallara bagliliklariyla taninirlar.
  • dersane ve yatakhane binalarını ayıran yolun* üzerine köprü* yapılmak suretiyle bu binalar arasında irtibatın* sağlandığı askeri lise.
  • bursa'ya hakim bir tepeye inşa edilmiş, şahane bir manzaraya sahip askeri lise.
  • kapısının önünde "ati için her sinede bir şanlı emel var, feyziyle bütün ülkeye şan verdi ışıklar" yazan askeri okul.
  • bursa'da, uludağ'ın eteklerinde, teleferik semtinde konuşlanmış olan askeri lise.

    ilginç bir bina yerleşimi vardır. ilk inşa edilen ana bina şu an komutanlık binası ve hazırlık sınıfı yatakhaneleri için kullanılmaktadır. arkasında ise diğer sınıfların yatakhaneleri, öğrenci parkı, pentatlon parkuru ve atış poligonu bulunur. eğitim binası ile bu saydığım binalar arasından kullanıma açık bir yol geçer. bu iki yerleşim arası ulaşım birisi beton ötekisi demir 2 adet üst geçit ile sağlanır. spor salonu ise yine iki binadan oluşur. büyük spor salonunun yanısıra, eskiden ilkokul olarak kullanılan piremir spor salonu bulunur. iki yerleşim yerini ayıran yolun aşağısında ise destek kıtaları ve revir bulunmaktadır, -ki bunlara ulaşmak için okul sınırları terk edilip sivil topraklara ayak basmak zorundasınızdır.

    eğitim kadrosu ve öğrenci kadrosu gerçekten çok iyidir, buna neden olarak diğer iki askeri lise'nin istanbul ve izmir gibi son derece kozmopolit şehirlerde bulunması gösterilebilir. bursa gibi sınırlı imkanlar içerisinde bulunmak, okulun eğitim ve öğretim kalitesini arttırdığı gibi, kontrol mekanizmasını da had safhaya çıkartmıştır. lakin bu kısıtlı imkanlar yüzünden ışıklarlı öğrenci kardeşlerimize adem lakabı layık görülmüştür. olsun mal* veya şaban* denilmesinden daha iyidir şahsi görüşümce.

    kardeş okulu necatibey kız lisesi'dir. gösteri düzenleneceği zaman ya stadyumda ya da sinema ve gösteri salonunda güzel dostluklar ve arkadaşlıklar kurulmaktadır bu iki lise öğrencileri arasında. lakin kardeş lafı sadece dillerdedir, zira gayet güzel sevgili olunur bu güzide okulun kızları ile.

    okuldan kaçmak, kopya çekmek, uyanıklık yapmak düşünülen de kolaydır, lakin halen bu okulda okumakta olan kardeşlerimizi de düşünerek bunları ifşa etmek istemiyorum.

    herşeye rağmen güzel bir okuldur, hatta bir yuvadır ışıklar.
  • kenan evrenin 82'deki bursa konusmasinda yere goge sigdiramadigi okul.
  • amcam anlatırdı... her sabah boru trampet takımı, okulun öğrenci parkının üstündeki düzlüğe çıkar, kız lisesinin yatılıları için kalk borusu çalarmış. o zamanlar kardeş okulları bursa kız lisesi'ymiş. sonradan kardeşler biribirilerine kardeşçe yaklaşmayınca kardeşlik bozulmuş. bir sürü öykü vardı o kardeşliğin nasıl bozulduğuna dair. hiçbiri iyi öyküler değildi ama. bütün aşklar gibi, sonu hüsran olmuş kız lisesi ışıklar aşkının. öyküler de, o hüsranın bahanelerinden ibaretti...

    amcamlar zamanında okulun adı bursa askeri lisesi'ymiş. "bal çocukları" dermiş bursalılar onlara. okulun adı ne zaman değişmiş şimdi hatırlamıyorum. ismin değişmesine dair de bir sürü öykü vardı. bana en güzel gelen, uludağ'ın eteklerindeki okulun adının geceleri karanlığın içinde ışıl ışıl parlamasından gelmesidir. sonraları o okul bulunduğu semte de kendi ismini vermiş, "ışıklar".

    amcamların harici elbiseleri, hakim yakalı haki bir ceket ve beyaz palaskadan oluşurmuş. bizim zamanımızda, lacivert ceket ve gri pantolonlar vardı. kolej çocuklarına benzerdik o halimizle. kadıköy anadolu lisesi'ne gitmiştim istanbul'a bir geldiğimde. hava yağmurluydu, sivil bir yağmurluk geçirmiştim üstüme. şapkayı çıkardığımda anadolu lisesi öğrencilerimden bir farkım kalmamıştı. kantinde çay içerken bir kız yanıma geldi. hayretler içerisinde kalmıştım kızın kendiliğinden sohbet açmasına. yağmurluğumun önünü açana kadar devam etti sohbetimiz. kız, ceketimdeki işaretleri, kordonları görünce izin isteyip gitti. arkasından bakakaldım yüzünü hala unutamadığım o kızın ...

    bizim zamanımızda hakim yakalı haki üniformalar sadece dahili kıyafet olarak giyilirdi. dar yakalar mutlaka kopçalanmalıydı, zorunluydu bu. hareketlerimizi engellerdi o kopçalar, nefes almak bile zor olurdu. akşamları etüdlerde dayanamayıp açardık kopçaları. bazen unutup koridora öyle çıkardık. üst sınıflar görünce bütün düğmelerimizi koparır tekrar dikip, onları görmemiz için süre verirlerdi. bazıları diktiğimiz düğmeleri tekrar koparır, tekrar dikmeye gönderirdi. üst sınıflar subaylardan daha çok binerdi tepemize...

    amcamın kız arkadaşı da benimki gibi bursa kız lisesinde okurmuş. o zamanlar şimdiki gibi cep telefonları yok, telefon bile yok ki... bizim zamanımızda ankesörlü telefon vardı; ama telefonla konuşmak pek kolay değildi. aşağı yukarı, her üçyüz kişi için bir telefon vardı. biz kız arkadaşımla her haftasonu ayrılırken, amcamın yıllar önce kız arkadaşıyla yaptığı gibi, bir sonraki haftasonu nerede ve saat kaçta buluşacağımızı kararlaştırırdık.

    amcam, ankara'ya giderken, "beni bekle" demiş sevgilisine. o da beklemiş. amcamın harbiye'den mezun olunca ilk işi gidip yengemi babasından istemek olmuş. benim kız arkadaşım namazgah'ta otururdu. o zamanlar deli gibi aşıktım ben ona, şimdi düşününce garip geliyor. evlenecektik, hayaller kurmuştuk... mezuniyet gecesi, kültürpark'ta bambi'ye gittik. sevgili olarak son görüşümdü onu. ayrılırken ağlaştık; "bekle beni" diyemedim. bir kaç yıl sonra ankara'ya geldi üniversiteyi kazanıp. ankara'da adanalı bir sevgilisi oldu. okul biter bitmez evlendiler. iki seneyi geçti son görüştüğümüz. isviçre'de yaşıyorlardı. çocuklarını tatilde dayılarının, yani benim yanıma göndereceğini söylemişti. çok da şaşırtıcı değildi, lise aşkımın beni çocuklarının dayısı yapması. bir defa elini tutabilmiştim, o da bambi'deki son gecemizde...

    dönemin kara kuvvetleri komutanı gelecekti. karşılamaya çıkacak astsubay bandosunun bateristi hastaneye kaldırılmış. benden birkaç yaş büyüktü o astsubay, bateri hocamdı. ben de öğrenci bandosundaydım. onun yokluğunda beni yataktan alıp üzerime bir bando astsubay kıyafeti geçirdiler. sabahın kör vakti çıktık komutanı karşılamaya. bursa nasıl soğuk, kar altında bekliyoruz. derken saatler geçti, komutan yok... önce, ellerim çatlamaya başladı. sonra, o çatlaklardan kan sızmaya... bagetleri tutamıyordum, komutan gelse nasıl çalardım bilmiyorum. gelmedi komutan, biz selamsız bandosu'na döndük.

    okula başladığım günü unutmuyorum. babamla gittik okula. beni, elime bir torba verip bir kabine soktular. üstündeki herşeyi çıkarıp torbaya koy dediler. kabinde anadan doğma bekliyordum. o torbayı elimden alıp yerine yeni iç çamaşırları, yeni çoraplar verdiler. sivil iççamaşırı bile yasaktı okulda. üzerime de bir üniforma geçirdim. 1.62'ydi boyum okula girerken, boyumun hızlı atacağını düşünerek verdikleri büyük üniforma çuval gibi olmuştu üzerimde. o pantolon ve ceket sonradan küçük gelmeye başladı. bir fotoğraf çekildik babamla, üzerimde yeni üniformalarım. ardından babama, "artık gitme vakti" dediler. beni de alıp berbere götürdüler. berber, elindeki makineyle önden, yandan, arkadan girdi kafama. tam kuşa dönmüştüm. berberhaneden çıktığımda, gri duvarlar, yüksek tavanlar ve yüzelli yıla yakın süredir hergün cilalanmaktan aynaya dönmüş yer taşları karşıladı beni. soluk bir florasan ışığı koridoru olduğundan daha soğuk gösteriyordu. hep üşüdük biz o okulda, taş binalar ısınana kadar yaz gelirdi. kışları mevresim ve iki battaniyeyle uyurduk, yine de üşürdük. o kadar soğuk olurdu...

    babamla okula başladıktan sonraki ilk karşılaşmam bir kaç ay sonrasına denk gelir. annemle babam kura çekmişler aralarında, kim oğlanı görmeye gidecek diye. beraber gelecek kadar paraları yokmuş, kura babama isabet etmiş. babam geldi; ama biz o gün sinema'da gürültü yaptığımız için sınıfça cezalıydık. film başlamadan önce aramızda konuşuyorduk. nöbetçi subay çıktı perdenin önüne, "eğlenmeyi bilmiyorsanız eğlenemezsiniz" dedi; cezayı yedik. adam gibi eğlenemediğimiz için ziyaretçi görüşmeleri ve izinler kaldırıldı. hala düşünürüm, nasıl adam gibi eğlenebilirdik diye... ceza mekanizmasını öğrenmek kolay olmadı, o zamana kadar saçma sapan şeylerden ceza aldık. birisi dershanede saç taramaktan haftasonu cezası almıştı. bir başkası köse olduğu halde, sakal traşı olmamaktan... yüzünde bir tane ben vardı, o benin ucundan bir tane tüy uzamış. o tüydü bizim arkadaşın haftasonuna mum diken. traş olmaya başlamadı; ama benindeki tüyü düzenli olarak yolmaya başladı. ben, nöbet talimatına aykırı hareket etmekten ceza aldım bir keresinde. garip olan nöbet talimatına aykırı hareket edip, yatakta oturduğum gece nöbetim yoktu. şimdi kendim yazarken, kendim inanamıyorum. babam geldi; onu okulun penceresinden gördüm. aşağıdan el sallıyordu bana. ben askerdim; ama çocuktum. dayanamadım, başladım ağlamaya. beni öyle görünce, onun da gözleri doldu. o gün, o okuldan alıp gitmeliydi babam beni. annem de çok ağladı ben o okuldayken. bense, hep bir gün gelip beni almalarını, eve götürmelerini bekledim...

    turgut uyar da bizim okuldan mezundu. "asker okullarında hiç mutlu olmadım. genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. başkalarının, hatta somut başkalarının da değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak..." diyor kendini anlattığı bir yazısında.

    biz mutlu muyduk, değil miydik hiç sorgulamadık o zamanlar. belki mutsuzluk sıradandı okulumuzda.
    düşünmezdik sadece.
    biz orayı "yuva" bilirdik...
  • silahlı kuvvetlerde yer alan her birim gibi şanlı yuvadır ve ışıklar'ın şanlı yuva olması tesadüfi değildir. okulun bünyesinde balkan, trablusgarp, kurtuluş savaşı,kore,kıbrıs ve iç güvenlik harekatlarında şehit düşen mezunların anısına şehitlik vardır.
    ışıklar askeri lisesi eğitim ve öğetimde dünya standartlarının üstünde bir okuldur. mini golf sahası,atış poligoni, sinema salonları, açık kapalı spor salonlarıyla farkı ortadadır. yüzme havuzu ve bu tesisleri kullanabilecek yeterli zamanın olmaması eksik olarak gösterilebilir. yoğun faaliyet programı dolayısıyla öğrenciler asla tesislerden yeterince faydalanamazlar. ışıklarda ne sınıf geçmek ne de mezun olmak kolaydır. mezuniyet töreninin 3,5 saat sürdüğü ve onlarca provanın da yapıldığı düşünülürse mezun olmanın zorluğu daha iyi anlaşılır.
    silahlı kuvvetlerin bir birimi olarak her yıl izmir de yapılan kamplarda eğitim ile işkence arası bir faaliyet yürütülür.
    herşeye rağmen ışıklar mezunları tarafından gülümsenerek anılan bir yuvadır.