şükela:  tümü | bugün soru sor
  • cocuk edebiyatiyla ilgilenmis,cocuklara yonelik bircok hikaye ve siir kitabi yazmistir.
    seni seviyorum roza adli filmin yonetmenidir.
  • ayrica cumhuriyet gazetesinde "al gozum seyreyle" isminde bir kosesi vardir.
  • saclarini mavi, yesil, turuncu gibi renklere boyatan, kafam kadar yuzukler takan enteresan bir kadin.
  • filmleri:
    (yönetmen ve senarist olarak)

    1981- yılanı öldürseler (ortak senarist)
    1982- at (senarist)
    1986- bekçi (senarist)
    1987- su da yanar ( senarist)
    1991- seni seviyorum rosa (yönetmen, senarist)
    2000- balalayka (senarist)
  • palmiye avcısı.
  • duygu yogunluklu metinleriyle dikkat çeken, günümüz popüler kültürünün getirisi olan taklit(inanılmaz birsey) çagdasları ile alakasız senaryo yazarı,yönetmen.
  • iki senedir kadikoy belediyesine bagli (suadiye'de) "kisa film atolyesi" calismalari vardir, amaci "herkes kisa film yapabilir"i kanitlamaktir... cok enerjik, kafasi hep binbir turlu seyle mesgul, kart sesli, basta cok soguk gorunuslu, iyi, dolu bir insan.
  • her pazar görmekteyiz kendisini, beğenerek ilgiyle dinliyor bir yandanda çayımızı içiyoruz.
  • kesinlikle okuması keyifli yazıların yazarı. cumhuriyet gazetesinde en son sayfadadır yeri, devamı da en son sayfanın bir öncesinde. köşesinin adı da al gözüm seyreyle dir...
  • meşhur açılım ve akp demokrasisi ile ilgili son günlerdeki en güzel, en gerçekçi ve en terbiyeli eleştiriyi kaleme alan komünist gazetecidir. komünistlerde vardır bu;

    ey merhamet...

    cumhurbaşkanı neden her an ölüme doğru hızla yaklaşan güler zere’nin serbest bırakılmasını onaylamıyor? neden?

    bir baba kızının acılı durumunu anlatmak için geldiği basın toplantısında yüreği kaldırmadığı için ağlayarak dışarı çıkıyorsa bu ülkede ben hiçbir açılıma inanmam.

    polis akademisi’ndeki toplantıya koşarak gidenlerin, güler zere umurlarında değilse, ben onların söylediği sözlere ve samimiyetlerine de inanmam.

    sanmayın ki sadece ben, binlerce kişi de inanmıyor.

    devletin eğer şefkatli bir eli varsa, bu sadece kürt vatandaşları için değil, tüm türkiye cumhuriyeti sınırlarında yaşayan insanlar içindir.

    şöyle bir anlatı anımsıyorum; güler zere tedavi için götürüldüğü yerde emniyet güçleri çevresinde insandan bir duvar örüyorlarmış. nedeni, güler zere oralarda onunla hiç olmazsa göz göze gelmek için bekleyen yakınlarıyla göz göze gelmesin diye.

    şimdi siz bana hangi açılımdan söz ediyorsunuz?

    bu çok dini bütün geçinen iktidarın dağdaki henüz elleri bir kadın omzunu okşamadan silah tutan gencecik kürt çocuklarını ya da elinde tüfek titreyerek dağlarda pkk gözleyen erleri düşündüğünü mü söylüyorsunuz, onların acılarını, onların anne babalarını düşündüğünü mü söylüyorsunuz, ne kadar merhametsiz olduklarını görmüyor musunuz?

    ve ne kadar korktuklarını da, evet ölüme yaklaşan gencecik bir kızın gözlerinden korkuyorlar.

    ve devlet şefkatini değil, gücünü gösteriyor. güler zere’yi ölüme göndererek kurda kuşa, türk - kürt, genç - yaşlı bütün vatandaşlarına gücünü gösteriyor. “ben bağışlamam” diyor, “ben bu düzeni değiştirmek isteyeni ezip geçerim” diyor.

    “ben umudu sevmem” diyor.

    doğrudur, çünkü umudun yok olduğu topraklarda insanları yönetmek kolaydır, kardeşi kardeşe düşürmek kolaydır. oğulları babalarına karşı kışkırtmak kolaydır.

    çünkü umut yok olduğunda, öğretilmiş bir çaresizlik toplumun bütün katmanlarına yayılır ve sari bir hastalık gibi önüne ne çıkarsa silip süpürür, geriye devlet ve iktidarların gücüne tapan, ışığı gördüklerinde kuytu karanlıklara gizlenen insan müsveddeleri ortalığı kaplar.

    evet, güler zere’nin ölüme yaklaşırken bile umutla parıldayan gözlerinden korkuyorlar, bu merhametsiz inadın nedeni bu!

    ama bilmiyorlar ki korkunun ecele hiçbir faydası yok. gün gelir devran değişir ve merhamet tıpkı hukuk gibi herkese lazım olur. büyük acıların ardından demokrasiye geçen ispanya, arjantin, şili gibi ülkelerde hukuk kadar merhamet de topluma yol gösterdi, oralarda anneler çocuklarını öldüren iktidar sahiplerini ve onların emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirenleri merhametleri nedeniyle bağışladılar.

    bir zamanlar bu ülkede sık sık söylenen bir söz vardı: “ben başımı yastığa koyduğumda vicdanım rahat bir uykuya dalmak isterim.” bugünlerde kaç kişi acaba yastığa başını koyduğunda rahat bir uykuya geçebiliyor, merak ediyorum; çünkü o an var ya, vicdanın en uyanık olduğu andır ve insanoğlunu vicdan kadar acımasızca eleştiren hiçbir kurum yoktur.

    cumhuriyet gazetesi, 9 ağustos 2009