şükela:  tümü | bugün
  • bazı isimleri duyduğumuzda direkt olarak aklımızda başka bir imaj, başka bir kelime oluşur...

    ör:
    cansever=uçak savar
    gülderen=göt veren

    aslında bu tamamen bizim kötü niyetimizden kaynaklarınır...
  • misal;

    yusuf= kıymalı yumurta
    ihsan= ahşap doğrama ( ihsan doğramacı'dan çağrışım olabilir.)
    mine= eteği sıyrılmış kadın.
    huriye= un helvası
    faruk= yanmış kömür
  • (bkz: #12407565)
  • gerçeklikle hiç bir ilgisi olmasa da, şu örnekler genel kabul görecektir sanırım.

    (henüz neye benzediği görülmemiş karşı cins algı testi)

    --alıcı: erkek
    - ismi neymiş?
    + seher--> :( / ece--> :)

    --alıcı: kadın
    - ismi neymiş?
    + mahmut--> :( / berke--> :)
  • tomris : zengin aile çocuğu,hat safhada entel,muhtemelen amerika'da tiyatro okur,türkiye'de iş bulamaz,babasının servetini bitirir,açlık ve sefalet içinde bir karton kutuda ölü bulunur.
  • bu tip isimler oldukça sıra dışı çağrışımlarla zihnimizde yer edebilir.
    örneğin; niyazi denince akla bok yoluna gitme sürecinin gelmesi bunun iyi bir örneğidir.
    ilave örnekler:

    tankut: entelektüel, ukalalık, aşırı öz güven.
    nermin: ciddiyet, katı kuralcılık.
    salim: uysallık, ağırbaşlılık.
  • zamanla değişkenlik gösterebilir.

    bundan bir zaman önce iş yerine izzet diye bir çocuk geldi. şimdi öncelikle şunu belirteyim; benim için izzet adının çağrıştırdığı şey yüzdeki iki adet bendir. biri sağda biri solda. yani izzet altınmeşe'dir. bana her türlü ortamda "izzet adı senin için ne ifade ediyor" diye sorsalardı direkt izzet altınmeşe der, başka da hiçbir şey demezdim. kargaşaya, kaosa mahal tanımaz, bu cevabı verir ve bana böylesi saçma bir sorulduğu için kırıldığımı ifade eder, ortamı şaşalı bir şekilde terk ederdim. ama gel gör ki iş yerine yeni gelen bu izzet; kabarık kıvırcık saçlı, harry potter gözlüklü, tek küpeli, hipster çoraplar ve kıyafetler giyen, yine aynı düzlemde vintıç saatler takan bir adamdı. tanıştığımızda adının izzet olduğunu söylediğinde adeta beynimden vurulmuşa döndüm. ayakta zor durdum. oturmak için o'ndan izin istedim. şaşırdı tabii. mevzuyu o'na da anlattım. "asfdgdhddj" şeklinde random güldü ve "dostum artık bunları aşmalısın. hangi yıldayız ya!!" dedi. o'na hak verdim "doğru söylüyorsun ahbap" dedim. iyi birer dost olduk izzet'le ve artık o andan sonra benim için izzet demek vintıçlık, hipstırlık demekti. izzet demek kısa paça, kısa paçadan görünen çizgili, star wars'lı çoraplar demekti. izzet altınmeşe babamın trt 4'de izlediği trt halk konserlerinde, tgrt'deki izzet-i ikram programında kalmıştı. elveda izzet altınmeşe. hoşgeldin izz!

    sonra, keza mustafa. mustafa demek benim için eskiden dayı demekti. en son askerlik mevzusu için bir faks gerektiğinde aradığım, sağolsun faksı gönderen, muhafazakar bir partinin ilçe başkanlığını yapan memleketteki dayım demekti. bu yüzden mustafa adı benim için "nasılsın yeğenim"den öteye gitmiyordu. lakin iş yerine bir mustafa geldi. mustafa tam bir pij. mustafa tam bir ortam adamı. mustafa tam vumın hantır. kıstırmadığı kadın yok. "mustafa olm bırak bu işleri. gel sen de bizim gibi otuzbir çek" diye kandırmaya çalışıyorum bazen. "ahahahah abi çok komik adamsın ya" diyor. "oysa otuzbir çekmek hüzündür mustafa. otuzbir çekmek bir nevi utançtır. ne skime gülüyorsun?" demeye yelteniyorum, sonra "skerler" diye düşüncelerime tuz biber ekliyor, "puahahah" diye karşılık veriyorum. demem o ki, mustafa adı benim için bundan sonra pijliği ifade eder. kusura bakma dayı, askerlik biteli 11 yıl oldu!