şükela:  tümü | bugün
  • alemin çocukları zehir gibi!

    orda çalışsam, düşünebileceğim tek dalavere; her gün 1 porsiyon iskenderi, bedavadan yemek olurdu!

    edit: bir yazarımız sağolsun, hesaplamış. enselenmeden 7 yıl çalışsam, tatiller hariç her gün yiyebilsem, yaklaşık vurgunum: 124.488lira oluyormuş... başka bir yazarımız, kayıtdışısın sonuçta, deyip vergilerden arındırmış, netimi: 83.440lira bulmuş...

    ağlama çilekeş anam! neresinden bakarsan bak, senin de oğlun; az anasının gözü değilmiş!
  • vergi kaçırdıklarının da göstergesidir. gelen mal ve satılan mal oranları tutsa bu durumda olmazdı. demek ki ciddi bir de vergi kaçırma olayı mevcut. tek soyulan firma sahipleri değil. devlet yine soyulanlar arasında.
    ekleme: ortaokul zamanlarım geldi aklıma. baştan söyleyim 12 yaşında bir çocuğum. derslerimde özellikle matematikte başarılı olduğum için öğretmenim hep kooperatife beni koyardı. okul hayatım boyunca kooperatifte yer aldım. genelde gelen bir çok öğrenci bir sonraki teneffüste kovulurdu. öğretmen kasayı gören bir yere konuşlanır. ve giren paraları takip ederdi. özellikle büyük paralar gözünden kaçmazdı. o gün oradaki görevli parayı çaldığını anladığı anda kız erkek fark etmeksizin. ceplerini arar ve parayı alırdı. bir daha gelme derdi. bana hiç bu uygulama olmadı. nedene gelince ben asla büyük ve bütün para almadım. her seferinde bir avuç bozukluk alırdım. öğretmen onu fark edemezdi. okul hayatım boyunca bunu yaptım. ama diyorum ya çocuktum ve bizim dönemimizde ailelerimiz harçlık vermezdi. okula siyah önlükle giden nesildenim.

    ekleme: ne olursa olsun böyle yerlerden 1 liralıkta bir şey aldığınızda mutlaka fiş isteyin. adamlar milyonlar kazanıyor. kazançlarının hesabını bile yapamıyor. birde bu kadar şeyin üstüne vergi kaçırıyorlar. yüzsüzlüğün bu kadarına pes.
    "biz devleti ve müşterileri kazıklarız, çalışanlarda bizi kazıklar" şirketin çalışma şekli bu.
  • bursa'da bir şey var demek ki.
    yıl 2007 yemekhanede çalışıyorum. işten ayrıldım. ama bir ay sonra maaş yattı. haliyle arayıp "abi para yatırmışsınız dedim". "aa kardeşim yanlışlık olmuş sen getir" dediler.
    gittim verdim başkasının hakkını yemem, saati 3,5 tl ye part time çalışan insan olsam da.

    neyse bir sonra ki ay yine hesapta para! aradım, "abi siz yine yatırmışsınız, ben getiriyorum" dedim. "hay çok yaşa kardeşim, hep böyle bu muhasebeci, yine hata yapmış" dedi.

    dedi ama ben işkillendim, gittim idareye şikayet dilekçesi yazdım. benim üzerimden para kazanan birileri var galiba, dedim. sonra o abi dediğim kişinin işine son verdiler. benim sigorta primleri de tam yatmış. 30 gün. bilen bilir, part time de 30 gün yatmaz. bir de onu iptal ettirmeye çalıştım. yani

    özet: bana yanlışlıkla maaş yatırdığını söyleyip parayı kendisine isteyip alan bir yavşak vardı. onu hatırlattı bana.
  • bir mekana gidince "burası ne kadar kazanıyordur acaba?" hesaplamalarına daldığım için gerçeklik algımı değiştirecek olay. hesaba bir de acaba çalışan katakullisi var mı sorusu dahil olacak.

    örneğin; ayda 100.000 kazansa 3-5 bin de çalışan çökse 95.000 falan, iyi para kanka. yemeğe devam edilir.
  • şu an vurgunla ilgilenemiyorum. canım iskender çekti.
  • işletmenin vergi kaçırdığını söyleyen, iftiraya varan ithamlarda bulunanlar olmuş. hemen açıklık getirelim;

    bu derece yüksek miktarda, süreklilik arz eden bir fiş/adisyon iptalini gören herkesin ilk aklına gelecek ihtimal tabi ki vergi kaçırıldığıdır. buraya kadar sorun yok.

    ancak ortada kamera kayıtlarıyla sabit olan, bizzat işveren tarafından ihbar edilen bir kasa hırsızlığı, hatta örgütlü dolandırıcılık var.

    bu adamlar vergi kaçırıyor olsa hem yapılan soruşturma sırasında bu açığa çıkacağından hem de çalışanlarının da kendilerini ihbar edeceğinden meseleyi yargıya taşımaz, çalışanlar ile kendi aralarında uzlaşma yoluna giderlerdi. olanlardan da kimsenin haberi olmazdı.

    kaldı ki, vergi kaçırmayı hakkıyla yapabilecek kalibrede bir tacir bunun için kullanacağı yöntemlerden birinin (bkz: adisyon iptali) art niyetli çalışanları tarafından kendisine karşı kullanılmasına asla müsaade etmez, bunu mutlaka fark ederdi.

    vergi kaçırmak için başka yöntemler de var tabii, ama bu adamlar o kadar saf ki hiçbirinden haberleri yoktur muhtemelen.

    ortada vergi matrahından yapılan bir hırsızlık var ama çalışanlar kendilerine ait olmayan bir gelirden vergi kaçıramazlar. çalınan paranın vergisi olmaz, müsaderesi olur.

    ***

    benim asıl dikkatimi çeken nokta, devamlı olarak bu kadar büyük zararlara uğratılan bir işletmenin bu kadar yıl boyunca ayakta kalabilmesi.

    zararın boyutunu da şöyle tarif edeyim; haberde geçen rakamlara göre bazı çalışanlar maaşının 5-6 katını çalıyor. en büyük gider kalemlerinden biri olan çalışan maliyetinizin 3-4* kat arttığını hayal edin. bir kebapçı için bu göz ardı edilebilecek bir kayıp değil.

    buna getirilebilecek en mantıklı açıklama da şöyle; bu parazitler konaklarına o kadar sıkı yapışmış ki, kebapçının ayakta kalabilmesi onlar için hayati önem taşıyor.

    aralarında hiyerarşik bir ilişki olmasından da anlıyoruz ki bu hırsızlar basiretsiz, saf patronlarının yapamadığını yaparak kanını emdikleri işletmenin yönetimini devralıp kebapçıyı bunca sene ayakta tutmayı başarmışlar.

    işletme sahipleri de zaten çalışanlarına güvendiklerinden, bunca zaman onlardan ne kadar memnun olduklarından bahsetmiş*. hırsız çalışanların kebapçıyı nasıl sahiplendiklerini, işlerine nasıl dört elle sarıldıklarını varın siz düşünün.

    muazzam, eşi benzeri görülmemiş bir simbiyotik yaşam örneği. gisaengchung filmini izleyenler orda da aynı temanın işlendiğini fark edecektir. elimizde oscar'lık bir malzeme var yani. sinema dünyasının bilgisine.

    kıssadan hisse; direksiyona geçecek kadar ehil olmadığınız halde otobüs satın aldıysanız direksiyona geçirdiklerinizin insafına kalırsınız.

    edit: bazı arkadaşlar işletme nasıl ayakta kalıyor diye şaşırmama içerlemiş. söz konusu işletme hakkında pek bir fikrim yok ancak bir zamanlar aylık cirosu 1,5 - 2 milyon lira olan bir yerin muhasebe sorumlusu olarak aylık 150 bin lira 'kar' kaybının ne demek olduğunu iyi biliyorum. kar'a vurgu yaptım çünkü bazı arkadaşlar ciro ile karı aynı şey sanıyor. hayır gözden çıkarılabilecek bir tutar olsa bile onlarca yıl, milyonlarca lira dolandırılabilecek kadar aptalsanız dünya'nın en iyi dönerini yapın yine batarsanız. konu sadece çaldırdıkları tutar değil yani, yaptıkları işin işleyişinden bile bihaber adamlar.
  • bana eski çalıştığım yerdeki sevkiyat sorumlusu kişiyi hatırlatmıştır.
    şehirdışından, kargo veya taksiyle getirtilebilecek üç beş kiloluk malzemenin nakliyesi için kamyon ayarlıyordu. sabah şirkete geliyoruz bir bakıyoruz devasa bir kamyon yanaşmış. içinden seyahat çantasına sığacak kadar malzeme çıkıyor.

    sonradan öğrendim ki, nakliye firması akrabasına aitmiş. patron, bu kişi firmanın eski çalışanı olduğu için kendisiyle can ciğer kuzu sarmasıydı. aynı şekilde bu firmayla anlaşmayı sağlayan satın alma müdürüyle de... çünkü ikisi de fabrika açıldığından beri orada çalışan insanlardı. beni ve benim gibi yeni başlayanları ise, yeni kurulan tesise alınmış kişiler olduğumuz için masraf kalemi olarak görüyordu :) eski çalışanlarına tapınıyor, yeni gelenlerden tiksiniyordu.

    firma sahibi olan arkadaşların firmanın özellikle satın alma/satış bölümünü iyi incelemesi gerekir. firmanın bağlantılarını ve mali gücünü kendi çıkarları için kullanan insanlar olacaktır. siz dişinizden tırnağınızdan artırıp emeğinizi ortaya koyup iş kurarsınız, işletmeyi ayakta tutmak için orada tasarruf edelim, burada tasarruf edelim diye çırpınırsınız, bazıları yüzünüze gülüp arkanızdan firmanın altını oyar. böyle arkadaşlara tavsiyem, teklif aşamasına mutlaka dikkat edin. firmaya yaptırılan masraflarla ilgili, ister satın alma birimi, ister diğer birimler olsun, teklif e-postalarına kendinizi cc'ye koydurun. gelen teklifleri, alakasız firmalara götürerek makul olup olmadığını teyit edin. faturaları inceleyin.

    çok gördüm böyle insanları. yakınlarının sahibi olduğu firmalara astronomik ücretlerde iş yaptırıp, iş yaptırılan firmaya yapılan ödemeden kendilerine komisyon alıyorlardı. köşe oluyorlardı oturdukları yerde.

    buradaki 71 yaşındaki patron da böyle iyi niyetle salmış gitmiş. kendisi döner kesiyormuş. kasayı başkalarına bırakmış. oysa hiç olmazsa bazı dönemlerde kasaya geçip durumu kontrol etmesi gerekirdi. bir hafta, iki hafta kasaya bakacaksın, o süreçte gelir gider nasıl, diğer dönemlerde nasıl? neyse ki gençler bir şüphe ile gerçeği ortaya çıkarmışlar. iki çocuk, mayıs 2020 gibi babalarından imza yetkisi almışlar, haziran ayında fark etmişler, üstelik tam incelemeye karar verdikleri gün. bu kadar da ayan beyan ortada yani.. baba tabi eski toprak. yukarıda bahsettiğim eski işyerimdeki patron gibi sonsuz güvenmiş demek ki...

    bir başka örnek: (bkz: 9 yıl boyunca kasadan para çalan kasiyer)

    edit: ama 12 yıldır çalmak nedir arkadaş... 2009'dan beri yani. bu nasıl bir salmaktır, nasıl bir ilgisizliktir... iki gencin kontrol etmeye başladığı ilk günde fark ettiği bir şey bu..

    edit2: buradan şirket patronlarına kamu spotu geçiyorum. eski çalışanınız diye tapınmayın ve asla güvenmeyin. size en büyük kazığı bu eski çalışan atıyor olabilir. yeni gelenleri hor görmeyin.
  • ticaretle uğraşan herkesin işinin başında durması gerektiğini gösteren olay. ayrıca 4 bin saatlik kamera kaydı izleyen polislerin kaç defa iskender sipariş ettiğini de merak etmedim değil*
  • işletme bölümlerinde ders olarak okutulması gereken kayıp kaçak olayı.
  • çalışanın düşük maaş alması hırsızlığı meşrulaştırmaz ki bu işletmelerde çalışanlar da az maaş almaz...

    lokantanın fiyatları türkiye ortalamasının üzerinde bu malum ancak bu demli büyük bir paranın ortadan kaybolup, anlaşılamaması normal bir şey değil... üç lira değil beş lira değil...

    kazanılan paranın haddi hesabı yok ki, arada 7 milyon görünmemiş...

    ek: gözümde safi isim olan bir yer, dönerini lezzetli bulmam ve porsiyonu o fiyata göre kesinlikle doyurucu değil... daha iyileri çok fazla...

hesabın var mı? giriş yap