şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
1645 entry daha
  • islâm’ı benimsemiş biri olarak, ne inananlarıyla ne de inanmayanlarıyla anlaşabiliyorum. islâm’ı tercih etmediğim zamanlarda daha huzurluydum, ne yalan söyleyeyim. insanların, ağızlarından salyalar saça saça, cehaletlerinin en son kuvvetini de sergileyerek ortaya attıkları fikirleri görmezden gelebiliyordum, bana dert olmuyordu. ne zaman ki islâm’a tekrar inanmaya başladım, bu cahiller karşısında tahammül edemez oldum. huzur aramak isteyen başka kapıya gitsin, islâm ile huzur 21. yüzyılda yan yana gelemez. zulmün, cehaletin, umursamazlığın, ahlâksızlığın bu kadar revaçta olduğu bir dönemde, gerçekten inanmış bir insan nasıl huzurlu olabilir? açlıktan inim inim inleyen birisinin sesini duymasına rağmen huzur içinde uykusuna dalabilen birisi, müslüman değildir, olamaz. ister ateist olsun ister müslüman, haksız yere cezaya çarptırılarak yıllarını parmaklıkların arkasında geçiren veya hak etmesine rağmen hak ettiği herhangi bir şey kendisine verilmeyen insanların adalet çığlıklarını işitip de huzurla dolabilen insan, hiç kusura bakmayın, müslüman değildir.

    ben inanmadan evvel islâm’ı objektif olarak değerlendirebilme şansına eriştim. o çok kafa karıştıran ahzab, tahrim, tevbe, nisa, maide âyetleriyle de karşılaştım. ne yalan söyleyeyim, her ne kadar kendime objektif desem de kur’an’da açık bulmayı arzuladım. bunun sebebi, doğru olduğunu bildiğim ve fakat yüklenmek istemediğim sorumluluklardı. zâlime karşı mücadele etmek mesela, kesinlikle doğru olduğuna inandığım bir şey. ama kendimi mücadele konusunda güçlü hissetmediğim ve bir de emek harcamaktan imtina ettiğim için, canımı dişime takarak çabalamak istemedim. islâm’a inanan birisinin zulümle mücadele etmemesi gibi bir seçeneği yoktur, içi boşaltılan ve fakat tüm inananlara farz kılınmış “allah yolunda cihad” kavramı aslında bunu ifade eder. vahhabi ve cahil ateistleri bir kenara bırakırsak, herkes kur’an’da saldırı savaşlarına izin verilmediğini, yalnızca savunma savaşlarının farz kılındığını bilir. demek ki cihad, zâlime karşı allah yolunda mücadeledir; bu mücadele yeri geldiğinde silahla yeri geldiğinde kalemle yapılır. cihad bu sebeple fedakârlık gerektiren bir eylemdir, zamanından, malından, mülkünden ve yeri geldiğinde hayatından. inanan birisi, allah’a karşı bunu taahhüd eder; hâlbuki çoğu insan bunun farkında bile değil, ben ise panteist hâlimle bunu fark etmiştim. ancak, tüm o tartışmalı âyetlerin, gerek araştırarak gerekse de düşünerek ikna edici ve hattâ gerekli olduğuna kanaat getirdim. mesela bir örnek:

    bakara, 2/6-7 âyetlerini tarafsız gözle okuyan birisi ciddi anlamda şüpheye düşer. çünkü ilgili âyetler, kâfirlerin inanmamalarını, allah’ın onların kalbine mühür vurmasıyla açıklıyor. demek ki insanın inanması veya inanmaması, allah’ın takdirinde olan bir şeydir. hâl böyle iken, inanmasına izin vermediği bir insanı sırf inanmadığı için cezalandıran bir tanrı nasıl olur da kendisinden âdil diye bahsedebilir? tarafsız gözle ilgili âyetleri okuduğunda bu soruyu sormayan insanın düşünme yeteneğinden şüphe ederim. kur’an öyle sorgulamadan, üzerinde uzun uzun düşünmeden inanılabilecek bir kitap değildir, bunu tüm müslüman benliğimle söylüyorum.

    işte cihad, yeri geldiğinde bu tip sorulara yanıt vermektir. öyle “vay sen bunu nasıl dersin pis kâfir, geber” demek islâmî bir tavır değildir. âl-i imrân, 3/100 vd. âyetler, müslümanlara tebliğ vazifesini farz kılmıştır; ama tüm müslümanlara değil, “nitelikli müslümanlara”. nitelikli müslüman kimdir? buyurun, âyet: bilenle bilmeyen bir olur mu? işte üzerine tebliğin farz olarak yazıldığı müslüman, bilen müslümanlardır. bu sebeple bilmeyen müslümanın, kur’an’a yöneltilen bir eleştiriyle karşı karşıya geldiğinde susup bir kenara çekilmesi gerekir; yukarıdaki gibi bir tepkide bulunursa kur’an’ın yığınla âyetini çiğner (kâfirun sûresinin tamamını, “dinde zorlama yoktur.” hükmünü, “kötülüğe güzellikle karşılık ver.” emrini vs). her neyse, konuyu daha fazla dağıtmayalım. mühür mevzusunun aslı astarı şudur: kul kötülük yaparsa, allah da o kötülüğü yapmasına izin verir. mühür vurma işini allah yapar, doğru; ancak kalbine mührün vurulmasını isteyen kişi kulun kendisidir. allah’ın mühür vurması deyiminin mecaz olduğu kabak gibi bellidir, bu mecazdan kasıt da allah’ın, kulun kötü eylemleri yapma iradesine ve arzusuna izin vermektir[daha detaylı cevap için (bkz: bakara suresi 7. ayet/@nihayet be) ayrıca, diğer âyetler hakkında da yazdığım diğer entrylere de bakabilirsiniz].

    işte kafamdaki soru işaretlerini bir bir giderince, islâm’a inanmaktan başka bir çarem kalmadı. inandıktan sonra da tüm huzurumu kaybettim, allah’ın bana yüklediği tüm sorumlulukları yerine getirme mücadelesine giriştim. bakın ben muhafazakâr bir aileden gelmiyorum, babam kemalist abim ise ne idüğü belirsiz. bir tek annem namazında niyazında, ama o da “ne hâlin varsa gör, allah karşısında sen hesap vereceksin.” düşüncesine sahip. bunu şu sebeple söylüyorum: islâm’ı sorgularken kimsenin etkisi altında kalmadım, öyle köktendinci bir insan da değilim, camiye adımımı atmam, herhangi bir insanı da hocam olarak görmem. bunların bana getirisi ise şu oldu: allah’ın sözlerini gerçekten anladığımı düşünüyorum, birilerinin araya karışarak düşüncelerini “islâm” diye yutturmalarından zerre kadar etkilenmedim. bu çok önemli, gerçekten çok çok önemli.

    peki neden? çünkü mesela kur’an’a göre politikacıların yolsuzluklarıyla, devlet memurların rüşvet yemeleriyle karşılaşan bir müslüman “helal be!” diyemez (bakara, 2/188). ama tarikat liderlerine, imamlara, ciğeri beş para etmez âlim(!) bozuntularına akıllarını ve iradelerini teslim etmiş insan “helal olsun!” da der, hattâ gidip o politikacılara ve memurlara sahip de çıkar, onları fiilen de destekler. mesela kur’an’a göre bir kimsenin cennete girebilmesi gerçekten çok zordur, kişi imanını amelleriyle ispat etmek mecburiyetindedir, dolayısıyla amel ile imanı ayırabilmek mümkün değildir (bakara, 2/214). ama kur’an’dan ziyade hadis, ilmihal, akaid kitaplarına veya çakma âlimlerin/hocaların sözlerine değer veren kişiler ise “inanmak yeterli, ‘lâ ilâhe illallah’ diyene cehennem haram kalınmıştır bir kere, hem her müslüman geçici olarak cehenneme girecek, sonra peygamber gelip şefaat edecek, bütün müslümanlar cennete girecek bir kere tamam mı?” demektedirler. bu motivasyonla da kul hakkı yerler, her türlü pisliğe karışırlar, güce sahip olduklarında güçsüzleri patır patır ezerler, tüm bu bokları yedikten sonra da “hamdolsun!” çekerler; allah’ı yaşamlarına zahmet buyurup günde beş vakit şöyle bir davet ederler, sonra yine aynı bokları yemeye devam ederler. bunları izleyen zavallı ateist/deist/agnostik de islâm’ın gerçekten böyle olduğunu zanneder, kur’an’ı okumadan veya önyargılarını kırarak şöyle bir üzerinden geçerek islâm’ı reddeder. bu müslümanlar hem kendilerini hem de diğer insanları yakacak (hem gerçek hem de mecaz anlamıyla, hehe) ama iş işten çoktan geçmiş olacak.

    haşevîler veya cahil ateistler gelip elbette küfredecekler bana bunları duydukları için. ötekiler “sıs len hadis inkârcısı” diyecek, berikiler ise “bir kerem kur’an’da kadına hitap yok, hem evrimle de çelişiyor, dağlar filan sabitmiş, evlatlığının eşiyle evlenmiş, kadınları dövün diyor, ehe” diyerek kendi çaplarınca islâm’ı çürütecekler. iki tarafın da ortak paydası düşündüklerini ve bildiklerini sanmaları; ama hiçbirinin düşünmemeleri, bilmemeleri. yapacak bir şey yok, öteklerin “gelenek!” diye diye, berikilerin ise “modernizm!” diye diye beyinleri yanmış. işte allah kalbe böyle mühür vuruyor, her iki taraf o kadar bağnazlaşmış ki lâf anlatabilmek mümkün değil...

    neyse. aklıselim insanları, dinlerini ayırt etmeden tenzih ederim. insanlıktan nasibini alıp da anlamaya çabalayan tüm insanlara yardımcı olabilirim. diğerlerine gelince, boşuna küfürlü mesaj atmayın, irin dolu mesajlarınızı görmezden geliyorum.