şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • islam ülkelerinde son yüzyılda gerçekleşen savaşlardan dolayı geri kaldığı savlanan din. hatırladığım kadarıyla 2. dünya savaşı diye anılan bir savaş vardı avrupa ülkelerinin ve japonya'nın anasını ağlatan. ve yine hatırladığım kadarıyla bu savaşın yerle bir ettiği ülkeler arasında örneğin bir almanya, bir rusya, kısmen bir fransa vardı ki bu adamlar 50 yıldan kısa sürede toparlanıp dünya gücü oldular. hatta almanya neredeyse sıfırdan tekrar kuruldu. bu ülkeler savaşlar yüzünden geri kalmamiş da ortadoğu/asya'daki islam ülkeleri savaşlardan dolayı geri kalmışmış. yersen.

    ek olarak; dünyada teknolojinin gelişmesine en büyük katkıyı (ne yazık ki) savaşlar yapar. pek çok teknolojik devrim savaşlar sayesinde olmuştur, ama önce o teknolojiyi geliştirecek altyapı ve kapasite gerekiyor. dar kafalıların yapabileceği iş değil yani.
  • çok değişik bir dindir. araplar kendi dilinde okuyup recm, dinden çıkanı öldürme, şeriat gibi olayları savunurken, buradan çıkanlar ise ''ama o öyle değil'' diye ağlıyorlar. olum adam kendi dilinde kuran'ı okuyabiliyor. yarak kürek ne konuşuyon daha. keşke tanrı gerçekten olsa da islam'ı sempatik göstermeye çalışanlara karşı bir sure indirse. '' biz ki kuran'ı evrensel bir şekilde yazdık. bunu kendi keyiflerine göre yorumlayıp değiştirmeye çalışanlar cehennemde cayır cayır yanacaklardır. bazı insanlar kuran'ı indiği zamana göre yorumlayın demektedir. işte onlar bizden değildir.''
    adam kuran'ın allah'ın sözü olduğuna deli gibi inanıyor ama milleti ikna etmek için de onları değiştirmeye çalışıyor. akıl fikir.
  • eğlenceli tavırlara karşı sert duruşu olan, sululuğu sevmeyen anlayış.

    şimdi ben camiiye gidip peçeteye "fatiha" yazıp hocaya göndersem,
    hoca da dönüp baktığında 'okursanız çok seviniriz' desem falan. bu din böyle şakaları esprileri kaldıramaz mı? kaldıramaz.
    niye? bilmiyorum. hiç eğlenceli değiller. aksine "sen dalga mı geçiyon lan yarraam" deyip, kafamı bile kesebilmeleri mümkündür.
    oysa ben sadece gülmek isterdim o an.

    bu kadar katı olmanın, kurallar içinde sıkışıp kalmanın, onu yapamam bunu edemem diye kıvranıp durmanın anlamı nedir? inancın, seni mutlu etmesi gerekirken, neden bu sinir, bu gerilim, bu hırs?

    dünyayı dolandım ben. ulkeler gordum. binlerce insan, onlarca din tanıdım. taş'a, biberon'a, heykel ve bir ağaca tapanlar gördüm.
    mesela geçen ay hindistan'da idim. adamlar ne güzel yaşıyor inançlarını anlatamam. öküze tapmaları beni ilgilendirmiyor. katıldım aralarına. hep beraber yemek yaptık, herkese dağıttık, kendimiz yedik ve bulaşıkları kendimiz yıkadık. mükemmel bir gündü o benim için. orada her yerde öküzler var. ciddi anlamda her yerde varlar. her şey bittikten sonra kendi aramızda şakalaşırken öküzün yanına gidip "yaklaşmayın keserim" dedim elimi boğazına koyarak. gülüştük eğlendik. bu, onların dinî bir etkinlikleriydi oysa ve o öküz kutsaldı.

    düşünsenize bunu bir yabancının yaptığını bize. pilavlı'ya gidip kuran'ı alarak "yaklaşmayın yakarım" diyerek gülüşmek istediğini.
    abovvv...

    o adamı yakarlar.
    yıkarlar demiyorum bak, yakarlar.
  • başı sonu belli olmayan evrende bu kadar sıkıntı konu varken cimayla , yenilebilecek hayvanlarla , kumla abdest almayla ilgili hükümler içeren evrensel din.
  • eğer islamla bir derdiniz yoksa onun şu temel doktrinleriyle de bir sıkıntınız yok demektir: hırsızın uzuvlarının kesilmesi, kırbaç cezası, kadın sünneti, intihar bombacıları, kafa kesme eylemleri, namus cinayetleri, ifade özgürlüğünün baskı altına alınması, parlamenter sistemin yerini şeriat yönetiminin alması, müzik ve alkolün tamamen yasaklanması, kadınların zorla tesettüre sokulmaları, çok eşlilik, kadına yönelik meşru şiddet, tecavüz kurbanlarının öldürülmesi, yahudi ve hristiyanlara yapılan baskı, çocuk gelinler, hür fikir ve sorgulamanın baskılanması, islamı terk edenlerin öldürülmesi, kuranın emirlerini sorgulayanların öldürülmesi, diğer dinlere karşı kesin tahammülsüzlük, halka açık idamlar, müslüman olmayanlardan zorla vergi alınması ve daha modern dünyada yeri olmayan yüzlerce kural.

    bunlar dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan müslüman kültürlerin kendine özgü ve islamla direk alakası olmayan uygulamaları şeklinde bir savunma yapılabilir bu konuda; yapılabilecek tek mantıklı savunma budur ama yeterince tutarlı değildir, şöyle ki; coğrafya veya kültür fark etmeksizin bir toplumda müslümanların oranı ne kadar artarsa yapısal şiddet ve gericilik eğilimi o derece artar:

    bu oranın %2'nin altında kaldığı toplumlarda müslümanlar barışçıl azınlıklar olarak kendilerini gösterirler ve zaman zaman ortaya çıkan bireysel şiddet eylemleri dışında, topluma tehdit oluşturacak kadar güçleri yoktur. bu olgunun kendini gösterdiği ülkeler olarak:

    abd: %0.6(müslüman sokak ve hapishane çeteleri dışında ılımlı topluluklar)
    avustralya: %1.5(yukarıdakiyle aynı)
    kanada: %1.9(yukarıdakiyle aynı)
    çin: %1.8(devlet korkusundan hareket edemeyen aşırıcılar, sincan'da istisnai bir durum)
    italya: %1.5(suç dünyasının içindeki azımsanmayacak müslüman yoğunluğu)
    norveç: %1.8(yüksek refah yüzünden yerleşemeyen köktenci hareketler)

    gösterilebilir.

    oran %2-%5 arasına çıktığında ise propaganda ve "islama kazandırma" eylemleri hız kazanır. bu eylemler, doğal olarak o toplumdaki diğer azınlıklara ait yoksul ve eğitimsiz bireyler üzerinde yoğunlaşır:

    danimarka: %2(görece şiddet içermeyen gösteriler, yüksek devşirme oranı)
    almanya: %3.7(yukarıdakiyle aynı)
    ingiltere: %2.7(yukarıdakiyle aynı, helal gıda ve gettolar konusunda istisnalar)
    ispanya: %4(birinciyle aynı)

    gibi ülkeler bunun açık örnekleridir.

    oranı daha da yükseltir ve %5'in üzerine çıkarırsak; bu da "azınlık hakları"nın siyasi veya eylemsel düzeyde açıkça talep edilmeye ve bu "haklar" için çoğunluğun üzerinde baskı kurulmaya başlandığı noktadır.
    bilindiği üzere "helal" et ve kamusal alanda dini sembollerin taşınabilmesi gibi "haklar" için yapılan islami baskının en şiddetli hissedildiği yerler:

    fransa: %8(geniş toplumsal ayrıcalık istekleri, organize şiddet, gettolar)
    filipinler: %5(silahlı terör faaliyetleri)
    isveç: %5(toplumda kökleşme, yüksek devşirme oranı)
    isviçre: %4.3(toplumsal ayrıcalık istekleri)
    hollanda: %5.5(çok yüksek devşirme oranı, bireysel şiddet olayları)

    gibi, zaman zaman organize islami şiddetinde etkisini gösterebildiği ülkelerdir. bu seviyelerde; fransa örneğindeki gibi islami toplulukların kendi kendilerini yönettiği otonom gettolar veya filipinlerdeki gibi islami terör örgütlerinin ortaya çıkması uç ama beklenebilir olaylardır.

    %10 oranı aşıldığında ise işler daha da karışır; müslüman topluluklar artık hoşlarına gitmeyen durumlarda organize bir şiddet ortaya koyabilecek kadar güçlenmişlerdir(bu şiddet toplumsal olaylar veya düşük yoğunluklu terör faaliyetleri biçiminde ortaya çıkar) ve topluma verdikleri zarar gözle görülür seviyededir; paristeki araç kundaklamaları, hollanda'da öldürülen sanatçılar veya danimarka'daki karikatür eylemleri buna güzel örneklerdir. bu noktaya gelen veya gelmek üzere olan yerler ise şu şekilde sıralanabilir:

    hindistan: %13.4(toplumsal gerilim ve zaman zaman patlayan şiddet, gettolaşma)
    israil: %16.4(toplumsal gerilim ve organize terör faaliyetleri)
    kenya: %10(organize terör)
    rusya:%15(organize terör)

    %20'den yüksek oranda bir müslüman nüfusu barındıran ülkeler ise, en küçük olayda ateşlenen sokak isyanları, tehlikeli islami milis organizasyonları, gayrımüslimlere yönelik rastgele öldürme, yaralama ve kundaklama eylemlerine hazır olmalıdır:

    etiyopya: %33(toplumsal gerilim ve organize terör)

    %40'lardan sonra ise yukarıda bahsi geçen eylemler geniş çaplı katliam ve yağmaya, sonu gelmeyen milis çatışmalarına ve kronik terör saldırılarına evrilir, misal:

    bosna: %40(iç savaş, toplumsal gerilim ki devam etmesini engelleyen tek şey avrupanın göbeğinde olması)
    çad: %53.1(organize terör, iktidar mücadelesi)
    lübnan: %59.7(iç savaş, bitmeyen toplumsal gerilim ve gettolaşma)

    %60, artık azınlıkların müslüman çoğunluğun baskısına dayanamadığı ve müslüman çoğunluğun sayılarından aldıkları cesaretle geniş çaplı baskı(sadece gayrımüslimlere değil; köktenci fikirleri reddeden müslümanları da içine alacak şekilde), etnik ve dini temizlikler(soykırım), şeriat kanunlarının otoriteye karşı gelenler üzerinde silah olarak kullanılması, cizye gibi uygulamalara başladığı noktadır:

    arnavutluk: %70(istisna, komünist geçmişe sahip bir avrupa ülkesi ancak özellikle slav kökenli dini azınlıklara karşı baskı ve devlet eliyle beslenen islami terör örgütleri gözle görülür derecede güçlü)
    malezya: %61(kısmi şeriat yönetimi)
    katar: %77.5(mezhepsel gerilim ve azınlıklara orantısız şiddet)
    sudan: %70(soykırım, iç savaş)

    toplumların medeni dünyadan koptukları nokta ise %80 seviyeleridir. bu noktadan sonra azınlık kalan gayrımüslimlere karşı sindirme, kaçırma veya devşirme hareketleri, devlet eliyle yürütülen etnik ve dini temizlikler artık günlük hayatın bir parçasıdır:

    bangladeş: %83(toplumsal gerginlik, hindistan yüzünden açığa çıkamayan fiili şiddet)
    mısır: %90(siyasal ve kültürel baskı, asimilasyon çabası)
    gazze: %99(sert siyasal islam, cihad kültleri)
    endonezya: %85(şeriat eğilimli toplumsal ve siyasal kurumlar, kültürel kıyım)
    iran: %98(...)
    ırak: %97(mezhep savaşları)
    ürdün: %92(kralın demir yumruğu sayesinde açığa çıkamayan toplumsal nefret)
    fas: %98(düşük yoğunluklu terör, siyasal ve toplumsal baskı)
    pakistan: %97(sert siyasal islam, kurtarılmış bölgeler, iktidar mücadelesi)
    tacikistan: %90(toplumsal baskı)
    bae: %96(kültürel ve siyasal baskı)

    gibi ülkelerde çoğu zaman bizzat siyasal iktidar, çeşitli nedenlerle gayrımüslimleri ülkeden sürülme ve inancını baskı altında yarım yamalak yaşamak arasında bir tercih yapmaya zorlar, amaç tabiki %100 müslüman bir ütopyaya ulaşmaktır ki:

    afganistan, somali, yemen ve suudi arabistan gibi bir gayrımüslimin(hatta sünni olmayan birinin) inancını açık etmesinin bile çok zor olduğu islami barış toplumlarının hali ortadadır.
    evrensel cihad hareketi herkesin müslüman olmasıyla son bulsa bile, islam doktrininin özündeki şiddet eğilimi mezhep, toplumsal sınıf, siyasi görüş gibi patlayacak bir noktayı illaki bulur.
  • inanılmaz bir din.
  • al işte yine aynı, "islamcının kötücüllüğü islam'a maledilemez savunması" burada da, "badem bıyıklıların şerefsizlikleri yüzünden güzelim dine sövmeyin." şeklinde tezahür etmiş. bunun bir türevi de işte bu, "bunu yapanlar müslüman değil." bir de, "bu islam'ın yanlış anlaşılması-yorumlanmasıdır." savları. "iki temmuz"larda karşımıza çıkar. "biz de sizin kadar üzgünüz ama bunu yapanlar müslüman olamaz." gibi. "onlar müslüman değil.", "onlar islam'ı anlamamış." gibi. de kusursuz varlık tarafından tasarlanmış kusursuz inanış olduğu iddiasında bulunduğunuz bir dinin erdemlerinden birinin yanlış anlaşılmaya-yorumlanmaya eğilimli olmamak olmasını beklediğim için suçlanabilir miyim? yani bu, "biz kusursuz işletim sistemini ürettik ama yüklü olduğu bilgisayarların yarısı çöktü." ya da "biz mükemmel grip aşısını geliştirdik ama konakçıların yüzde doksan beşini öldürdü." demek gibi bir şey. sizin kafalarınızdaki verimlilik tasarısı nedir, bilmiyorum. ama bizim memlekette biz o yazılıma beta-testi yapılmamış diyor ve onu donanımlarımıza yüklemiyoruz, o aşıya da bozuk diyor ve onu farelerde bile denemiyoruz. beyler ve hanımlar, bir dinin başarımının kıstası, müminlerinin eylemleri değilse nedir?

    düzeltim: cinsiyetçi bug onarıldı.
  • zebur'un ardından gelen tevrat ve onun arkasından gönderilen incil gibi diğerlerini büyük ölçüde tekrar etmeyen bir kitabın sunduğu yaşama biçimi.
    davud'un ümmetinin düştüğü yanlışları musa'nın ufak değişikliklerle yoluna koyması ve musa'nın açığını ufak değişikliklerle isa'nın yoluna koymasının ardından ortaya çıkmış bir dindir.
    kendisinden önceki dinler çok rahat yayılırken, islam, kendisinden öncekilerin deforme olmuş haline kökten müdahale eden muhalif bir din olmuştur.
    "what is the matrix?" nidalarıyla ortama dalmış ve "hiçbiriniz yoksunuz! ne bu musevilik ne bu hıristiyanlık, ne bu putperestlik!" diyerek toptan reddetmiştir.
    kutsal sayılan şarabı haram kılmaya kadar vardırmıştır işi. hal böyle olunca yayılması da çok kolay olmamıştır.
    tuvalette hangi elinizi kullanacağınızdan, karınızla hangi pozisyonda ilişkiye gireceğinize kadar hayatın her alanına, insana dair herşeye müdahale eden ve bu nedenle insanlara zor gelen bir din olmuştur.
    herşeyde pazarlığa alışmış olan insanlar için zordur elbette.
    allah'la pazarlık yapılamayacağı gerçeği kabullenilemez bir türlü.
    beğensenizde beğenmeseniz de din bu!
    6666 ayeti olan ve bir tanesinin bile istismar edilmesine yanaşmayan, kendi içinde tutarlı bir inanç sistemi.
    eski ahitten bozup yeni ahit haline gelmeyen onları dahi düzenleyen bir sistem.
    insanın içinde varolan kısasa kısas esasına dayanan bir mantık bütünü.
    durduk yerde insanların kafasını koparan, kollarını kesen, taşlayarak öldüren barbar bir inanış olduğu iddia edilse de bu cezaları hak etmek için çok büyük çabalar harcanmasını zorunlu kılan, ancak günümüzde uygulanmayan sistem.
    arabistan'a, iran'a bakıp islamı yorumlayanların kendisinden bihaber oldukları ahlak bütünü.
    iğrenç, öcü diyerek işin içinden sıyrılabileceklerini düşünenlere meydan okuyabilen bir din.
    "kuranı kerimi beğenmeyenler daha güzelini yazsın, ona inanalım! ama yazamayacaklar!" sözleriyle ayar verebilen bir yaratıcının sunduğu bir çeşit yaşamı kullanma klavuzu.
    "klavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz" diyenlere "senin dinin sana, benim dinim bana" şeklinde cevabını zamanında vermiş olan inanış biçimi.
    kul yapısı da olsa, ilahi de olsa saygı duymayı gerektiren ve diğerlerine de saygı duyulmasını tembihleyen saygıdeğer inanış.
    adını hatırlayamadığım bir internet sitesinde sorulan* kutsal değerlere hakaret prim yapar mı? diye sorup islamı aşağılamaya çalışan yazılar yazmanın, hürriyet gazetesinin satanizm yazılarından ne farkı kalır, diyerekten huzurlarınızdan ayrılıyorum. (çağrı soundtracki fade on)
  • katolikler jesuitiyle, dominicaniyla, franciscaniyla filan yuzyillarca didinip allahin inkasini, mayasini, afrikalisini, japonunu hristiyan yapmissa, bizimkiler de gaza gelip deneyeceklerdir. denerken de "zaten her topluma peygamber gonderilmisti de bizim disimizdaki herkes unutmus, yani bizim yaptigimiz asimilasyon filan degil size gecmisinizi, ozunuzu hatirlatmak" mantiginin gonul rahatligini yasayacaklardir.

    sonucta, zamane pagan romasinin gunun birinde papanin evi olacagini, romadan da eski halini bildigimiz misir'in simdiki 80 milyon kisinin bir nehir boyunca debelendigi bir islam ulkesi olacagini da kimse tahmin etmiyordu. gecmisin absurdu, gunumuzun normudur. zaman-otesi absurdlukse, bu degisimin dinlerin ozunden filan kaynaklandigini, ne bileyim hak dini oldugu icin malezyalilarin ikna olup musluman oldugunu, isanin gunahlarimiz ugruna olmesinin cok ikna edici bir arguman olmasi uzerine yagmur ormanlari ulkesi brezilyada dana gibi bir cristo redentor heykeli oldugunu sanmak olsa gerek.

    aborjinleri sahura kaldirabilmek icin samanyolu tvlerinde allahin hikmeti cicek acma sahnelerini gostermek yetmez, zamaninda gemi yapip acilmasini ogrenecektik.
  • sayesinde neredeyse 1930'dan 1980'e kadar ciddi savaş görmemiş afganistan'ın aynı dönemdeki avrupa ülkelerinden daha gelişmiş olduğunu anladığımız din.

    sayesinde 1. dünya savaşı'ndan sonra toprakları neredeyse savaş görmemiş suudi arabistan'ın yine dönem avrupası'ndan daha gelişmiş olduğunu anladığımız din.