şükela:  tümü | bugün soru sor
  • islamın doğuşuyla başlar osmanlıyı da içine alarak genişler
  • her tarih gibi bu tarihinde muzafferler tarafından yazıldığını düşündüğümüzde pek de güvenilmemesi gereken tarihtir. işgal-fetih arasındaki ince çizgiyi hatırlatmıştır bana bu islam tarihi okumalarım. ben yapınca fetih , başkası yapınca tu kaka.
  • mustafa asım köksal hocamızın yazdığı 18 ciltlik şaheser.
  • hayati ülkü tarafından yazılmış, çile yayınevi tarafından çıkarılmış kalınca bir kitaptır.

    ben ta çocukken bu kitap evimizin kütüphanesindeydi. 1090 sayfalık cüssesiyle bana ilginç gelirdi, daha önce hiç bu kadar kalın bir kitap görmemenin verdiği şaşkınlıkla okurdum. hey gidi günler.
  • dar ve geniş anlamda islam tarihi olarak ikiye ayrılır. dar anlamda islam tarihi hz. muhammed'in islamiyeti yaymaya başlamasıyla abbasilerin yıkılışına kadar olan kısmı kapsar. geniş anlamda islam tarihi yine islamiyeti ortaya çıkışından günümüze kadar olan kısmı kapsar.
  • islamin ciktigi yuzyili anlatan tarihin kuran-i kerim ve kütüb-i sitte disinda 4 ana kaynak kitabi mevcuttur.

    camilerde, cemaatlerde, tarikatlarda sagda solda haci emmilerin anlattigi hersey aslinda bu 4 kitapta yazilmis kissalar ve tarihi olaylardan ibarettir. genelde ashab-i kiram, tabiin, tabe-i tabiinvs. seklinde giden zincirin yani peygamberi gorenler, peygamberi gorenleri gorenler ve peygamberi gorenleri gormusleri gorenler seklinde giden zincirin genelde birbirine sozlu olarak aktardigi bilgiler isiginda yazilmistir bu kitaplar.

    taberi tarihi
    bunlardan en onemlisi 900 lu yillarin basinda turkce taberi tarihi denen ve ebu cafer taberi (bkz: taberi) isimli alim tarafindan yazilmis kitaptir. peygamberin vefaatindan yaklasik 270 yil sonra falan yani. kendisi tabe-i tabiin i bile gorememistir. zaten kitabinin basinda burada yazdiklarimin hepsini birilerinden dinledim ya da okudum der ve dinledigi, okudugu kisilerin isimlerini de verir kaynak olarak. bu kitabin ozelligi digerlerinin aksine sadece islam degil de ortadogu ve arap cografyasindaki diger medeniyetlerin tarihini de anlatmaya calismis olmasidir.
    kitabin konu basliklari ve icerik ozeti icin:
    http://wikiislam.net/wiki/the_history_of_al-tabari

    kitabu’l-meğâzî ve siretü’n-nebeviyye

    megazi detayli bir peygamberin hayati ve savaslari kitabidir. yazari ibn ishaktir. ancak yazdigi kitabin icerigi bugun elimize "siretun nebeviyye" ismiyle ulasmistir. bu da talebesi olan ibn-i hisam tarafindan yazilmistir. ikisi ayni kitaptir yani aslinda. piyasadaki tum cemaatlerin tum siyer ve siyer-i nebi kitaplarinin ana kaynaklarindandir. hocalarin camide ebu cehil soyle olduruldu hazreti hamza boyle kuvvetliydi dedikleri falan hep bu kitapta yazar. yazari 700 lu yillarin basinda yasamis ve muhtemelen tabiin ya da tabe-i tabiin dendir. bu kitap ayni zamanda taberi'nin de kaynaklarindan biridir.
    surdan ingilizcesine ulasilabilir: http://www.faithfreedom.org/…rticles/sira/index.htm

    kitabü’t-tabakat

    diger ismi ile et-tabakâtü’l-kübrâ
    700lerin sonu 800 lerin basinda yasamis basrali alim ibn-i sad tarafindan yazilmistir. kitapta peygamberin hayatinin disinda sahabe, tabiin ve tabe-i tabiin in hayati da anlatilir. piyasadaki veliler ansiklopedisi, evliyalar ansiklopedisi, sahabeler tarihi tarzi kitaplarin ana kaynaklarindandir. ibn-i sad kendinden onceki tum kaynaklari derlemis ve yeni kaynaklarda ekleyerek oldukca detayli bir kitap ortaya cikarmistir. bugun itibariyle peygamber hayati ile ilgili en onemli ve detayli orjinal kaynak bu kitaptir. bir nushasi istanbul arkeoloji muzesinde bulunmaktadir.

    fütuhu’l-büldan

    ulkelerin fethedilmesi isimli kitap. ahmed bin yahya beladuri isimli 800lerde yasamis iranli bir tarihci tarafindan yazilmistir.

    surada ingilizce versiyonunu okuyabilirsiniz:

    http://archive.org/…amic02albauoft#page/n3/mode/2up

    tum bunlardan sonra 5. kaynak olarak da islam dunyasinda cikmis en buyuk adamlardan kabul edilen ibn-i haldun (tunus,1332-1406) ve onun mukaddime (kitab-ul iber) i var. kendisi tarih felsefesinin ve sosyolojinin babasi olarak kabul edilir.
    (bkz: http://en.wikipedia.org/…istory#pre-modern_history)

    benim sahsi dusuncem sudur: bir dine inanmak oldukca agir bir mesuliyettir. insan hayatta onca basit karari alirken bin tane sorgulama yapar ama bunyesinde bulundugu dini sorgulamak hicbir zaman aklina gelmez. eger ben benden 1400 yil once yazilmis kurallarla hayatimi sekillendireceksem bu kurallarin sahihliginden emin olmak zorundayim. cunku 1400 yil once benden 10 kat daha ilkel insanlar vardi bu gezegende. bu kurallarin onlar tarafindan degil de gercekten bir yaratici tarafindan kondugunu bilmek zorundayim. bunu anlamakta tarih bilmekle olur ancak. dinin ortaya ciktigi zaman ve ortaya ciktigi cografyayi ogrenmekle, ana kaynagindan okumakla, ortaya ciktigi cografyanin disindaki cografyalarda yazilmis tarihlerle karsilastirmalar yapmakla akil ve mantik yurutmekle olur bu. su kitaplari okumadan ben muslumanim diye ortada gezen ve saga sola din bezirganligi yapanlar komik ve yapaydirlar. din babadan ogula gecen bir olgu ise zaten inanmanin geregi yok. yok degilse de kokune kadar arastirip inanmak gerek. ne varsa okumak gerek. hem bunlari hem de islami olmayan 6. ve 10. yuzyillar arasi yazilmis o cografyanin tarihi hakkinda bilgi veren gayri muslim kaynaklari. ve evet dini kitaplar kaynaklar bilimsel verilerle de desteklenmeli ve dogrulanmalidir. dogrulanamiyorsa o inanc gercek degildir, sahtedir, uydurulmustur. mesela arkeoloji gibi, mesela karbon14 testi vb. veya diger tum testler gibi bilimsel methodlarla dinleri sorgulamaliyiz.
    ben tanri olsam bir kulumun tum bunlari arastiyor olmasiyla gurur duyardim. yarattigim beyni kullaniyor derdim icimden. demek ki bosuna yaratmamisim derdim. korukorune inananlari da cehenneme atardim.
  • avrupalı gayrimuslimlerle kurulan ilişkilere baktığımızda karşımıza çıkan asimetrinin bizi şaşırttığı tarihtir. şöyle ki, müslümanların, muadilleri büyük devletler gibi devlet yönetmeyi ve teşkilatlanmayı öğrenmelerinden itibaren avrupalılarla ticaret yaptıklarını biliyoruz. hristiyan alemi ile islam devleti arasında uzunca bir süre kurulan iki temel ilişki vardı: diploması ve ticaret.

    bu bağlamda bir ilgi çekici bir nokta haçlı seferlerinden önce iki toplum arasında ilişkilerin yüksek seviyede olmasınına rağmen, müslümanların avrupalıların yaptığı gibi daimi elçilikler açmaktan kaçınmış olmalarıdır. o kadar ki, müslümanlar, gayri müslimlerin aksine, darül harp-islam devletinin geri kalanı- topraklardaki ilk daimi büyükelçiliklerini 18 yy'da açmışlardır.

    bir diğer nokta da islam tarihi boyunca darül islam-islam devleti- içinde yaşayan pek çok gayrimüslim olmasına rağmen, bu konuda da bir simetriye rastlayamıyoruz, darül harpte yaşayan hemen hiç müslüman yok.
    (lewis, b. the muslim discovery of europe, 76)
  • islam tarihinde adı/bahsi geçen hayvanlardan bazıları:

    ~570: mahmud (ebrehe'nin ordusunun önünde yürüyen fil)
    ~622: kusva (hz. muhammed'in çağrı filminde de yer verilen devesi)
    ~630: müezza (hz. muhammed'in çok sevdiği kedisi)
    ~657: asker (aişe'nin cemel savaşındaki devesi)

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • hz. muhammed'in ölümünü takip eden 60 sene (632-692) zarfında müslümanlar arasında yaşanan ihtilaf ve çatışmaları inceleyen bir yazı dizisi için bkz.:

    (01) (632-634) bir asr-ı saadet gerçekten yaşandı mı? (27 ocak 2014)
    (02) (634-656) müslümanlar arasındaki ihtilafların derinleşmesi (8 şubat 2014)
    (03) (656-657) dün cemel, bugün cemaat (24 şubat 2014)
    (04) (657-661) fitne ve insan (4 mart 2014)
    (05) (661-680) kerbela (5 nisan 2014)
    (06) (680-683) yezid dönemi (21 nisan 2014)
    (07) (683-684) bu bir kureyş hikayesi (27 nisan 2014)
    (08) (684-685) mervan dönemi (3 mayıs 2014)
    (09) (680-685) tevvabin hareketi (7 mayıs 2014)
    (10) (685-686) kerbela'nın intikamının alınması (11 mayıs 2014)
    (11) (685-687) muhtar'ın sonu (19 mayıs 2014)
    (12) (683-698) hariciler (23 mayıs 2014)
    (13) (689-691) abdülmelik'in ırak'ı fethi (27 mayıs 2014)
    (14) (689-691) kubbetü's-sahra (31 mayıs 2014)
    (15) (691-692) emevilerin zaferi (mekke'nin ikinci fethi) (4 haziran 2014)
    (16) (683-694) kabe (8 haziran 2014)
    (17) sonuç (12 haziran 2014)

    daimi url: http://www.serdarkaya.com/…tegories.php#islam-tarih

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)

    diğer ilgili tema:
    (bkz: tarih /@derinsular)
  • insanlık tarihi neolitik çağ’da mülkiyetçi anlayışı ortaya çıkardıktan sonra bir kırılma noktası yaşamıştır. çünkü neolitik’ten önceki kooperatif hayat artık yerini emek-sermaye, özgür-köle çelişkilerinin giderek derinleştiği büyük tarihsel savaşımlara bıraktı. tarihte ilk dini yapı olarak bilinen zigguratlar da avcı-toplayıcı homo sapienslerin yerleşik hayata geçip sermaye biriktirmesi sonucu ortaya çıktı. başlangıçta biriken sermayenin muhafaza edildiği yer olarak kullanılan bu yapılar zamanla dini işlevsellik de kazanarak din ve ekonomi eksenli bir hükümranlık doğurmuştur. dinlerin tarihi de sermayenin tarihiyle başlamıştır. bilgi ve öğrenme kümülatif ilerleyip öyle gelişir. dinler de tıpkı kültürler gibi kendisinden önceki dinlerden ve çevre dinlerden etkilenerek gelişir. günümüz dinlerindeki ritüel ve inanç çeşitlerinin kökenleri pagan imgelemlere dayanmaktadır. bu nedenle dinsel/tanrısal bilgi hiçbir zaman öz ve saf değildir.

    tarihçilik bu savaşımda nerede durmalıdır? bugüne kadar durduğu yerde durmamalıdır en azından. foucault’nun belirttiği üzere “tarih, ritüeller gibi, kutsallaştırma ayinleri gibi, cenaze törenleri gibi, ayinler gibi, söylence anlatıları gibi, bir iktidar yaratıcısı, bir iktidar yoğunlaştırıcısıdır.”

    evet, tarih bir iktidar söylemidir. ya da ernst toller'ın dediği gibi, kazananların propagandasıdır. birilerinin tarihi ötekilerinin tarihi değildir. tarih savaşlarla, hükümranlarla, zaferlerle, işgallerle, fatihlerle yazıldıkça ontolojik sorunlarımız bizi birkaç bin yıl daha uğraştıracaktır –eğer gezegenimiz yok olmazsa.

    öyleyse tarihin rolü, iktidarın olduğundan başka türlü göründüğünü ve tarihçilerin yalan söylediklerini göstermek olacaktır.

    genelde dinler tarihi, özelde islâm tarihini inceleyecek olursak metafizik kavram ve inanışlar ekseninde oluşturulmuş bir siyaset ve bilgi alanı göreceğiz. iktidarın en cüretkâr olduğu yer insan bedenidir. dinler de uyruklaştırılan insanların bedenleri hakkında söz sahibi olmuş, disipline etmiş, ıslah etmiş veya cezalandırmıştır. metafiziğin beden üzerindeki yaşatma-öldürme hakkı nereden geliyordu? tanrısal bir bilgi olmadığı aşikârdı. zira tanrısal bilgi erken dönem ortaçağ ile gelişti. antik yunan toplumunda bugün tanrısal bilgi veya tanrısal disiplinler o zamanda toplumsal bilgiydi. eşcinsellik erkekler arasında serbestti fakat bilgi üreticileri filozof ve düşünürler eşcinselliğe karşıydılar. bu tanrısal bir karşı çıkış değildi. plutarkhos, hippokrates, ksenophon gibi düşünürler sağlık-bilim sorunsalında karşı çıkmaktayken, platon, aristoteles gibi düşünürlerse toplumsal yapı sorunsalında bir karşı çıkış sergilemekteydi.

    islâmiyet’i çözümlerken şarkiyatçı tuzaklara düşmemek gerekir. batı’nın doğu’yu fethedilmeyi bekleyen bir kadın olarak gördüğü bu modern emperyal düşünümler ırkçılık, savaş çığırtkanlığı, islâmofobi gibi gerici tavırlara sevk edecektir. iktisadi bir perspektif ise bizi marksizmin sığ çözümlemelerinden kurtaramayacaktır. rasyonel bilgi, bilimsel bilgi ekseninde yapılan bir çözümleme ise bizi teknokrasinin ve bilimin mekanikliğinden kurtaramayacaktır.

    sorulması gereken soru “neden” değildir, “nasıl”dır. dinler neden ortaya çıktı, neden insanlar savaştırıldı sorularının yerine, din, uyruklaştırma, disipline etme, cezalandırma-ödüllendirme işlevselliğini hangi araç ve yöntemlerle gerçekleştirmektedir sorusu sorulmalıdır.

    şüphesiz ki erken modern döneme kadar tahakkümünü sürdüren tanrısal bilgi, post-modern erklerin, kapatılmaların, ödüllendirme-cezalandırmaların, ıslah etmelerin, disipline etmelerin, kısacası beden üzerinde iktidar üretimi sağlamanın temellerini atmıştır. foucault beden üzerindeki bu iktidar üretimine biyo-politika demekteydi. tanrının ve kralın öldürülüp, boşalan tahta insanın oturtulduğu, aydınlanma evrimini tamamlamış kapitalist modernitede hapishanelerde, ıslahevlerinde hâlâ tanrısal bilginin okutulup beden üzerinde hâkimiyetin sağlandığı bir formülasyonun varlığı söz konusudur.

    şu soruyu sormak elzemdir: aydınlanma öncesi burjuvazinin düşmanı olan tanrı, aydınlanma sonrası burjuvazinin kendi tahakkümünde bir araç olarak mı kullanılmaktadır? peki, islâm bu problematiğin neresinde durmaktadır? avrupa ve amerika’da düşmanlaştırılan, ötekileştirilen, terörize edilen islâm ve muhammed, kapitalist modernitenin sosyalizmden sonra kendi faşizmine ve post-kolonyalizmine meşruiyet sağlayıcı bir aracı olarak mı işlevselleştirilmekte?

    bizler, tarihi egemenlerin yazdığı belgelerle, devasa mimari yapılarla veya salt entelektüel kaygılarla öğrendikçe birilerini ötekileştirmeye, içimizdeki faşizm olgusunu büyütmeye ve iktidarı hâlâ tanımamaya devam edeceğiz.

    constantinopolis fethedilirken, amerika keşfedilirken(!), kavimler göçerken, roma bölünürken başka bir yerde, aynı zaman içinde başka bir tarih de yaşanmaktaydı. rençberler, işçiler, göçmenler, gettolar, serseriler, zibidiler, deliler, fahişeler, cadılar, mülksüzler, köleler tarihin lanetlileriydiler, ötekileriydiler. çünkü efendinin göğe yükselmese de dikenlidir taçları.