şükela:  tümü | bugün
  • üzerindeki etikete bakılırsa babamın zamanında kdv dahil tamı tamına 7500 türk lirasına almış olduğu ve bugün hazine diye baktığım bir kitaptır bu. engin ardıç'ın tempo dergisindeki "izlenimler" köşesi seçmelerinden oluşmuş ve takvimler 1989'u gösterirken cep kitapları'ndan çıkmıştır. engin'in ("engin senin çelik çomak arkadaşın mı?" diye soran seslerinizi duyar gibi oluyorum, lakin, hem çok uzun oluyor, hem de barbara şiirinde prevert'in dediğine sığınalım: ben tüm sevdiklerime sen derim), evet, engin'in nokta dergisindeki "izlenimler" yazılarından seçtiklerinin yanısıra o derginin tekmil dedikodularını da anlatarak da babıali'de büyük çalkantılar yarattığı doğru söyleyeni dokuz köyden'in ardından yayınlanmış ikinci kitabıdır islam teksas'ta. içinde çok çeşitli konularda her biri hala büyük hazla okunan bir dizi yazı dışında engin'in aldığı hakaret ve tehdit mektuplarının fotokopileri de vardır, ki çok ilginç, çok öğreticidir nazarımda, hala.
    kitaba adını veren ve benim bu entryde daha çok üzerinde durmak istediğim ise sevgili zeytin'in de belirttiği gibi raif cilasun nam muharririn dimağlara durgunluk veren eseri "teksas'ta islamın gücü" üzerine engin'in yazdıklarıdır. elimde o yazının olmasının avantajlarından sonuna kadar faydalanarak size de bu büyük saçmalığı iletmek isterim. sözlükteki yeni tarzımın da bütünüyle başkalarından alıntı yapmak olacağını ekleyeyim. allah sizlere uzun ömür versin, yaratıcılık ve ilham muskamı yazan şeyhimi geçtiğimiz hafta içinde kaybettik, artık böyle..
    şimdi, romancı raif bey yarattığı ("yaratıklandırdığı" demek, perihan mağden'in o tabirini kullanmak da pek sakil kaçmazdı burda aslında) eserinin önsözünde şöyle buyuruyor: "1860 yılında amerika reisicümhuru abraham linkolin'in konuğu olarak teksas'ta kızılderililere komşu bir vadiye yerleştirilen bir ödemiş efesi'nin kahramanlıklarını hikaye ediyorum.. kovboyların yanında türk ve islam oluşunun meziyetleri, terbiye ve göreneklerinin gönüller dolduran ve milli hislerimizi okşayan tertemiz duygularının hristiyan amerikan halkında yarattığı aşağılık kompleksi içinde çırpınışları ve taassup kinlerinin kabaran kudurganlıklarının nasıl eritildiğini..." (engin de söylüyor: "raif'in on cümlesinden dokuzu düşük ama artık o kadar olur")
    engin'e "ulan raif, sen bizim ekmeğimizi elimizden almaya mı niyet ettin? bu ne düşgücü, bu ne yetenek, bu ne feraset bre kardeşlik?" dedirtecek romanın konusunu da direk onun kaleminden alıntılıyorum, parantez içleri de engin'e ait:
    "üç yüz on iki sayfa, bir tarla meselesi yüzünden baba yurdundan ayrılmak zorunda kalıp izmir'in bornova'sından ingiliz tacir 'jiro' marifetiyle amerika'nın teksas nam eyaletine göç eden ödemişli yunus efe'nin öyküsünü anlatıyor. efe'nin teksas'ın kıraç toprağını iman gücüyle yeşertmesi, komşu çiftliklerin sahipleri 'fırank' ve 'simit' ile çatışmaları, 'yedi bela çetesi' ile çarpışmaları, efe'nin oğlu tahir'in fırank'ın kızı eleni ile sevişmesi, kızılderili reisi titişano'nun (ne biçim isimse) efe'nin iman gücüne hayran olup müslümanlığı kabul etmesi... tahir'in aşkından ve de türk bilmemnesinin etkisiyle hak dinine geçip meryem adını alan eleni'ye namussuz çete reisi simit'in reva gördüğü mezalim..."
    sonracığıma "efe'nin amerikan cümhurreisi abraham linkolin'in yolundan yürüyüp iç savaş'ta kuzey saflarında yer alması ve bir akıncı kolu meydana getirip güney içlerine yıldırım baskınları düzenlemesi (raif iyice uçuyor). sert ama kalbi temiz, 'makul kefere' bufulobil (buffalo bill) ile efe'nin tanışması!.. laredo kasabası sokaklarında (raif sen laredo'yu da mı biliyorsun?) kanlı çarpışmalar.. kasabanın hinoğluhin papazının efe'yi hristiyanlığa daveti.. efe'nin reddi.."
    "raif'in hacıyağı kokan satırlarından birkaç örneği birlikte okuyalım" diyor engin, okuyalım neşeyle:
    sayfa 24: "efe'nin karısı için de dedikodu oluyordu. başı örtülü, uzun fistan içinde kadınlık hüviyetini, ar ve namusunu koruyan bu türk kadınına hepsi hayrandı. ona abla, anne diye seslenirlerken adeta içleri ferahlanırdı."
    sayfa 54: "türklerin silah kullanmada, ata binmede üstüne gelir millet yoktur. doğrusu dostum, amerikan kovboyları yaya kalır türklerin silah kullanışları ve hele at sürücülükleri yanında."
    sayfa 62: "yaşasın müslüman türkiye!" (kızılderili reisi söylüyor)
    sayfa 76: "türkiye'de de köle vardır. ama biz kölelerimizi insan biliriz ve insanca davranırız." (bu da efe'nin halt etmesi)
    sayfa 131: "seni evvel allah yunus efe'ye emanet ediyorum. arkamdan bana müslüman dili ile dua edilsin. hak dini islam'dır." (fırank, ölürken hidayete eriyor ve kızı eleni'ye vasiyette bulunuyor)
    sayfa 145: "şuradan çıkar bir kurtulursam yok mu ya, ilk işim islam dinine sarılmak olsun." (kasabanın hain şerifinin efe ile birlikte kodese tıktığı zenciler kendi aralarında söyleşiyorlar)
    sayfa 192: "ben güney orduları kumandanlığından halkla ilişkiler komutanıyım." (cani simit'in sözleri.. allah müstahakını versin raif..)
    sayfa 200: [ben buna çok güldüm] "kuzey, bilhassa teksas, ana baba günü gibi kaynaşıyordu." (raif pusulayı şaşırdı)
    sayfa 206: "eleni'yi bulmaklığım lazım." (oh, lakin sizin de yazmaklığınız mı lazım raif efendi? yazınız bey birader, zındık milleti roman tesmiye olunan gavur icadı ile irşad olsun)
    sayfa 217: demek sizin dininiz müsaade etmiyor ha şaraba.. keşki hristiyanlık da yasaklasa idi şu içkiyi, insanlık huzur bulurdu. müslüman dinine basbayağı gıpta eder oldum." (bunları da buffalo bill söylüyor, uyumayın!)
    sayfa 281: "sizin din çok iyi. ben de istiyor müslüman olmak." (kızılderili reisi titişano hak dinine kavuştu)
    sayfa 303: "büyük sultan'a selam benden. inşallah gelecek istanbul'a, elinden öpecek o büyük sultan'ın, böyle söyle, ve ben namaz kılacak büyük camide." (titişano döviz gelirlerimize katkıda bulunacak)
    evet, akıllara seza bir fantazi gerçekten. bu arada yukarki satırlarda kırmızı kalem niyetine görünmez bakınız kullanmam kimsede rahatsızlık uyandırmadı umarım.
    romanın finalini de atlamadan verelim aman, raif'in ağzından.. şöyle ki, efe washington'da askeri törenle karşılanıyor: "abraham linkolin onu beyaz saray'ın bahçesinde selamladı. -hoşgeldin. gazan mübarek olsun, dedi. iltifatta bulundu, elini sıktı ve boynuna dolanarak (iki puan da aldı mı acaba?) kucakladı. bu türkiye ile amerika'nın sarmaş dolaş oluşu idi adeta."
    efe'nin istanbul'a gelişi var sonra bir de, tophane rıhtımı karınca gibi kaynaşırken: "gazetelerde menkıbelerini, anlatılanları okuyan ve dinleyenler yunus efe'yi görmek için koşup gelmişlerdi. (...) askeri bandoyu mehter takımı da izliyor, zafer teraneleri herkesi coşturuyordu. bir tabur asker, silah omuzda hazırol vaziyetinde efe'yi selamlıyordu. dört atlı saray arabası onları yıldız sarayı'na götürdü. sultan abdülhamit, efe'yi saray kapısında karşıladı (yok yahu?). -tebrik ederim evladım. türk'ün yüzünü amerika'da güldürdün ve kimliğini öğrettin. linkolin'den hakkında tebrik var. bu bize yeter. türk'ün ne olduğunu asaletiyle, mertliğiyle, konukseverliğiyle, ahlak ve meziyetleriyle keferelere tanıttın. din iman nice şeymiş, hayâ, fazilet, insanlık anlamlarını onlara öğrettin. seninle daima öğüneceğim oğlum, dedi, alnından öptü ve göğsüne altın bir takdir-i şahane madalyası taktı."
    ben çok fazla yazacak şey bulamıyorum doğrusu. raif'in başka eserleri de varmış bu arada, biraz bakınınca gördüm: "haram lokma", "bitmeyen zulmet", "beklenen sabah" ve "dinmeyen gözyaşı" gibi isimlere sahip.. ve hatta "dini ve milli hislerimizin tercümanı usta yazar" yakıştırmasını yapmış bu kitapların bir kısmını basmış anadolu yayınları onun için. engin de şöyle demiş mesela: "behey sefil ardıç kuşu, bir de yazarım diye ortalıklarda dolanırsın, raif'in kuvvet-i kalemiyyesi yanında senin kalemin kaç kuruş?" katılıyorum. budur sonuç itibariyle. ben de işin kolayını buldum görüyorsunuz ki, lacrima'nın ucuz entry ekolü'nden başka enstantenelerde yeniden beraber olmak ümidiyle. ekleyeceğim şudur ki, keşke bulabilseydiniz de okuyabilseydiniz, raif'in değil ama engin'in tüm o eski kitaplarını..
  • kitabın kapağını çeviriyorsunuz, dizgicinin hidayet nuruyla daha ilk sayfada serhoş olduğunu görüyorsunuz:
    islam teksad'da
    yazıyor.

    fakat daha ork var, bufalobil var (dizel otomobilin atası), konor var...ohoo...onları da seleflerim anlatsın diye susuyorum.
  • islam'ın, zeybek oynayan yunus efe ile vardığı teksad'da, hamigo çetesinin varlığından, birleşik nizam haydut bufolobil'den, bildiği tek "gayrı müslim" rum tebası olan yazarın hayali olduğundan kelli anglo-saxon kökenlerine rağmen aslanlar gibi eleni ismine sahip olmakta bir sakınca görmemiş şerifin kızından haberiniz var mıydı? raif cilasun yazana kadar kimsenin de yoktu ama biz biliyoruz ki artık kilisede samimiyetsiz bir ortamda ork dinlemekten sıkılmış (ne dinleyecen orku*? kaka..bok..felan?) halk islamı gördü, beğendi, vahşi batı "hak dini"ni tanıdı. kah şimdi adını unuttuğum efe'nin oğlu rolündeki evliya tabiyatlı ergen yardımcı karakter ile islamın şartları hususunda ders aldı (evet bildiğiniz ders, sayfalarca din kültürü ahlak bilgisi gidiyor); kah zeybek efe'nin ters bakışı, gerdan kırışı, "nooooooooluyuuoooooooo" diyerek korkusuzca hesap soruşu ile sarsıldı da kendine geldi; yunus efe zeybekoğlu'nun karısına seslenirken içleri ferahlandı.

    çok kesin ve net bir şey var:

    kızılderili reisi titişano!
  • engin ardıç'ın bu kitapla ilgili yazılmış bir yazısını da içerien kitabının adıdır da aynı zamanda
  • (bkz: yahşi batı)