şükela:  tümü | bugün
  • izahlı osmanlı tarihi kronolojisi yazarı. atatürk ve fethi okyar'ın birlikte çıkardıkları minber adlı gazetede yazmış, sivas kongresi'nde katiplik yapmıştır.
  • irade-i milliye gazetesinin ilk baş yazısını kaleme almıştır.
  • türklük meseleleri'nin müellifi.

    "vatan meselesi" (1956) adlı makalesini şöyle bitirir: "...eğer yaşamak istiyorsak, unutmamalıyız ki vatan mefhumunun mukaddesatıyla maneviyatını yolup soymamalı, onu çırılçıplak bir kuru toprak haline getirmemeliyiz.

    vatan topraklaşınca, millet vatansızlaşır!

    türk vatanını avrupa birliğine peşkeş çekmek isteyen soysuzların maksadı budur."
  • (bkz: rabia hatun) takma adıyla toplamda 41 kıta şiir yazmıştır ve bu şiirleri 1961'de bir kitapçıkta toplamıştır. bir kısmı şu şekilde:

    bir kâsedür alev dolu gönlüm, yanâ yanâ
    men tâ senün yanunda dahî hasretem sanâ!
    yaşlar dökende söndüremez âteşîmi sû:
    sunsan elünle kanumu içsem kanâ kanâ!

    gün doğmayup da olsa cihan tâ-ebed karâ,
    âteş sönüp de bilmese âlem nedir zıyâ,
    gözler unutsa mahşer-i elvânı haşre dek:
    dîdâr-ı yârı aydın eder dil yanâ yanâ!

    olsandı sen semâ, olsandı sen havâ
    alsamdı men senî dem dem, nefes nefes!
    olsandı sen zaman, olsamdı men mekân,
    eflâki dolduran bir aşk olurdu bes!

    pâyin sadâsı gelse de sen hiç gelmesen,
    men dinlesem kıyâmete deh, vuslat istemem!
    bulsam izinle semtini, ol semte irmesem,
    aşsam zamânı hasretin encâmı gelmeden!

    bu bilgileri ve şiirin bir değerlendirmesini ise (bkz: mehmet kaplan)ın 'şiir tahlilleri 2' eserinde bulabilirsiniz.
  • esi nazan hanim (bkz: nazan danismend) olunce yazmis oldugu siirleri murat bardakcinin kosesinde henuz gordugum tarihci, sozlukcu, yazar. bir olume bu kadar uzulebilir bir insan, bir insan bu kadar isyan edebilir;

    nâzan varken kış yoktu: o zaman ne güzel havalar vardı; bütün mevsimler bahardı. ben o zaman gençtim, şimdi ihtiyarım; o zaman bütündüm, şimdi yarım.

    havaya baktım: onun teneffüs ettiği hava. suya baktım: onun içtiği su. toprağa baktım: onun bastığı toprak. ateşe baktım: onun ısındığı ateş. hava o hava, su o su, toprak o toprak, ateş o ateş ama nâzan o nâzan değil.

    nâzan'ı görenlere de acıyorum, görmeyenlere de.

    nâzan toprağın altında yalnız, ben ondan ibaret. tabii bu iki yalnızlığın birleşmesi, yahut birleştirilmesi lâzım. öldüğüm zaman beni onun mezarına gömmelerini işte onun için vasiyet ettim: bu vasiyetimi yerine getirmeyenler allah'ın, peygamberin ve melâikenin
    lânetine uğrasın!

    ben bir hilkat garibesiyim: benim hayatım toprağın altında, cismim üstünde. kendimi hem ahrette, hem dünyada hissediyorum. bugün hep bunu düşündüm: ben galiba iki cihan sâkiniyim.

    nâzan'ın ölümünden şüphe ediyorum; nâzan ölmüş olamaz, ölemez; ölüm ölür de
    nâzan ölmez: bu halvethânenin yok başka vârı. "zaman sensin, mekân sensin, hava sen" diyebilen nasıl ölür? odamdaki resimlerinin hepsi canlı; masamın üstündeki resmin koluna baktıkça nabzının attığını hisseder gibi oluyorum: hiç nâzan ölür mü? onun sıcaklığı ölümün soğukluğunu yakar.

    nâzan'ı çok göreceğim geldi: onu görmeden bilmem nasıl yaşayabiliyorum! niçin yaşadığımı da bilmiyorum. galiba onun resimleri ile yaşıyorum: hergün bu resimlerle konuşuyorum. eminim ki ruhu odamda, yanımda, karşımda, daima benimle beraber. ben ne söylesem o işitiyor sanıyorum. bazen de o bana birşeyler söylüyor gibi oluyorum.

    tabi beni en cok etkileyen su sozu, “ne kadar alçağım. nâzan 1948'de öldü, ben 1949'da hâlâ yaşıyorum."

    isin ozu su ki ismail beyin nazan hanima duydugu asktan ziyade sevdiklerimizi kaybettigimizde olusan o boslugu bana yeniden hissettirmesi ile ilgilendim . bu bazen bir anne bazen de geri gelemeyecek olan bir kardes olurken iste boyle guzel eserler de ortaya cikiveriyor.