şükela:  tümü | bugün
  • 1875-1940 yılları arasında yaşamış entelektüel. ebulula mardin'in huzur dersleri isimli eserinde hakkında bilgi bulunabilir.
    en bilinen ve ilginç yanı hafızasıymış bu osmanlı efendisinin. istanbul kütüphaneleri'ndeki tüm yazmaları hangi kütüphanede, hangi kitaplıkta ve hatta numaralarına varıncaya dek ezberinde tutarmış. örneğin bir gün mustafa kemal paşa'nın bir yazma eseri merak edeceği tutmuş. hemen istanbul'a telefonlar edilerek kitabü'l- envar isimli kitabın bulunması emri verilmiş. emri alan eleman tabiki, o sırada beyazıt kütüphanesi müdürlük makamını işgal eden, ismail saib efendi'nin kapısına varmış. elemanı dinleyen üstad, bu isimde bir kitap bulunmadığını, aranan kitabın kitabü'l-enva olabileceğini söyledikten sonra ilm-i heyet'e dair bu yazmanın elan süleymaniye kütüphanesi, şehit ali paşa kitapları arasında bulunup 298 numarada kayıtlı olduğunu bildirmiştir. * *

    not: kitabü'l envar isimli bir kitabın olmadığını duyan eleman nasıl tırsmıştır ama... paşa'ya böyle bir kitap yokmuş deme ihtimali ne büyük azaptır allahım, evlerden ırak...
  • soyadi kanunu'ndan sonra sencer soyadini almistir.
  • ismail saib efendi ile anilmasi illa ki gereken isim, elbette ki osman reser'dir ayrica.
  • --- alıntı ---
    kültür ve fikir hayatımızda saygıyla söz edilen çok değerli kimseler bayezid devlet kütüphanesi'nde müdürlük yaptılar. bunların arasında ismail saib sencer vardır ki, hafızasına, bilgisine dair anlatılanlar toplansa ciltlerce kitap olur. süheyl ünver onun için şöyle demektedir: "doğu ve batı'daki şöhretini birçok eser sahibi sağlayamamıştır." adnan adıvar ise onu şu şekilde değerlendiriyor: "o, bir kütüphane memuru değil, canlı bir bibliyografya idi... paris, berlin, londra şarkiyat okulları öğrencisi bile biraz olsun ismail saib hoca'nın öğrencisidir." ünlü şarkiyatçı ritter onu nitelendirmek için "bilimin gaipten sesleneni" anlamına gelen "ilim hatifi" demektedir.

    konferanslarında anlattıkları çok üst seviyeden konular olduğu için dinleyiciler bir elin parmaklarını geçmezmiş. bunlardan birinde arapça ve şarkiyat konularında ünlü olan oscar rescher de bulunmuş. birbirlerini tanımıyorlarmış; ama rescher, ismail saib hoca'nın ününü duymuş ve dinlemeye gelmiş. hoca bir ibareye anlam verirken rescher; "yanlış söylüyorsunuz!" diye itiraz edince, cevabı; "sus... ve dinle!" olmuş. ibarenin nerelerde, hangi anlamlarda kullanıldığını sayarken beşinci anlam olarak rescher'in itiraz ettiği noktayı söylemiş. hoca'ya hayran kalan rescher peşine takılmış, dünyanın bütün ilim mahfillerinde bulunduğunu, ismail saib bey'den başkasının kendisini tatmin etmediğini sık sık tekrar edermiş. hoca hakk'ın rahmetine kavuştuğunda da; "benim güneşim söndü. artık hayat bana karanlıktır." demiş.
    --- alıntı ---
    http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=916199
  • istanbul'un ve beyazıt devlet kütüphanesi'nin ebu hureyre'si. zîrâ bu zât kitaplara hizmet ettiği ve eşsiz hâfızasıyla devrini aydınlattığı gibi zamanın kedilerine de hâmilik yapmış; kütüphânede sayısız kediyi de ağırlar, onları elleriyle besler, gözetirmiş. ki, bu hasletleri dursun gürlek tarafından "ayaklı kütüphaneler"de çok güzel bir şekilde anlatılır.*
  • kariyerinin büyük bir kısmını 1920'lerin ortasından 1940'ların sonuna (ve sonrasında 1960'larda) kadar memlekette, istanbul üniversitesi'nde geçiren; ülkede filoloji, tarih, islam çalışmaları gibi alanların tesisi ve yeşermesinde büyük hizmetleri olan alman müsteşrik hellmut ritter, fotoğraf çektirmeyi hiç sevmediğini söylediği ismail saib efendi'nin, nam-ı diğer hoca ismail'in bir fotoğrafını çekmiş hoca mutad yazma okuma mesaisindeyken. o fotoğraf şimdi kimbilir, nerededir.

    eğer yolunuz dil tarih fakültesi kütüphanesine düşer de koleksiyonundaki yazma eserlerden birini incelerken olur ya önünüze hafif un bulanmış bir sahife gelirse bilin ki o eser hoca ismail'in fırınından çıkmış. şaka değil, gerçek. onu da ritter anlatıyor. hoca ismail'in elsine-i selaseye vukfu öyle büyükmüş ki, zamanında anasından babasından kendisine arap alfabesiyle yazılmış elyazması eser kalan ama bunun ne olduğunu çıkaramayanların tek adresi hoca ismail'miş. kendisine gelen eserleri - ki sırf kendi koleksiyonunda 13000'i yazma 28000 kitap varmış - kullanmadığı eski bir fırında muhafaza edermiş. vefatından sonra hükümet bir heyet görevlendirip kitapların bir listesini hazırlatmış, nüshaları da dil-tarih-coğrafya fakültesine göndermiş.

    uzunçarşılı'nın cilt cilt osmanlı tarihi'nin, bursalı mehmed tahir'in osmanlı müelliflerinin arkasında hep ismail saib efendi'nin olduğu söylenir. başka birçok eseri de dikte ettirdiği rivayeti dolaşır, ama o eserler nelerdir, allahu alem.

    sene daha 1953 iken, hellmut ritter gibi gününün asgari 17 saatini bilfiil yazma eser üzerinde çalışarak geçiren (ritter'in öğrencisi fuat sezgin ile bir diyaloğu vardı sanki bu mevzuda fuat sezgin'den naklen. işte bir gün sezgin'e sormuş ritter günde kaç saat çalışıyorsun diye. sezgin de 13-14 demiş. ritter ne dese beğenirsin: "bu çalışmayla alim olamazsın!" yok ebeninki ali sami) biri bile "ismail saib gibiler kalmadi hiç artık zamanımızda" derken, sene 2014'te günde bir saat çalışmayı bile başarı sayacak kıvama gelen fakirin "kalmadı yahu artık zamanımızda hiç hoca ismail gibileri" demesine götüyle gülerler.
  • türkiye'nin ilk millî kütüphanesi olan nam-ı diğer kedili kütüphane'nin (bkz: beyazıt devlet kütüphanesi) ilk hâfız-ı kütübü hoca tahsin efendi'nin ölümünden sonra göreve gelen bilgi ve belge bendesi, gönüller efendisi.

    bahsedilmiştir muhakkak -yine de hatırlatmakta yarar var- soyadı kanunu'ndan sonra sencer soyadını almıştır bu kitap aşığı.

    kıyafet devriminden sonra srıtından devetüyü renginde haydarîsini ve başından keçe külâhını çıkartmamak adına üniversitedeki arap edebiyatı müderrisliği görevinden istifa ederek kütüphaneye kapanmış ve orada maaşının büyük bir yekûnunu sarf ettiği yüz kadar kedisiyle koca ragıp paşa kütüphanesi'ne gönderilene dek çalışmış bir ulu derviştir kitaplar padişahı ismail sâib efendi.

    kendisinden sonra dârülfünûn (bkz: istanbul üniversitesi) arap edebiyatı bölümüne hoca olan alman prof. o. recher, kendisiyle tanıştıktan sonra yaşam tarzından ve ilminden o denli etkilenmiş ki, osman adını alarak müslüman olmuş.

    rahle-î tedrisinden geçen abdülbâki gölpınarlı ve prof. osman recher'in isimleri dahi ne denli büyük bir bilgin olduğunun kanıtı benim gözümde.

    1940 yılında uful eylemiş olan bu âllâme-î cihân merkezefendi'de medfundur.
  • acaba allâme-i cihân tikveşli yusuf ziyâeddîn efendi ile tanışmış mıdır merak etdiğim bilgisi, yaşayışıyla hayretleri mucîb büyük âlim.
  • nihal atsız(ki kendisini pek bir pozitivisttir ve islam'la pek uyuştuğu söylenemez) orhan şaik gökyay'a ismail saib efendi hakkında "bilgisinin derinliği bir yana öyle bir tevazusu ve alçakgönüllülüğü var ki eğer çok inanıyor olsaydım dizinin dibinden ayrılmaz,hemen yoluna* geçerdim" demiştir. yine aynı şekilde 80'li yaşlarındaki abdülbaki gölpınarlı "şimdi yaşıyor olsaydı hiç bir şey yazmaz sadece başucunda oturur ondan bir şeyler öğrenmeye çalışırdım" demiştir. büyüklüğü sadece buradan bile anlaşılabilir
  • kitaplara aşık oluşu ve kitaplarla alakalı bilgilere vukufiyetiyle meşhur ama hakkında hiç kitap yazılmamış kişidir.

    hakkında makaleler, yazılar, kitap kısımları gibi kitap olmayan her çeşit yazılı ürün olsa da bir kitap dahi yoktur. hakkında yazılmış münferit bir kitaba rastlayamadım (ya da benim hatam, varsa söyleyin).

    böyle devasa bir şahsiyetle alakalı kitabı ben yazacak değilim. öğrencileri, yakınları veya bu işe yetkin bir başkası artık bir kitap yazmalı. böylece sahadaki bu eksiklik de artık kapanmalı.