şükela:  tümü | bugün
  • kendilerini aşırı derece ezoterik konulara ve gizemciliğe* kaptırmış, sapkın akım.
  • şiiliğin değişik oldukça değişik bir türevidir. diğer tüm şiiler gibi halifeliğin hz.muhammed'ten sonra damadı ali’nin hakkı olduğuna inanırlar. ali’ nin torunu zeynelabidin’ in soyundan gelen cafer sadık’ın oğlu ismail’ in imamlığını kabul eden batınilerin örgütü olarak da tanımlanabilecek olan ekol, müslümanlığın ortodoks sünni sistemini kabul etmeyen farklı inanç ve ideolojilerin müslümanlık çatısı altında kendi inançlarını sürdürme çabalarının ifadesidir.

    nitekim, ismaili öğreti, kadim babil ekolüne ve pisagoryen öğretilere dayalı saabi inançlarının, maniciliğin, neo platonculuğun, hermetizm dahil omak üzere ezoterik tüm inançaları kendi içerisinde barındırmaktadır. haşhaşiler ile diretk olarak bağlantısı olmasada birçok batini örgüt ve kişinin birbirlerine destek verdiği de bilinmektedir.
  • hz. ali'nin kerbela katliamindan sag kalan tek torunu zeynelabidin'in soyundan gelen imam cafer sadik 'in oglu imam ismail'in kurdugu teskilata ismaili sufiler deniyordu. yedi dereceli torenleri vardi. beyaz tunik ve kirmizi kusak takarlardi. bu tarikatin tapinak sovalyelerini cok etkilediği ve onlara en son seyhul cebel derecesinin verildigi soylenir.
  • fatimi devleti'nin resmi mezhebidir.

    prof. dr. bernard lewis'in unlu oryantalist h.a.r. gibb danismanliginda hazirlamis oldugu doktora tezi, the origins of ismailism adini tasir.
    aradan altmis kusur sene gecmesine ragmen konuyla ilgili yapilmis calismalarin en basinda gelir bu tez. 1940 senesinde de "the origins of ismailism: the historical backround of the fatimid chaliphate" adi altinda cambridge university press tarafindan yayimlanmistir.
  • (bkz: hashassiyun)
  • (bkz: nizarilik)
  • batıya ezoterik öğretiyi ihraç eden mezheptir.

    bundan ayrı olarak, şeriatin (emin olmamakla beraber tarikatın da) artık zamanının geçtiğini, artık insanların bunlara ihtiyacı olmadığını, allah ile iletişime geçmek için namaz kılmaya gerek kalmadığını dile getiren mezheptir.

    amin malouf'un kaleme aldığı semerkant kitabında, kısmen kurgusal(ama gerçeklere dayanan) metninde(malouf bunları cüveyni'den aktardığını belirtir), hasan sabbah'ın üçüncü kuşak veliahtının ağzından şu sözler çıkar;

    "dünyada oturan herkese sesleniyorum: cinler, insanlar ve melekler! çağdaş imam'ınız sizi kutsuyor, geçmiş ve gelecek bütün günahlarınızı affediyor. şeriat'ı kaldırdığını ilan ediyor, çünkü diriliş vaktidir(arapça: kıyamet). tanrı sizi şeriat ile zora koştu, cenneti hak edesiniz diye. hak ettiniz. bugünden itibaren cennet sizindir. artık şeriat yok. bütün yasaklar kaldırılmıştır! bütün mecburiyetler yasaklanmıştır! beş vakit namaz yasaktır. madem ki artık cennetteyiz ve tanrı ile sürekli iletişim halindeyiz, o halde sadece belirli saatlerde o'na başvurmamıza gerek yok; beş vakit secde etmekte direnecek olanlar dirilişe inanmayanlardır. artık dua etmek, secde etmek, inançsızlıktır!

    kuran'ın cennetin içkisi diye nitelendirdiği şaraba izin çıkmıştı, içmemek günahtı.

    o tarihte yaşamış olan bir acem tarihçisi: "önüne gelen saz çalmaya hatta mimberin basamaklarına çıkıp şarap içmeye başlamıştı" diye yazar." (...)

    mezhebin şeriat ile ilgili düşünceleri ateş i heft mecmer'de de gayet net anlaşılmaktadır.

    edit: bu eski entry iyi güzel hoş, sık sık da oylanıyor. yalnız arkadaşlar yukarıda açıklanan olaydan siz deyin 5 ben diyeyim 10 yıl sonra moğollar ortama giriyor. hiç bir zaman düşmeyeceğine inanılan alamut'u yerle bir ediyorlar. ismaillilerin bütün el yazmaları belgeleri şunları bunları her şeylerini yok ediyorlar. buldozer gibi ezip geçiyorlar alamutu moğollar. bunu da bir düşünün...
  • ismaili öğretisi, 7 dereceli bir tekamül zincirini içermektedir. örgüte üye olmak isteyen aday, bir yıl boyunca incelemeye alınmakta, uygun görülmesi halinde özel bir törenle, kabulü yapılmaktaydı. örgüte kabul edilenlere beyaz elbise giydirilir ve sonsuz itaat ve ketumiyet yemini ettirilirdi.

    birinci derecenin adı "müminler" derecesiydi. bu derecede islamiyet ve kur’an öğretilirdi. ismaililer için, semavi bir dini tam manasıyla tanımayan kişi, bu dinin ötesindeki öğretileri. anlayamazdı. müminler derecesinden ikinci dereceye en erken iki yılda geçilebilirdi.

    ikinci derece sahiplerine "mükellefler" adı verilirdi. mükelleflere, islam dininin yanı sıra diğer dinler de öğretilir ve tek geçerli dinin islamiyet olmadığı, aksine tüm dinlerin aynı hedefe yöneldikleri gösterilirdi. mükelleflerden beklenen, dış dünyada aday olabilecek kişilerle temasa geçmeleri ve onları yanlarına çekmeleriydi. bu derecede de yükselme süresi iki seneydi. daha sonraki derecelerde müritler altıncı dereceye kadar en erken, birer sene arayla yükselirlerdi.

    üçüncü derece, "dai'ler" derecesiydi. sır saklama ve ketumiyetin öğretildiği bu derecede, müritlere muhammed ve ondan önceki yedi peygamberin yaşam ve görüşlerinin yanı sıra, tarikatın sırları da yavaş yavaş verilmeye başlanırdı. marifet kapısı denilen bu dereceye haiz dai'ler, tarikata girmek isteyenler hakkında araştırma yapar, haklarında karar verirlerdi. dai'lerin bir başka görevi de, mezhep hakkında propaganda yapmaktı.

    "dai" kelimesi, arapça’da "çağıran" anlamına gelmektedir. dailer, kendilerinden önceki iki dereceli müritlerden sorumluydular ve aralarında kimin yükseleceğine de onlar karar verirlerdi. dai’ler tam bir gizlilik içinde çalışırlar, mecalis el hikme adı verilen toplantılarda, tarikatla ilgili kararlar alınırdı. mezhebe yeni giren müritler, bağlılık yemini ettikten sonra, ismaili kıyafetini kuşanırlardı. hiyerarşik örgütlenmede sır saklamak esastı. ismaili öğretisi kitleleri değil, tek tek bireyleri hedef alırdı. bu nedenle adaylar, dai’ler tarafından özenle seçilirdi. ancak gerekli eğitime sahip, ahlak düzeyi yüksek bireyler mezhebe kabul edilirdi.

    bir dai’nin, entelektüel düzeyi yeterli, dinler ve mezhepler konusundaki bilgileri tam olmalıydı. görevlendirildiği bölgedeki dillere hakim olmalı, gelenekleri bilmeliydi ki, ismaililiği yeterince temsil edebilsin. bu nedenle dai’lerin tamamı, dönemin üstün nitelikli filozofları olmuşlar ve önemli felsefi eserler yaratmışlardır. ismaililikte aşamalı bir eğitim sistemi uygulanmış ve zahiri bilimlerden batıni bilimlere dereceli bir silsile izlenmiştir. batıni bilimlerin öğretildiği dönemin en önemli eğitim müessesesi, kahire’deki el ehzer üniversitesi olmuştur.

    dördüncü derece "dai-yi ekber" yani, büyük dai derecesiydi. dai-yi ekber derecesini alan müritlere "baba" da denirdi. onlar gerçek kapısından tarikate girmeye hak kazanmışlardı. daha sonraki yüzyıllarda yesevilik'te ve bektaşilik'te, en üst mertebeye ulaşanlara verilen "baba" lakabı, ismaililerin bu geleneğine dayanmaktadır. dai-yi ekber'ler tüm dai'lerin başı durumundaydılar. onlar, mecalis el hikme’lere de başkanlık ederlerdi.

    tarikatın gerçek sırlarının verilmeye başlandığı derece, "tarikat kapısı" adı verilen beşinci dereceydi. bu derecede tüm dinlerin sadece, gerçeğe ulaşmak için yetersiz kalan birer yöntem olduğu anlatılır ve saliklerine, "bir yudum emenler" anlamına gelen "zu massa" denilirdi.

    hüccet adı verilen ve "hakikat kapısı" denilen altıncı derece, bir ismaili'nin ulaşabileceği son dereceydi. bu derecede evrende varolan ikilik, tanrının üçlü vasfı ve kainatı meydana getiren dört büyük güç gibi batıni doktrinin en önemli sırları verilir, tüm peygamberlerin, diğer bütün din kurucular gibi sadece birer kamil insan oldukları öğretilirdi. tanrısal nurun "işık" olduğunun belirtildiği bu derecede ona ulaşmak için derece salikleri ruhlarını arındırmak ve kamil insan konumuna yükselmekle mükelleftiler. ismaililer, tanrıya ancak altıncı derece sahiplerinin mükemmel bir yaşam sürdükten sonra, öldükleri zaman ulaşabileceklerine inanırlardı. yedinci derece en mükemmel dereceydi ve tanrısal bir niteliği vardı. bu dereceye sadece, tanrının yeryüzündeki tezahürü olduğuna inanılan, şeyh el cebel (doğanın şeyhi) sahipti. tüm ismaililerin lideri olan şeyhin diğer unvanları da, "belag-ı azam (kutsal kelam üstadı)" ve "namus-üi ekber (büyük sır üstadı)" idi.