şükela:  tümü | bugün
  • kemoterapi ile çürümeden, orasından burasından hortumlar sarkmadan, kimsenin tuvalette kıçını silmesine muhtaç kalmadan en sevdiği aktivitelerden birini yaparken hayata gözlerini yummuştur. ışıklar içinde yatsın.
  • kendisi istanbul/mimaroba'da otururdu. büyükçekmece hotel'e spor yapmaya gelirdi. orda tanıştım kendisi ile.

    sonradan çanakkale'de iş kurdum. bir plaj. çanakkale merkez'de hangover'da otururken kendisini gördüm. aradan 3 yıl geçmişti. bir hanım ve bir beyle oturuyorlardı; ben de arkadaşımla. bi cesaret masasına gittim selam vermek için. öncesinde tanımadı. sonrasında büyükçekmece eser hotel deyince hatırladı. sarıldık. sonrasında bugün gençlerle oturmak istiyorum diyerek bizi masasına davet etti. bizde masasına geçtik.

    çok güzel bir iki saat geçirdik. eşi ve kendisi mükemmel insanlar. eceabat'ta ev yaptırdığını, tadilat ile ilgilendiğini, motosiklet ile bu alanlarda gezmenin kendine çok iyi geldiğini anlattı.

    bu kadar keyifli sohbetten 2 gün sonra sadece çanakkale'deki plajımızın adını söylemiştim. aklında kalmıştı sanki. sosyal medyadan tam iki gün sonra paylaşmıştı beni ve mekanın adını. çok onore olmuştum güzel sözleri ile. sohbet esnasında bi kere bile böyle bir ricam olmamasına rağmen yeni başlayan bir genç girişimciye kendi isteği ile böyle bir jest yapmıştı. büyük nezaketti.

    hayat devam etti; ben plajı kapattım istanbul'a geldim.

    ekşi sözlüğü açtım ve vefatını öğrendim bugün. çok üzüldüm. kendim için değil; gençlere bu şekilde yaklaşan birinin bu dünyadan ayrılması üzdü beni.

    azlardı; daha da azaldılar.

    mekanın cennet olsun ismet abi...
  • öğrenciyken çalıştığım kuruma bir ödül verilmişti. kim vermişti niçin vermişti şimdi hatırlamıyorum. o gün nöbetçi olduğum için şefimiz beni görevlendirdi. tören harbiye'de akşam saatlerinde. başka kimlere ödül verildiğini bilmiyordum ama salona gelince gördüm ki ödül alanların çoğu televizyonlardan tanıdık isimler. sahneye çıkan her ünlüyü davetliler alkışlıyor gazeteci ordusu da flaşlarını patlatıyor. "heyecanını yen aman bir pot kırma." diye kendi kendime telkinde bulunuyorum. ama ne çare ! sıra yavaş yavaş bana doğru ilerlerken dizlerim iyice titremeye başladı. sonunda adım anons edildi, sahneye çıktım ve ödülü aldım. acemice birkaç kelam ettim galiba. çalıştığım yer marka değeri yüksek bir kurum olduğu için alkışlayanlar oldu ama kimse beni tanımadıği için rica ettiğim basın mensubu dışında fotoğrafımı çeken olmadı. bakışların altında iyice ezildikten sonra kendimi zor bela sahneden attım. tam kurtuldum derken spiker ''şimdi de toplu fotoğraf çektirelecek.'' deyince acaba kaçsam mı diye düşündüm ama patron kızabilir endişesiyle mecburen tekrar sahneye döndüm. o kadar ünlü isim arasında refleks olarak iyice kenara geçip beklerken omzuma dostça bir el uzandı. sağıma dönünce ismet badem'i gördüm. bir tanışıklığımız yoktu ama sanırım kan ter içinde kaldığımı görünce bana destek olduğunu göstermek istemişti. çok büyük bir rahatlama geldiğini hatırlıyorum... ölüm haberini alınca aklıma hemen bu anekdot geldi. ışıklar içinde yat canım abim. seni hep gülen yüzünle hatırlayacağım. allah mekanını cennet eylesin.
  • 9 ocak 2005 galatasaray efes pilsen maçında yaptığı devre arası röportajlarında kendi üstün standartlarını bile aşmıştır.

    tribünde bir bayanla röportaj yaptıktan sonra diğer tarafındaki bayana döner
    -basketbol? (soru da şahane bu arada)
    -biz zaten her maça gelmeye çalışıyoruz. efes'in maçlarında dans ediyoruz.
    -aaaa siz efes kızı mısınız? tanıyamadım. tabi biz sizi çıplak görmeye alıştık
  • bugünkü beşiktaş - itü maçında tv kumandasını kastederek
    "bugün bu soğuk havada tv başında, bizi 'aletleri elinde' izliyenler çok zevkli dakikalar yaşadı!" yorumunu yapan ev ahalisini yaran adam.
    (bkz: yapma canım yapma arkadaşım)
  • ismet badem bir basketbol maçinda seyircilerin arasina çikar
    ve bir kizla röportaja baslar.

    badem: sizin gibi güzel bayanlari salonlarda görmekten çok mutlu oluyorum. basketbola bu ilgi nereden?
    kiz: ben efes kizlarindan biriyim zaten.
    badem: aaa öyle mi çiplak degilsin ya taniyamadim.

    bu diyalogdan sonra anlatim masasinda olan murat murathanoglu kopmustur ve ekranlari basinda izleyen milyonlarin söylemek istediklerine tercüman olmustur.

    murathanoglu: ya ismet bi de sana bu is için para veriyorlar degil mi?
  • çılgın.

    ülker maçı. euroleague cine5’te yayınlanıyor o zamanlar. harun erdenay’ın kafada falan hatırı sayılır derecede saç var. ne kadar eski hesap et işte.

    neyse, bunlar abdi ipekçi’de şu an adını hatırlayamadığım, ki kırk yıl düşünsem yine hatırlayamayacağım bi takımla maç yapıyor. karşılaşmayı bizimkiler anlatıyor. tabi, ismet her zaman olduğu gibi murat’tan fazla konuşuyor. derken başhakem ters bi karar veriyor. son dakikalar, durum kritik.

    o sıra bi şey dikkatimi çekiyor. nasıl çekmesin. inanması güç ama ismet badem’den ses yok. normal şartlarda "armut..." desen 50 tane cümle kuran adam, hakeme kalaylaması gereken şu durumda sus pus olmuş oturuyor. ama öyle değil işte, değilmiş. kamera döner dönmez öğreniyoruz gerçeği.

    sen çılgın tut kulaklığı çıkar, yayını bırak, git masa hakemlerine durumu izah etmeye çalış. hatta çalışma, et.

    maçın seyrini bu adam değiştirdi. yaptı bunu, gördüm. sonra geldi hiçbir şey olmamış gibi yayına devam etti. murat murathanoğlu hafif gülümsedi falan.

    sözü şuna getirecem; basketboldan anlar mı, anlamaz mı? tartışılır. bence anlamıyor. anlıyorsa bile en azından bana bunu aktaramıyor. ona rağmen saygı duyarım ismet badem'e. çünkü basketbolla basleniyor bu adam. bayağı, c vitamini niyetine. sigarayı içmeyip de yiyenler var ya, o şekil. ismet badem basketbolu yiyor.

    yediğinin yaramaması da allah'ın bi hikmeti olsa gerek. öbür türlü, su içse yarayan kaan kural'ı tanıyamayacaktık belki de.
  • rashard griffith smac yaptıktan sonra ''rashard bursa çamlarında dolaşan bir serce ku$u kadar narin ve güzel öyle degil mi murat'' diyerek ikili arasında kısa bir sessizlige sebep olmuştu.
  • kaybıyla bizi seneler öncesinde yolculuğa çıkarmış çok yönlü bir spor insanı.

    şimdi düşündüm de spor müsabakalarını takip etmek eskiden daha keyifliymiş gerçekten..

    yıl 2000.. ülker-barcelona maçı.. maçın artık sonu gelmiş, barcelona hücum süresinin dolup dolmadığı tartışılan bir atışla öne geçer.. derken televizyon başında izleyenlerin kulaklarına gelen patırtı-çatırtılar (kulaklık ve mikrofonun yere fırlatılmasından kaynaklı) ve hemen akabinde karşı tribünden çekime başlayan kamera ile hakem masasında hakemleri azarlayan televizyon yorumcusunun ekrana gelmesi.. basket kararının iptali.. takip eden atakta sayıyı bulan ülker'in maçı kazanması.. katalanların çıldırması..

    seneyi hatırlamıyorum ama lakers'ın nba şampiyonluğuna ulaştığı bir gece (burada sabahın 04.00ü filan tabi) murat murathanoğlu ile özel konuk olarak anlatımda bulunan yorumcunun salonun skorbordundaki "world champion la lakers" yazısına, "ya şimdi bizim euroleauge takımları bunları yenemez mi? niye dünya şampiyonu yazıyor orda" diye dakikalarca itiraz etmesi.. murathanoğlu'nun da bir yandan ya sabır çekip, saygıdan da bir şey diyememesi..

    evet.. daha nice sayısız anlara arka planda sesi ile renk katmış, bir hatta iki neslin basketbola yönelmesinde emeği olan, gerçek anlamda renkli bir spor insanını kaybetmişiz..

    huzurla, ışıklar içinde uyu ismet badem.. son kez söylemeye fırsatın oldu mu bilemiyorum ama..

    "dudaklarınızdan tebessüm kalbinizden basketbol sevgisi eksik olmasın.."
  • milli oldugu sozkonusu turkiye-cin macindan once cinli oyuncularin isimlerini dogru telaffuz edebilmek icin gorusmeler yaptigini,ogrendigini,ancak basketbolun temposuna ayak uydurabilmek icin bildigini okudugunu soyleyen adam
    ismet badem:simdi mesela bu x numaraya ben niyang diyorum ama aslinda tam soylenisi "niiiyaaaaaaaooooooonnnnnnng" olmali....
    ender bilgin:.....
    ismet badem:"niiiyaaaaaaaooooooonnnnnnng"
    ender bilgin:.....