şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • ilker canikligil tarafından *yönetilen bir kısa film. ayriyeten senaryo da ilker beye ait kurgu da.

    sinema hususunda nitelikli görüşler bildirecek bilgi birikimine sahip değilim. yalnızca bir tüketici izleyici olarak diyebilirim ki: gayet güzel bir iş, izlerken keyif aldım.

    oyuncuların fiziki görünüşleri rollerini kolaylıkla kotarmalarına elverir nitelikte. dolayısıyla çok doğru iki tercih olmuş. velhasıl melis kolçak ve anıl çağlar tel de iyi iş çıkartmışlar. onlar da oldukça başarılılardı.

    aslında sinema alanında da yerli bilim kurgu eserleri ortaya koyulabileceğine dair bir kıvılcım olarak değerlendirilebilir ispanya'da yağmur. umarım devamı da gelir.

    izlemek için: buradan!

    filme dair ayrıntılı bilgi için: şuradan

    ps: hürmetler hocam.
  • hiç bir şey anlamadım . ama , etkileyici !

    bir cahil olarak daha fazla yorumlayamam üzgünüm . ama devamı gelsin isterim .

    alfred bester çekmeleri dileğiyle !
  • distopik ve etkileyici ilker canikligil kısa filmi. güzel ama bana biraz ağır ilerliyor gibi geldi ve konuşma olmayan yerleri ileri sararak izledim. robotu açma cümlesi “ispanya’da yağmur genellikle ovalara yağsa da kimsenin ispanya kadar küçük elleri yoktur.” size anlamsız bir cümle gibi gelebilir ama bana ispanyol eski sevgilimi çağrıştırdı. elleri gerçekten çok küçüktü ve şeyi de... yoksa... ilker bey?!
  • *1964 tarihli my fair woman adlı filmde henry higgins(rex harrison) isminde bir sesbilimci vardır. henry, kişinin aksanının ve ses tonunun o kişinin toplumdaki yerini belirlediğine inanan bir profesördür. bir akşam covent garden'da kendisi gibi sesbilimci olan albay hugh pickering(wilfrid hyde-white) ile buluşur. sohbet esnasında profesör higgins, sıradan bir köylüyü bile mükemmel derecede iyi diksiyona sahip bir insana dönüştürebileceğiyle ve hatta dönüştürdüğü o kişinin balolarda dük veya düşes sanılabileceğiyle övünür. bahse konu sıradan köylülerden biri o sırada sohbet eden ikiliye çiçek satmaya çalışan cockney'li genç ve fakir çiçek satıcısı eliza doolittle(audrey hepburn)'dır. eliza'nın tutkusu bir çiçekçide çalışmaktır fakat ağır cockney aksanı bunu imkansız kılmaktadır. ertesi sabah eliza kendini profesör higgins'in evinde diksiyon dersleri alırken bulur. işte o derslerden birinde profesör higgins'in eliza'ya tekrarlattığı ses alıştırmalarından biri the rain in spain falls mainly on the plain idir. bu alıştırmada amaç ai diftongunu(rain, spain, mainly, plain) doğru şekilde telaffuz ettirmektir. zira cockney'lilerin rain'deki ai'yi ride'daki i diftongu gibi telaffuz ettiği bilinmektedir.

    **1894 doğumlu edward estlin cummings aka e. e. cummings amerikalı bir şairdir. hayatı boyunca çoğu sone tarzında olmak üzere 2900'e yakın şiir yazmıştır. sembolizm akımından etkilenen cummings, somewhere i have never travelled, gladly beyond şiirinde kendisini çiçeğe, aşkını da elleri ayakları olan kanlı canlı bir varlığa benzetmiştir. aynı şiirin son mısrasında nobody, not even the rain, has such small hands diyerek yağmurun(suyun) bile kendisine(hani çiçek ya) aşkı kadar iyi gelmediğini anlatmak istemiştir.

    ***peki ispanya'da yağmur kısa filminin hem senarist hem de yönetmeni ilker canikligil, şey'in harekete geçirilmesi için gerekli olan ilk komutu neden birbiriyle alakası olmayan the rain in spain falls mainly on the plain ve nobody, not even the rain, has such small hands cümlelerinden oluşturmuştur?
  • güzel bir kısa film. biraz fazla blade runner kokmakla birlikte bu bir yandan da iyi bir şey. distopik bilimkurgu yapıp da blade runner'dan etkilenmemek olmazdı zaten. sonu daha iyi olabilirdi kanaatindeyim. filmin ismi güzel. ironik olsun diye koyulmuş bence. filmin geçtiği dünyada şiire/şiirselliğe ait hiçbir şey yok.
  • ingilizce adı: the rain in spain olan ilker caniklioğlu yapımı bir kısa filmdir.
    film adında 3 adet "in" olmasından ötürü inception'a bir gönderme olduğunu anlıyoruz.
    rüya içinde rüya içinde rüya içinde rüya...

    youtube üzerinden yayınlanmıştır.
    https://www.youtube.com/watch?v=wvbxrth_adw

    film bir distopya'dan bahsetmekte, bir kadın robotu siparişi veren bir genç erkeğin yaşadığı deneyimden bahsediyor. blade runner esinlenmesi, filmde müzik ilk başladığı andan itibaren buram buram hissediliyor. başka esinlenmeler ve göndermeler de olabilir fakat bir çiğ'lik vardı filmde, bu sebeple diyalogları inceleme ve film üzerine araştırma yapma isteği hissetmedim.

    film, kadın robot'un ambalajıyla birlikte genç erkeğin odasında dururken, gencin robotu aktifleştirmesi ile başlıyor. devamında erkek "çıkar şu üstündekileri, ne dediğin anlaşılmıyor" minvalinde hormon salgılıyor ve sevişiyorlar.

    sonraki perdede, robot sevişme sonrası, erkeğin kuşunun ötmemesine gönderme yapar gibi, "kırlarda neşe içinde sevişeceğimiz günler yakındır" minvalinde bazı istatistikler veriyor.

    buna sinirlenen genc, "canım sen beni çekici bulmuş olabiliğin; ben senin bu hislerine saygı duyarım. ama alırsın bi randevu, giyersin seksi bi şeyler akabinde seğişiriz olur biter ama bu şekilde bir yaklaşım şık değil" minvalinde tükürükler saçarak konuşur ve "ya benimsin ya kara toprağın" yaklaşımını ile robot'umuzu "terbiyeye davet etmek için" kırbaçladıktan sonra kafasına silahı dayayıp tetiği çeker. acı resepsörleri devreye giren robot, kısa bir uzun hava çektikten sonra, "beyim bi gusül alsan iyi olur, cuma yaklaşıyor" minvalinde konuştuktan sonra, bu perdeyi de bitirmiş oluruz.

    son perde, terliğini ayağına uzatmak için bey'inin uyanmasını bekleyen bir ev hanımı gibi ayakta dikelen robot'umuzu gördüğüm an ile başlar. robot'umuz cıbıldak bey'ini keserken, "ecaba seğişmek istermin diye sorsam, elalem yollu, ruhospu der mi?" düşünceleri ile kafasını meşgul eder. daha fazla dayanamayan, alev alev yanan robot'umuz bey'inin kulak kenarına giderek, "hemen uyan, sevişmemiz gereken bi konu var" minvalinde yalvarırken, beyinden sekter'i yedikten sonra işi gurur meselesine getirir. hemen en yakın tüfenk'i eline alıp bey'inin kafasına dayar ve "sen benlen sevişmeyip kimlerlen seğişiyon" paranoyası ile tetiği çeker. sonrasında robot bacımızın şarjının geldiğini gösteren bir sahne ile filme veda ederiz.

    burada, bir kadın robotun bile, türk coğrafyasında bir türk erkeği ile sevgilimsi bir ilişkiye başlangıç yapması sonrasında, nasıl türk kezbanına dönüşüm bilinci gösterdiği vurucu bir dille anlatılmıştır.

    ilker canikligil beyfendiye önemli bir ülke sorununu dile getirdiği için teşekkürlerimizi arz ediyoruz.
  • distopya filan değildir.

    loş ortamda robot görünce hemen başlıyorsunuz distopya diye.
  • senaryosu tırt.

    kurgu robotun şiddete karşı gösterdiği otistik fantezi savunma mekanizması üzerine kurulu. savunma mekanizması gibi psikanalitik bir ögeye yer veriyorsan şu sorulardan en azından bir kısmına cevap vermen gerekiyor ki eser bir bilim kurgu olsun: robot neden acıya benzer tepki veriyor, robot acıya benzer tepkiyi nasıl veriyor, sadizm gibi basit bir fanteziyi robot neden bilmiyor? yapay zekâsının kaynağı ne? bilincinin kaynağı ne?

    rasyonel bir yapı olarak görülen yapay zekânın irrasyonel bir yapı olan insan zekâsıyla çatışması asimov'dan beri işleniyor. konuyu kahramanın sonsuz yolculuğu gibi ele alıyorsan robotun bilincindeki değişimi bilim kurgusal bir bağlamda meşrulaştırman gerek. senaryonun bu haliyle deri koltuğun sırtı dönük biçimde "bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı" diyen robotun hikâyesi gibi olmuş. halbuki makina öğrenmesi gibi bilgisayar bilimlerine değinen bir değişim süreci işlense; gerçek bir bilim kurgudan bahsedebilirdik.