şükela:  tümü | bugün
  • beyyine külfetinin türkçe karşılığı
  • hayatın olağan akışından farklı bir şey ileri süren kişi bunu ispatla mükelleftir kuralı.*
  • solutionem adseveranti probationis onus incumbit kuralının esasını oluşturur.

    (bkz: iddia)
  • bir davada ileri sürülen vakıa ve iddiaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorununa ispat külfeti denir.

    kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük değil sadece bir yük, külfettir. taraf, kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu ispata zorlayamaz, bilakis kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise davasını ispta edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir.
  • türk medeni kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenmistir. söyle ki:

    madde 6: kanunda aksine bir hüküm bulunmadikca; taraflardan her biri, hakkini dayandirdigi olgularin varligini ispatla yükümlüdür.
  • vakıayı ileri süren tarafa göre değil, vakıanın lehine hak çıkardığı tarafa göre belirlenir. yani ispat yükü davadaki tarafların konumlarına göre değil, iddia ettikleri vakıalara göre belirlenmektedir. hatta bazen vakıayı iddia eden ile ispat yükünü taşıyan taraf farklı olabilir.
    bu nedenle genellikle bilinen "iddia eden iddiasını ispat yükü altındadir" tamamiyle yanlış bir ifadedir.
  • maddi hukukun konusuna girer. tmk/6 der ki:

    ''kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.''
  • kimin ispat yükünün altında bulunduğunun tespiti zaman zaman zordur.

    bunun için içtihatlarda birtakım ölçütlere yer verilmektedir:

    1 ) ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer.
    2 ) ileri sürdüğü bir vakıadan lehine haklar çıkaran kimse iddia ettiği olayları ispat etmelidir.
    3 ) ispat yükü daha kolay başarana düşer.

    örnek olarak:

    yargıtay 6.hukuk dairesi 2008/544 e., 2008/3619 k. sayılı içtihatı:

    " türk medeni kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. gerek doktrinde, gerek yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
    davacı kadın, dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. başka bir anlatımla, bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
    diğer taraftan, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. bu nedenle, evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
    davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır. ”
  • 6100 sayılı hmk madde 190'da çok güzel bir şekilde ifade edilmiş hukuk terimi.

    "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."