şükela:  tümü | bugün
  • hayatın olağan akışından farklı bir şey ileri süren kişi bunu ispatla mükelleftir kuralı.*
  • vergi hukukundaki yeri:

    iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.

    (bkz: vergi usul kanunu)
  • madde ve enerji alanında yapılan konularda doğruluk ve yanlışlığa dair yükümlülük olmasına karşın, tanrının varlığı ve yokluğu gibi felsefi tartışmalarda geçmeyen yükümlülük.

    1 ) bilgi çağında ispat yükümlülüğü kavramını tanrının varlığı hakkında kullanma konusu da internet ateistlerinin düştüğü bir diğer komedidir. ispat yükümlülüğü, deney ve gözlemin ulaşabileceği konularda geçerlidir. örnek olarak yan gezegeni gözlemleyebiliyorsak burada canlı yaşamı olduğunu iddia etmek için ispat gerekir:

    ancak yan gezegeni gözlemleyemiyorsak; buradaki canlı yaşamının varlığı veya yokluğu bilinemez. "varsa ispatla" görüşü bilimsel method bilmeyen kişilerin iddia edeceği görüştür. ancak bunun hakkında çeşitli görüşler üretilebilir.

    big-bang öncesi de aynı şekilde gözlemlenemeyeceği için, tanrının varlığı veya yokluğu hakkında "big bang zamanına ışınlan eheh" demesi saçmalıktır, zira kendisi de ulaşamaz. kendisi de bir yokluk hakkında yorum yapamaz.

    burada işin içine felsefe ve eldeki bilimsel verilerle yapılan değerlendirme girer. burada da ateizm ve diğer inkarı akımlar sınıfta kalmaktadır: zira sıfır noktasındaki tanrı modeli hem akla hem güncel kuantum bilgilerimize uygundur; fakat sıfır noktasına dair ateizmin bütün görüşleri, kaba bir tabirle çöptedir:

    (bkz: #63086864)

    siz "bu geniş evrende uzaylılarin var olduğu fikri, olmadığı fikrinden çok daha doğru görünüyor" diyen hawking'e "hurafeci", "ispatla!" demiyorsaniz burada bu bunu ağzınıza almanız tamamen tutarsızlıktır.

    daha iyi açıklayalım:

    örnek olarak evrenin dışını gozlemleyemeyiz. dolayısıyla evrenin dışına çıkma gücümüz olmadığı için, evrenin dışında "başka evrenler mi var, casper görünümlü nesneler mi var" bilemeyiz.

    bu bilgi deney ve gözlem bazında dogrulanamayacagi gibi, yanlişlanamaz da.

    bu durumda iki tarafın da gözlem ve deney konusunda veri getirmesine gerek yoktur.

    tartışma bu etapta akla ve felsefeye döner. bildiğiniz üzere akıl, deney ve gözlemin aştığı noktada bilgi edinme ehliyetine sahip bilgi kaynağıdır.

    bunlarin imkanı üzerinde tartışır ve iki taraf da delillerini ortaya koyar, doğrulanan veya yanlışlanan görüş bizimle olmamış olur.

    kimse odada sandalye var mı yok mu demiyor. sadece gözlemlenen kısmı 92 milyar ışık yılı olan evrenin doğum öncesinde varlık aleminin nasilligini sorguluyor.

    varsa eldeki bilimsel veriler kullanılıp, mantık ilkeleri ortaya koyularak savunmaya geçilebilir. zaten akli tartışmalar böyle ilerler.

    dolayısıyla, deney ve gözlem gücümüzün olmadığı konularda ispat yükümlülüğü ilkesi geçerli değildir, tarafların dogrularini iki kaynaktan da ortaya koymaları gerekir.

    ama lütfen artık şu tanrı tartışmalarında bu yükümlülükten bahsedip felsefi intibaniza zarar vermeyin.

    edit: özel mesajdan bir arkadaş: "ama hawking uzaylılar kesin var demiyor!" dedi. bunu dememe sebebi elbette uzaylıların olmadığı bir evren modelinin mümkün olmasıdır; aynısını tanrısız bir evren modeli için söyleyemediğimiz için, bunun mutlak doğru olarak sunulmasında makul bir problem yoktur.
  • haksız fiil sorumluluğu ve sözleşmesel sorumlulukta farklı görünür. ama bu konu aslında acayip kafa karıştırıyor.

    ders çalışırken şunun gibi şeyler göreceksiniz:

    "kural olarak haksız fiil sorumluluğunda mağdur failin kusurunu ispata mecbur olduğu halde (tbk 49) borca aykırılıkta sorumluluktan kurtulmak için borçlu kusursuzluğunu ispat zorundadır. (tbk 112)"

    (oğuzman/öz, borçlar genel cilt 1, eylül 2014, s.447)

    haksız fiilden dava açtığınız zaman ispat yükü kesin sizde, onda bişeyok.

    diyelim ki ayşe ve fatma var. siz fatmasınız. ayşe'ye bişeyaptınız, o da size dava açacak. haksız fiildense bu dava, sıkıntı yok, ispat yükü ayşe'de olur. yani sizin gerçekten yanlış bir şey yaptığınızı onun ispat etmesi gerekir.

    fakat sözleşmeye aykırılıkta ihtimaller muhtelif.

    ayşe sizin aleyhinize,

    1. dava açabilir.
    2. icra takibi başlatabilir.
    3. direkt alacaklarınızdan kesebilir. bu, kimi sözleşmelerde düzenlenen ve olabilen bir şeydir.

    1. bu ihtimalde, tamam "davacı iddiasını ispatla mükelleftir" ama borçlu sizsiniz, borçlu olmadığınızı ispat yükü sizdedir. bakın olay nasıl hemen yer değiştirdi.
    2. takibe itiraz ettin ayşe itirazın iptali davası açtı, tamam davayı o açtı ama yine birinci durumun aynısı oldu.

    3. burada sıkıntı var.

    çünkü bu sefer siz dava açacaksınız. bu bir alacak veya menfi tespit davası olacak. ve artık "borçlu" değil, "kendisinden haksız yere tahsil edilen paranın peşinde olan" biri haline gelmiş olacaksınız.

    anlatabildim mi? ayşe'nin iddiası bir sözleşmeye dayanıyor, o iddiaya göre kalkıp sizden kesinti yapıyor, siz de kalkıp o kesintinin iptalini/iadesini istiyorsunuz. davamız bu.

    şimdi buradaki ispat yükü eğer sözleşmeselse, ben borçluysam ve kusursuzluğumu ispat etmek zorundaysam, peki.

    ama artık borçlu değilim, çünkü hem zaten ödememi yapmış oldum, hem de yine zaten tam da "borçlu olmadığımın" tespitini istiyorum. yani ayşe aslında sözleşmeye dayanmayan bir şey yaptı bana. o zaman yaptığı kesinti aslen bir haksız fiil mi? yani daha da o zaman, ispat yükü ayşe'ye geçmemeli mi?

    ay kafam karıştı.

    şimdi ben bu olayda ispat yükü üzerinden gidemeyecek miyim, benimle de konuşmayacak mısın keje, sesini duyamayacak mıyım?

    hadi diyelim menfi tespit davasını kazandım, istirdat için ayrı dava mı açacağım? benim menfi tespitler ihtiyati tedbirlik olaylar oldu hep, tedbiri aldım kafam raad etti. o yüzden, istirdat kısmını henüz bilmiyorum işin.

    neyse ki benim davalı vekilleri pek uğraşmıyor bunlarla fghshdghshfhahd gelen dilekçeler anca kopyala-yapıştır. buna da şükür.
  • türk medeni kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenmistir. söyle ki:

    madde 6: kanunda aksine bir hüküm bulunmadikca; taraflardan her biri, hakkini dayandirdigi olgularin varligini ispatla yükümlüdür.
  • bir davada ileri sürülen vakıa ve iddiaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorununa ispat külfeti denir.

    kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük değil sadece bir yük, külfettir. taraf, kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu ispata zorlayamaz, bilakis kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise davasını ispta edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir.
  • kimin ispat yükünün altında bulunduğunun tespiti zaman zaman zordur.

    bunun için içtihatlarda birtakım ölçütlere yer verilmektedir:

    1 ) ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer.
    2 ) ileri sürdüğü bir vakıadan lehine haklar çıkaran kimse iddia ettiği olayları ispat etmelidir.
    3 ) ispat yükü daha kolay başarana düşer.

    örnek olarak:

    yargıtay 6.hukuk dairesi 2008/544 e., 2008/3619 k. sayılı içtihatı:

    " türk medeni kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. gerek doktrinde, gerek yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
    davacı kadın, dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. başka bir anlatımla, bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
    diğer taraftan, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. bu nedenle, evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
    davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır. ”
  • 6100 sayılı hmk madde 190'da çok güzel bir şekilde ifade edilmiş hukuk terimi.

    "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."
  • hukuk dünyasında müddeiye; gerçekte ise karşı tarafa aittir.