şükela:  tümü | bugün
  • tolstoy'un günah çıkardığı bu yapıt, gençlikte bi türlü aklı başına gelemeyenler için bir rehber niteliğindedir. kendi dönemindeki yazarların arasındaki ilişkiyi referans alarak, içinde bulunduğu ortamı samimi bir şekilde anlatmıştır. artık üzerinden yıllar geçtiği ve öleceğini hissettiği için yazarken rahattır. bunu da eklemeden geçmez.

    tolstoy'un zamanında yazarlar, karşıt görüşlerde ya da farklı dünyalarda olduğu için sürekli birbirleriyle tartışıp, yıkıcı eleştiri yapıyorlarmış. mottoları da aynen şöyleymiş: ilerleme yolunda yaşa ve sorgulamaktan öteye geçme, kendini mükemmel yapmaya çalış ve çalışmaya inan!

    tolstoy, yazarların arasındaki tartışmaları doğuran fikirlerin birbirinden bu kadar farklı olabilmesine hayret etmiş, en önemli olanın bu farklılığın nereden kaynalandığını bulmak olduğunu, bu kitabı yazdığı zamanlarda düşünmüş.
    buna rağmen o dönem içinde tolstoy'da bu tartışmanın içinde saldıran ve savunan taraflarda bulunmuş. asıl dertlerinin çözüm üretmek değil, kendi bulundukları alanı sonuna kadar, ne pahasına olursa olsun korumak olduğunu da eklemiş.
    "eğer gerçekten ilerlemek isteseydik tartışacağımıza, şimdiye kadar varolanın üstünde bir durum yaratırdık." tolstoy bu konuyu insanlığın kaderi gibi aktarır. bu farkındalığı ancak yaşlılıkta elde edebileceğimizi ifade eder.
  • tolstoy'un bir kişinin başka bir dinden olup da müslüman oluncaya kadar yaşadığı tüm evreleri(kendi dinini sorgulama, onu saçma bulma, boşluğa düşme, intihara meyil, başka dinleri araştırmaya karar verme ve final) yaşamış olduğunu öğrendiğim ama "evet ben müslüman oldum" itirafını edememiş olduğu kitabı. (o kadar da eminim yani)
  • beklentilerimi hiç mi hiç karşılamamış kitap. arka kapaktaki özeti okuyunca sanırsınız ki kafanızı kurcalayan onlarca soruya bir nebze de olsa yanıt bulabileceksiniz; tabi heyecanlanırsınız hemen, bir çırpıda okuyuverirsiniz. gel gör ki kitabı kapattıktan sonra e bu neydi şimdi ifadesi kalır yüzünüzde.

    kısaca özetlemek gerekirse tolstoy amcamız, yaş kemale erip de yapacak yaşayacak hiç bir şeyi kalmadığında sırf hiçlik korkusundan ötürü dine sarmış. mantıklı başlamaya çalışmış ancak cevap bulamadığı yerde kesin başka bir güç var deyip işin içinden çıkmış, bir nevi harun yahya gözlükleriyle bakmış olaya. olmamış, yakışmamış.
  • öncelikle dendiği gibi tolstoy amcamız bu yapıtında yaş kemale erip de yaşayacak bir şeyi kalmadığında dine sarmamıştır. çünkü kitabında dediği gibi yaşıtlarından çok daha dinç, şöhretin doruk noktasında olan bir insandı. ama itiraflarımı yazabilmesi için açık denizde biraz savrulması gerekmiş.

    hepimizin o ''balı'' yalarken, nasıl da kör olduğumuzu farketmemiz, farkındaysak tekrar hatırlamamız için okunması gereken kitap.

    dini kabul edip de din hayatımızla kesiştiğinde onu dikkate almamanın ne kadar da ''medeni'', ''olması gereken'' olarak görüldüğünü gösteren kitap.

    ikinci okumam bittikten sonra daha uzun yazarım umarım bu ince, bazı yerlerde çeviri kurbanı (kaknüs yayınları) güzel kitap hakkında.
  • tolstoy'un bu kitabı aklın görevlerini ve sınırlarının zorlanması gerektiğini öğretiyor. ama aynı zamanda aklın sınırları olduğunu da.
  • yıllar önce kötü bir çevirisini okuyup geçenlerde yeniden okumaya karar vermekle bana kütüphanenin yolunu tutturan kitap.

    tolstoy öyle bir kitap yazmış ki başka kitapları okunmasa da olur.
  • lev nikolayeviç tolstoy'un en güzel eserlerinden biridir. tolstoy'un tamamen kendini anlattığı eseridir. eser on yedi bölümden oluşmaktadır. eserin bütün bölümlerinde istisnasız hayatın anlamına dair müthiş bir sorgulama vardır. özellikle on ikinci bölüm beni dehşete düşürmüştür. çünkü, tanrı'ya ulaşmak bu kadar güzel anlatılır.
  • bu kitabı okuyunca dostoyevski'yi neden bu kadar çok sevdiğimi daha iyi anladım.

    tolstoy büyük bir yazar, ama beni sınırlarını kendisinin çizdiği bir dünyaya hapsetmek istiyor. önce içine düştüğüm kuyunun başında bekleyen bir canavardan söz ediyor bana, sonra da canavarı unutmamı isteyip kurtuluşu gökyüzünde aramamı salık veriyor.

    kahve köşelerinde kumar oynayarak geçirdikleri gençlik yıllarından sonra emekli olmanın verdiği iç sıkıntısıyla ve ölüme biraz daha yaklaşmanın verdiği korkuyla cami avlularına dadanan mahallemin erkeklerinden bi' farkı yok yaklaşımının. neymiş efendim, "neden yaşıyorum?" sorusuna pozitif bilimler bir cevap verememiş. ne bekliyordu allah aşkına? bu kadar kolay mı yaşamak, insan olmak?

    dostoyevski... seni bu yüzden seviyorum işte. aşırı milliyetçiydin, bağnaz bir ortodokstun ama hiçbir zaman tolstoy'un kaçtığı kolaycılığın bir parçası olmadın. korkmadın, duyduğun bütün seslere kulak verdin, kim bilir nereden kulağına fısıldanan her sesi aktardın bana. hem iki kere ikinin hem de inançlarının karşısına dikildin yeri geldiğinde. aramaktan, şüphe etmekten, kendini durmadan kazımaktan hiç vazgeçmedin.

    eserleri shakespeare'den sonra dünya dillerine en çok çevrilen yazar sen olmayabilirsin ama tolstoy'u bile kıskandıran dehan her zaman yolumu aydınlatacak.
  • lev nikolayeviç tolstoy kendi içinde çelişen eseri. kendi hayatın evrelerini anlatır, dinden nasıl koptuğunu, hayatında yaşadığı boşluğu, yaptığı şeylerden zevk almaması, bir baltaya sap olamadığını düşünmesi..

    fakat eserin sonlarına doğru birden tanrıya ulaşmıştır tolstoy. nasıl olduğu tam olarak anlaşılamamıştır, çevirisinden mi desem, neden desem bilemedim ama, bir anda tolstoy tanrı inancıyla dolmuştur ve hayatına anlam bulmuştur.

    işte bu beni tatmin etmemiştir. ortada büyük bir boşluk kalmıştır kanımca. neden tanrı sevgisine bağlandığını tam olarak anlatamamıştır veya benim algılama kapasitem buna yetmedi.

    kitabı okumuş ve sadece ilk yarısını beğenmiş biri olarak, benim gibi olanlara bir önerim olacak.

    arthur schopenhauer'in der sinn des lebens kitabını okuyun. bu kitabın ilk yarısında hissetiklerinizi hissedeceksiniz. güzel bir kitap.

    en azından tolstoy gibi ikilemde bırakmıyor sizi. daha açık net, kafanızdaki soru işaretlerini alıyor ve biraz karamsarlığa sokuyor.

    karamsarlığa sokmasının nedeni ise kitaptaki her kelimenin gerçek olması ne yazık ki.