şükela:  tümü | bugün
333 entry daha
  • bugün sana eğildim ve damlalarına dokunarak parmak izlerimi yeniledim istanbul...
    söz verdiğim gibi uzaklarda, senden sana bakmadığım her an için özür diledim...
    ağladığım, gitmeyi düşündüğüm, isyan ettiğim her an için.. ellerimle dokundum sana, ellerimi birbirine sürterek avuçlarımdaki gözyaşlarımı yok ettiğim gibi yollarında, deniz kokusunu sürttüm birbirine..
    bugün sana baktım ve suçlarımı yıkadım istanbul.. kendimi öldürürken ellerime bulaşan kiri sularında temizledim. sonra sana baktım kötülüksüz bir güzellikteydin, hiçbir ölüm cinayet olmuyordu katilin elleri sende yıkanınca...
    hatırladım: bir başka gece daha sularında yok olmayı dilemiştim. dileğim gerçek olmuş istanbul...
    bu gece sana bakıp da seni görmediğim her an için güzelliğinden özür diledim..
    derin... hüzün... gerçek...
    acınacak ya da acıklı olmayan her şey için...
  • bin defa daha yana yikila tanim ve örnek verebilecegim, her günüm, her gecem...
    gündüzleri gri, su yesili, masmavi ve baharda erguvan rengi, geceleri sari ve siyah olan sehrim. özlemenin ayri, kavusmanin ayri, küfretmenin ayri oldugu hiçbir duyguya benzetilemeyecek denli yogun bir yasamak hissi.
    isyaniniza isyan, kucaklanasi buldugunuz her seye kucaklanma hissi verir..
    grilerinize renk, renklerinize solukluk verir. ne zaman çiksaniz bir kösesi tutar sizi, karsi kiyiya atar, ayni rotada geçirdiginiz binlerce günün her birini birbirinden anlamli yapar..
    istanbul: kampüste sincap, sultanahmet'te tavsan, altinkum'da gece vakti tilki, taksim'de sokak köpegi, e-5te at, tarlabasi'nda yavru kedi, vapurda marti, ortaköy'de kirpi, tem'de inek, meydanlarinda güvercin, hemen ayaginizin dibinde balik...
    istanbul gülümsemek, aglamak, küfretmek ama dimdik ayakta kalmak.. istanbul hayranlik her bir saniyeye...
    istanbul "maç kaç kaç?", istanbul "üsüyeceksin bacim", istanbul " kolay gelsiiin", istanbul "siktir", istanbul "canim", istanbul bastan basa yasam.. istanbul yara, istanbul trafik isiklarinda yandaki arabada söför koltugunun yaninda oturan gramafon... istanbul titreten soguk, o soguga cevabenki sokulus bir yerlere.. istanbul sokak çocuklari, istanbul tinerciler, istanbul arabalarin aynalarindan parlayan günes, istanbul bahar dallari, istanbul insaatlar, istanbul yikim emirleri, istanbul eski büyülü konaklar..
    bebek waffle, sariyer kösk, bakirköy yuva, emirgan kiralik ev ilani, cihangir hayal, besiktas anilar -pide ramazan vakti, öpücük uzaklar'in önünde-, tarlabasi fotograf, bayazid kalabalik, maslak uzak, bebek gülümseme, ortaköy aliskanlik, taksim yuva, asiyan mezarlik, kadiköy kaçis, bostanci kaçamak, adalar bosluk, sahil yolu gülümseme, eminönü tarih, göztepe burun kivirma, bahçelievler tiksinti, mecidiyeköy gri bir pislik, sarigazi o da ne, etiler acima, armutlu mücadele, feriköy tarih, beykoz aile, kanlica yogurt, kalender orduevi, yeniköy manti, ataköy zeytinyagli dolma, sisli arkadas, unkapani geçis yolu, kartal taa nere...
    binlerce çagrisim, binlerce yolculuk, binlerce fotograf, binlerce deneme...
    kötü olan her seyin iyiyle içiçe oldugu...yasamanin en somut hali. pis, kirli, güzel, büyülü, yalin...
    tarihle, zamanla, kanayan yara, bulanik, kusmuk, yerde lale, gökte kus: yalin açik. oldugu gibi..
    istanbul: gerçek.
    istanbul: güzel.
  • durduk yereki gülüşlerinize durduk yere gülüşlerle karşılık veren şehir. -tezgahtan balık çalan bir kedi, kucağında tavşanla otobüste giden bir çocuk, elele yaşlı bir çift, eski bir binanın köşesinden çıkmış gelincik, mezarlığın içinde yerde duran ceket, boğazdan balıkçı oltasının çektiği bir gül, sıkı giyinin diye tembihleyen taksi şöförü, bakkalın yanındaki plastik top filesi, mevsim sebze ve meyvelerinin arasından yolculuk, şakalaşan iki hamalın ağız dolusu gülümsemesi, yetişmenizi bekleyen otobüs, karşı kıyıyı gizeme bulayan sis, geceleri ışıldayan galata kulesi...-
    nohut pilav, simit, kestane, midye tava, kokoreç, macun, mısır tezgahları... yanyana durdukları meydanda açan çiçekler... ezilen ve yeniden açan çiçekler... nergislerden, lale ve papatyalara geçerken erguvanları ve gelincikleri beklemektir istanbul... mevsimlerdir... sararan yaprakları toplayıp koymak bir dolu konudaki bir dolu kitabın sayfaları arasına ve sonra kardan adam yapmak için kar beklemektir... mevsimlerin üstünden geçişini değil, mevsimleri giyinişini sevdiğinizdir istanbul.. göz kırpışlarını sevdiğinizdir... bir insanın göz kırpışlarını seviyorsanız benim bu şehri sevdiğim kadar seviyorsunuzdur onu. o kadar doğal olanını, her anını, kendiliğindenliğini sevdiğinizdir istanbul. kusur bulamadığınızdır. kirpiklerini öpmektir adımlarınız...
    durduk yereki gülüşlerinize durduk yere gülüşleriyle karşılık veren şehir, işte, durduk yereki ağlamalarınıza durduk yere kedi, köpek, kuş cesetleri tükürmüş olduğu gibi aylar boyu...
    bir kaç aya kalmaz fesleğen alacak olmanızdır yanda duran lale saksının yerine eminönü'nden...
    bir kaç aya kalmaz dut yiyecek olmaktır bebek'te, çilek yerine...
    bir kaç aya kalmaz sıcaktan gölge aranacak olmaktır açık mekanlar yerine...
    mevsimlere bakarken, zaman geçerken içini doldurandır istanbul... mevsimlerin, zamanın, yaşlanıyor olmanın içini doldurandır... orada olunmayan her mevsim askıdaki giysi gibidir, ona ne kadar yakışacağını düşünürsünüz ve hiç göremezsiniz bile... şarkıların, acıların, hayallerin en çok yakıştığıdır istanbul.. yaşamanın yakıştığıdır. "burada olmasam" dersiniz, işte "yaşamak askıdaki giysi olurdu"... "buradayım ki" dersiniz gözkapaklarını öpersiniz vapur yolculuklarınızla "çok güzel yaşamak" dersiniz...
    gülümsemelerinize gülümseyendir istanbul. kadehlerinize kadeh kaldırdığı gibi... ve tükürdüğü gibi tadını çıkarmadığınız zamanlarda sara nöbeti geçiren çocuklarla, eli bıçaklı adamları yolunuza...
    gözgöze gelişlerinizde güzelliğinizi hissettiren, öylece ona bakakalmışlığınızda hayranlığınızdan biraz mahçup güzelliğini hissedendir...
    her dildeki şarkının yakıştığıdır....
  • fransız konsolosluğunda ne ağacı olduğunu bilemediğim ağacın içinden gece 2de gelen kuş sesleri, bir yanında gramofon, bir yanında vazo, bir yanında kristal avize olan mavi eskici tablası, eskicinin yüzünün, tablasında taşıdıklarının tüm pırıltısına inat solukluğu, vapurla kanlıca 'dan karşı kıyıya geçen, sizden ve kahvaltınızdan köprüye doğru uzaklaşırken izlediğiniz baloncu-balonlar-, öylece ilerlemesi göğe yükselen uçan balonların boğaz sularında bir vapur kenarından, kafka 'da sütlü kahve eşliğinde sohbet etmek yan masadakilerle doğallıkla, "mail yazabilen eleman aranıyor" ilanı bir telefon direğinde, film festivali galasında dizi oyuncularından tvde zap yapıyormuş hissine kapılmak, bebek arabasındaki çocuğun şapkasının ve arabayı iten annesinin hırkasının aynı yünden oluşu, büyük bayram sokağında gece yarısı travestilerden laf yemek ve arabaların üzerindeki boş çay bardakları, beyoğlundaki laleler, kucağınızda uyuyakalan kediyi uyandırmamanızdan kaynaklanan ağrısı omzunuzun, gece yarısı çok tepelerden kadeh kaldırılan kız kulesine gülümsemek, caz çalan bir dolmuş taksiyle gelmek eve, istiklalde godfather melodisini ağzıyla, kuş sesi çıkaran zımbırtıyla çalan ve hep aynı köşede duran adam, her gün yanına gidilecek bir başka dostun varlığı fikri, kavuşmak için aceleyle giyinip yola koyulmak...
    "laf bunlar sırf edebiyat" demişti yazdıklarıma bir eski sevgili, istanbul: edebiyat ...
  • bambaşka kokulardır istanbul, koku hafızanızın binbir renkli dehlizlerinde kaybolmaktır...
    maç çıkışı köfte ekmek kokusudur, kuyrukta beklerken kestane kokusudur, boğaza ayaklarınızı uzatmışken -tam da tonton bir amca gelip de "dalga gelecek kalk" diye sizi kaldırmadan bi kaç saniye önce- esen deniz kokusudur, istiklalde yürürken dondurma külahı kokusuna karışan, -yaşlı teyzenin hep aynı köşede sattığı- sokakta satılan lavanta kokusudur, büfelerin önünden geçerken döner, manavların önünden geçerkenki çilek kokusudur, ramazanda pide, sabah ve akşamları fırın önlerinde ekmek kokusudur, yazları közde ve haşlanmış mısır, kışları vapurda sahlep kokusudur, balık sevmiyorsanız hayatınızı cehenneme çeviren balık ekmek kokusudur eminönü'nde, kapalı çarşı'da baharat ve kahve kokusudur, cevizlibağ'da bisküvi kokusudur- bisküvi fabrikası saolsun-, balık pazarı'nda midye, nevizade'de bira kokusudur, gece yarısı kokoreç kokusudur, çiçekçilerin önünden geçerken nergis, sümbül, leylak, otobüste ter, oltaların sarktığı bir köprüde ölüm kokusudur, kale'de kahvaltıda çaya karışan boğaz, ekmek, zeytin, peynir kokusudur, yağmur öncesi yağmur, yağmur sonrası toprak kokusudur. rüya kokusudur, aşk kokusudur, gece kokusudur...
    "e her yerde vardır bu kokular" da diebiliriz elbette.. bu kokuları aldırandır, durdurup duraksatıp gülümsetendir istanbul.
  • istanbul, nevizade'de pamuk şeker, sahilde kağıt helva, sepette semiz otu ve enginar, herhangibir manavdan erik ikramı, ısrarla ısrarla erguvanlar, batsın bu dünya, "kendim ettim kendim buldum" söyleyerek yürümek sarhoş yolları, ortaköyden ulusa mor salkımların arasından çıkılan yol, gece 2 de taksilerden sapsarı beyoğlu, bir yabancının her an sizinle sohbete başlayabilecek oluşu, yolda hapşurduğunuzda "çok yaşa" diyen yabancılar, çocukların gülümsemelere karşılık veriyor oluşu durduk yere...
    istanbul, beyaz tepeler, kardan, papatyalardan ya da mezarlıklardan..
    istanbul, vurmuş ayakkabıları çıkardığınızda hissettiğiniz kaldırım, asfalt, yamukluk , soğukluk, aitlik.. yalınayaklarınızdaki yer. doğru yer hissi..
    istanbul, uçan balonları sevmek... kaçan balonların martılara doğru kaçtığını bilmek...
    istanbul, bazı martıların tüylerinin diğerlerinden daha kirli olduğunu görmek boğazdan gelen rüzgar saçlarınızı dudaklarınıza değdirirken.
    bir an, "o kadar mutluyum ki şu an" deyip dondurmak istediğiniz an dır bahar güneşi yanaklarınızı dudaklarınıza yumuşacık bir öpüş gibi ısıtırken... istanbul, gözlerinizi doldurandır güzelliğiyle... güzelliğinin "şiddetinden gözlerinizi dolduran"dır, dolduran andır istanbul..
  • taksim meydanının ortasında kardan adam yapmak için evden havuç getiren çocuk olmak istanbul. vapura her binişte herkesten önce vapur tam yanaşmadan vapura atlayan ve ve çok sevgili vapurdan ağır adımlarla en son inen çocuk olmak istanbul. çaktırmadan kaldırımdaki kaşığı alıp lüzumsuz eşyaları sakladığı biricik odasındaki biricik anı kutusuna koyan, bahar vakti erguvanlara, ağaç kenarındaki mantarlara, ilkyazda papatyalara, kalabalıkta insanlara, deniz kenarında martılara bitmez tükenmez bir merak ve hayranlıkla bakan çocuk olmak istanbul... tek bir sözle yüzü düşen, küçük kalbi kırıldığında hemen bir köşeye oturup ağlayan çocuk olmak istanbul. tatlı bir söz ya da bir ikinci sarılış için uyuyor numarası yapan, her yeni güne gülümseyerek uyanan çocuk olmak, istanbul. küstüğünde dokunsan ağlayacak denli gözleri dolan, kırılganlığı kalbinde affedemeyeceği yaralar açan çocuk olmak istanbul. kaldırıma oturup dut toplayan ve yavru bir kedi öldüğünde yatağına kapanıp hüngür hüngür ağlayan çocuk olmak istanbul... ölüme merakla bakan, bir damla gözyaşı bile iç acıtan çocuk olmak istanbul. “beni sev” diye çırpınan, ilgi çekmek için binbir güzelliğini göz önüne sunan ve sonunda en ufak bir kızgınlıkta inandırıcı olmayan umursamaz bi tavır takınan şımarık çocuk olmak istanbul. istanbul ellerine çilek bulaşmış, ufacık boyuna bakmadan sevdalandığında hemencecik kırılan, yüreğinin yaprakları en ufacık bir öfke rüzgarında gelincik gibi tül tül dağılan, misafirlikte hep bir çikolata fazlasını isteyen, isteyemezse aklı kalan, şımarık, sevecen, meraklı, zeki çocuk olmak. istanbul her alnına kondurulan öpücüğe kocamanından gülümsemelerle yanıt veren çocuk olmak. istanbul geceleri başucunda melekler ve dualarla uykuya dalan huzurlu uykusundaki rüyalarını gökkuşaklarının süslediği çocuk olmak. istanbul ağladığı an hayatın durduğu, yabancılara el sallayan, sümüklüböceklere basmayan, sonbaharda kuru yapraklara basılırken çıkan sesle müzik yapan, dilencilere sarılan, sokak köpeklerine dondurmasını uzatan, uzaklara doğru uzanan gri binaların hepsine yer yer yaşını aşan bir hüzünle, yer yer öyküler düşleyerek, merakla ve geleceğinin düşleriyle bakan çozuk olmak. istanbul düşe kalka öpülesi dizlerinde yaralarla ileriye koşan, yüreği temiz çocuk olmak. istanbul yalan söyleyenlere dolu gözlerinde öfkeyle bakan çocuk olmak. istanbul açlığa, büyüklerin kurallarına, yalanlarına, doğrularına anlamadan bakan savunmasız çocuk olmak, istanbul kocaman kucaklanası, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisinden yaşam sevinci taşan çocuk olmak. istanbul sakınılası, korunası, şefkatle ve hiç bırakmadan ömür boyu sevilesi çocuk olmak. uzaktan izlemesi bile huzur veren oyunlarına dalmış, oyunları fazla ciddiye alan çocuk olmak istanbul. istanbul nefeslerinde anlamın saklı olduğu çocuk olmak. yıllara rağmen çocuk kalmak istanbul. istanbul çocuk olmak.
    istanbul, tren raylarının arasında peşinden cesaret isteyen her şeyi göze alarak seneler boyunca gidilmiş ilk aşkla dans etmiş kadın olmak sabahın beşinde. istanbul bağırışların, haykırışların ortasında başını dimdik tutabilen gururlu kadın olmak. karşı çıkışının tam ortasında ihanete, yozluğa, yalana izin vermeyen, bedelini çoğu zaman gidiş ve yitimlerle ödeyen, “hain” bilinen kadın olmak istanbul. acısından, acısına saygısından, unutmak için içtiği gecelerde alkolden sallanarak yürürken düştüğü sokaklarda uyanan ayyaş kadın olmuş olmak, her kendini toparlama çabasını kendi elleriyle baltalayan kadın olmuş olmak istanbul. istanbul tüm suçlamaları sineye çeken ve hafif görüntüsünün altında yaralarının ağırlığını gizleyen, hüzün kelimesini taşıyan kadın olmak. anılarına bir ömür boyu saygı duyan, şiirleri taşıyan kadın olmak istanbul. istanbul isyan edilesi her yerde şarkılarla, iç çekişlerle ve keskin bakışlarla isyan eden kadın olmak. bitmek bilmeyen gecelerde eve dönüş yollarında diz çöküp ağlamış, inanmadığı bir tanrıya yer yer yalvarmış ama hep şükretmiş sessiz ama güçlü, çoğunlukla ulaşılmaz kadın olmak istanbul. aşk için feda edilenlerle yüreğinde binbir masal yaratmış, masalların hepsinin sonunda ıslak yastığındaki uykusuna yalnız dalmış kadın olmak istanbul. yeri geldiğinde düşlerini, aşkını, hayallerini değerleri için geride bırakabilmiş kadın olmak. pişmanlıksız yaşamanın tüm bedellerini bedeniyle, yüreğiyle, hayatıyla ödemiş kadın olmak istanbul. hatalarının vurulduğu yüzüne atılan tokatların sayısı attıklarını geçmemiş kadın olmak istanbul. intikam almamış, yalanı hayatına katmamış, bağlılıkla bağımlılığı karıştırmamayı öğrenmiş, yaşlanmış yüzünün çizgilerinde ilk gençlik yıllarının izlerini aynada izlerken sevecen bir şekilde gülümseyen kadın olmak istanbul. istanbul, baharda sırtındaki erguvan rengi şalda, boğaz rüzgarı uzun saçlarını dalgalandırdığında gözlerinin parlaklığından ve denize içindeki bakışından, hiçbir şey yitirmeyen kadın olmak. istanbul, vazgeçmenin bağımlılık yapan kaderciliğine düşmeden, kendi düşlerinin üzerinden çıplak ayaklarıyla, topuklu ayakkabılarının vurduğu yaz gecelerindeki gibi yalın ayak yürüyen kadın olmak. her öpüşe tutkuyla cevap verebilse de, her aşka cevap veremeyen kadın olmak istanbul. yanlış kollarda uyuduğunda, uyandığında dolunaydan utanan ve ağlayan, yaralı çocukların saçlarını anaç bir şekilde okşayan kadın olmak istanbul. istanbul gözlerinden düşen yaşları süslü şişelerde biriktirmiş kadın olmak, istanbul makyaj yaparken banyo parkelerine yığılıp ağlamış kadın olmak, istanbul kıskançlıktan kabuslar görüp uykusuz geceler geçiren kadın olmuş olmak, istanbul hiçbir şeyi unutmamış, her şeyi sakınmış, saklamış ama kendinden ödün vermemiş kadın olmak. dışarıdaki görüntüsüyle içindeki gerçeğini koruyan kadın olmak istanbul. sevişmelerinde masumiyet taşıyan, seni seviyorum'larına hiçbir zaman yalan bulaştırmamış kadın olmak istanbul. çocuk olmayı bilen kadın olmuş olmak istanbul. hatırlayan, unutmayan, anılarını taşıyan kadın olmak istanbul. istanbul kadın olmak.
    unutan adam olmamak... adam olmamak istanbul.
  • sabahları erken saatlerde seyrine doyum olmayan bir türlü uykudan uyanamayan şehir.
    güneşin ilk ışıkları vurduğunda parıldayan sarı deniz, çapakların arasından bakan ilk uyku sersemi bakışları kadar güzeldir sevdiğinizin...
    sislerin arasında bulanık boğaz ise uyku sersemi mırıldanışlarıdır...
    istanbul sevmek kadar güzeldir.. sevilmek kadar... geceleri uyumasını, sabahları uyanmasını, öğlenleri telaşını, akşamları sıkılmasını, öylece varlığını seyretmeyi, seyir etmeyi sevdiğiniz. bağlılığınızdır.
  • lalelerle daha da güzelleşmiş biricik şehir. rengarenk lalelerin ve tepelerini kar yağmışcasına beyazlatmış papatyaların yerini erguvanlar alacak boydan boya. rengarenkliği ve beyazlığı eflatuna dönecek. sonra sarı kır çiçekleri kaplarken tepeleri papatya beyazlığından sonra gelinciklerle kırmızı olacak... kısacık bir zamanda o kadar çok renk yaşatacak ki içinde yaşayabilenlere... kendisinden kopartılanlar anılarıyla yetinecekler soluk renklerin.. sırasını bilmelerine, bütün kış hayal etmiş olmalarına rağmen üstelik...
    içinde lale bahçeleri, papatya tarlaları, kır çiçekleri, erguvan ağaçları, gelincik tarlaları parıldayan şehir. içinde bütün renkleri pırıl pırıl barındıran şehir...baharın en çok yakıştığı şehir.. her giydiğini kendine yakıştıran şehir...
  • köprüyle boğazı iki renge bölmektir istanbul... sağınızda deniz başka solunuzda başka bir renktir. "hangi taraf daha güzel bugün, sağ mı sol mu?" sorusudur. "martı olsan köprünün üstünden mi altından mı geçerdin?" sorusudur. "bu akşam ne yapalım?" sorusudur herkes'inizi sınırlarında barındırdığından.
    bir sabah içinizde "vapur düdükleri duyuluyormuş" cümlesiyle uyanmaktır. başka bir sabah üsküdar vapuruna indikten sonra denize doğru inen sokağından evinizin denizin uçuk yeşile bulanmış mavisinde yüzünüze esen rüzgardır- lodos, poyraz, karayel fark etmez-.. aynı anda birden duyulan çatal bıçak sesleridir ramazanda.. yolda yürürken alelacele ortalığa kurulmuş sofralarına davet etmesidir yabancıların..
    vapur düdükleridir, martı tüyleridir uçuşan...
    her yeni gün yeni bir güçle gülümsemektir hayata...
7296 entry daha