şükela:  tümü | bugün
  • dizkapakları yara, elbisesi yırtık, yüzü gözü kir ve is içindedir. kendisi sisin içindedir. yaklaşırsınız, kaybolur. hayal meyal bir gözyaşı belki vardır, belli değildir. gülümser alay eder gibi, intikam alır gibi, ölür gibi. 8, 10 yaşlarındadır. babası belli değildir.
  • hep bi'şeyleri kaybetmişcesine ortalarda dolanan ne eski ne yeni pantolonu yıpranmış,biraz pis,puslu ama anlamlı gözleri ile hiç yaşlanmayan bir çocuktur istanbul'un çocuğu..güzeldir insanın sarıp sarmalayacağı gelecek denli güzel.
  • sokak sceneinde (uydurdum simdi) istanbullulara denir (daha cok erkeklerine) (bkz: istanbul pici) (bkz: ankara bebesi)
  • istanbul çocuğuna bakınca ne gördüğünüz değil ona nerden baktığınız önemlidir. vakti zamanında istanbul dışındaki kuzenimi ziyarete gittiğimde yaptığım en ufak mızıkçılık onun benden on beş yaş büyük arkadaşları tarafından "istanbul çocukluğu" olarak adlandırılıyordu. onlara göre istanbul çocuğu her şeyi görmüş, tatmış, hayatta şaşıracak bir şeyi kalmamış, memnun edilemez şımarık bir tipten ibaretti. oysa ki her akşam çevre kasabalarından en kuytu köşelerine kadar dolaşıp bulundukları şehre takla attıran onlardı. ben bırak her geceyi daha o yaşımda hava karardıktan sonra sokağımdan dışarı çıkamıyordum.

    yaşım ilerleyince durum değişti ama istanbul dışındakiler yine bir adım öndeydi. gece bir yere gitmek istediğimde eve dönüşümü de ince ince planlamalıydım. taksi parası yoksa, eve bırakacak bir arkadaş da olmayacaksa ya birinde kalınacak ya erkenden eve dönülecekti daha gece yeni başlarken. ben son otobüse kanter içinde koşup kös kös eve döndüğümde bilgisayarın başına oturuyordum, istanbul dışındaki arkadaşlarım nerede hangi şehirde olurlarsa olsunlar benden daha çok eğleniyorlardı. istanbul'un ucu bucağı olmadığından ben denizsiz sahilsiz sahili meymenetsiz bir semtte oturuyorken başka arkadaşlarım evlerinin elli metre ötesindeki yemyeşil çimenliğe uzanmış adalara karşı biralarını tokuşturuyorlardı. istanbul çocuğu ama hangi istanbul çocuğu değil mi?

    madem çocuk diyoruz hakiki çocukları da atlamayalım; benim çocukluğum bitişik nizam bahçeli evleri olan mükemmel bir semtte geçti. evlerde oturanların babaları da o evlerde oturmuş ve amca, teyze dediğimiz arkadaşlarımızın anne babaları da bizimle aynı kaldırımlarda oynamışlardı çocukken. sabah kuş cıvıltısı, bahçede kahvaltı, öğleden sonra kayısı ağacının altında kestirmek, geceyarılarına kadar evlerin aralarında ve bahçelerde saklambaç oynamak ailelerimiz gibi orta halli insanların çocuklarına da kısmet olmuştu. bütün bu oyunlardan ve bitmek bilmeyen yaz tatillerinden başımızı kaldırıp küfür öğrenmeye bile ancak 15 yaşında liseye geçince vakıf olmuştuk. birbirimize yaptığımız en acımasız şey kartopunun içine pil koyup bacaklarımıza atmak falan gibi şeylerdi ki bu bile epey olay yaratıyordu.

    şimdi meymenetsizin meymenetsizi bir semtte oturuyorum. büyüdüğüm yere göre istanbul'un çok daha uzak bir köşesinde kalıyor. ne büyüklerin ne gençlerin yüzünde meymenet var. her sabah işe giderken bizim camın tam önüne balgamını bırakmayı adet edinmiş orta yaşlı bir adamdan duyabileceğim en güzel söz az ilerdeki arkadaşına seslenirken çıkardığı "laoğmunagodumnaberla!" nidası. burada oturduğum süre içinde üç tane çocuk gördüm. ikisi zaten kardeş biri de yaşı çok ufak olduğundan halen saflığını koruyor. diğerlerine çocuk demek tuhafıma gidiyor. en güzel oyunları beş kişiye bir kişi karton borularla saldırıp köşeye sıkıştırıp dövmek. daha iki gün önce dört okul önlüklü çocuk bir tanesini sıkıştırmış kürekle dövüyordu ki ayıramadık. koltuk döşemecisinin önündeki koltuklardan birine kurulmuş etrafına da kurmaylarını toplamış dokuz yaşında bir çocuk elindeki bilye tabancasını yüzümüze doğrultup "gözüne sıkarım layyyn! benim adım polat!" diyebiliyor mesela. az ilerde oturmuş babası da eblek eblek sırıtıyor utanmadan. o da istanbul çocuğu.

    entrymi istanbul üzerine bir belgesel hazırlamış çok akıllı genç bir hocamın; "istanbul'daki kültür mozaiği hiç bir yerde yok anacım, geçen gün fransız mimarlar da hayran kaldılar küçük armutlu'yu gezerken" lafına bağlayacaktım ama enrty çok uzadı, o da başka sefere.