şükela:  tümü | bugün
  • yokluk yüzü görmemiş bir grup ibnenin sancılı ve hezeyan dolu kimlik arayışı. evet
  • şu an tv8 de yayınlanıyor. asıl sinemada bunu izleyene oscar verilmeli.

    bütün ünlüleri toplayıp, kimsenin anlamayacağı bir film yapalım demişler ve tam olmuş.
  • en güzel tonunu bu hafta göreceğiz, şimdilik veba sarısı var. az bıyıklıların hazmetmesini bekliyoruz.
  • bir kere anlaşalım, paramı geri verin lan seviyesinde bir film değildi, lakin çok derin anlamlar olan film olduğuna da emin değilim..

    seyircinin çözmesi istenen imgeler ve masalsı gerçek kurgu havada uçuşuyor, iyi güzel ancak kabız bir ilerlemeye sebep olan kopuk diyalog ve sahneler, durgun oyunculuklar, hayatın doğal akışını ve istanbulu da hissettirmek için araya sokuşturulan yancı konular tüm kurguyu zedelemiş..

    ama yine de azmettim alt metin okuyup teorimi ürettim.. ferzan özpetek bunları anlatmak istememiş olsa bile, beyin jimnastiği yapmak için birkaç kez daha izlenmeyi hakeden bir film

    --- spoiler ---

    ilk başlarda deniz ve çevresindekiler herşeyi biliyor ve orhan'ı kitabı mükemmel hale getirmesi için bu kurgunun içine sokuyorlar diye düşündüm.. sonra deniz ile orhan'ın aynı kişinin yansımaları olduğu fikri ağır bastı..

    orhan, deniz ve neval'in arabayla partiye gittiği sahnede, deniz romanlarında gerçek ile kurguyu beraber kullanmayı sevdiğini söylüyordu.. yine gökdelendeki partide neval ile orhan arasında masal ile ilgili bir diyalog geçmişti.. aslında bunlar izleyiciye bir uyarı gibiydi bence, izleyeceklerimiz aslında deniz'in romanının bir yansıması, lakin orhan'ın hikayesini barındıran gerçek bir timeline'dan kesitler de var, kişilerin hikayelerini romandan bilen orhan'ın güncel kişilikleri çözmeye çalışmasıyla masalsı şekilde gördüklerimiz de var..

    bir yandan da eğer deniz ile orhan aynı kişilerse bunlar aynı insanın farklı zaman dilimlerindeki yansımaları.. tabi araya serpiştirilen kanat, ölüm teması, arabada-odada kapalı kalma gibi çeşitli imgeler de, aradaki boşlukları doldurmamız için..

    mesela yusuf çatıda orhan'a arabada olanı unutabildin mi dedikten sonra neden zombi dedi?? sen o olaydan sonra yaşayan bir ölüsün mü demek istedi? deniz'in küçükken arabaya kapatılması ile orhan'ın çocuğunun arabada unutularak ölmesi aynı olayın temsilleri miydi? öyleyse tanıyordu orhan'ı yusuf, demek ki orhan deniz'di..

    ve oğuz karakterine kimse anlam veremese de, bir detay, deniz'in odasındaki kurt heykelciğinin yarım kalmış versiyonu oğuz'un gökdelendeki evinde duruyordu ve deniz'in öldüğünü kabullenin diyip yarım kalan romanı kendisi tamamlayacağını söylüyordu.. belki oğuz, bu timeline'da deniz'in (yani şimdiki orhan'ın) gelecekteki haliydi?

    tüm bu anlattıklarımdan yola çıkarak şöyle bir alt metin ve teori sunuyorum; aslında 3 karakter, deniz'in id, ego ve süper egosunu betimliyor; deniz, doyumsuz ve saldırgan arzuları temsil eden "id" ( hatırlayın, teyzeleri deniz için doyumsuz demişti, biseksüel eğilimi, bencilliği ve maymun iştahlılığı ortada); orhan, "ego" ile dengeyi kurmaya çalışan ve sorumluluk bilinci yüksek yönü (yusuf neval ikileminde neval aşkını ön plana çıkaran, alkolü bırakma iradesini göstermeye çalışan, neval'in eşinden bile özür dilerken mantıklı bir açıklama ve açık yüreklilik gösteren, ve hatta hizmetçinin ailesine otogara kadar eşlik edip, belki gelir diye köpeğin su kabını yenileyecek kadar sorumluluk sahibi ); oğuz ise arada hortlayan ve id'in aşırı isteklerini baskılayarak kontrol altına almak isteyen ve egoya hiç güvenmeyen, ve hatta baba figürünün yerine geçen "süperego" (yusuf'a aşık olan değil nefret eden tarafı gösteriyor, içki içmeyen orhan'a da güvenmiyor, deniz'in hayran olduğu bir karakter..)

    ve biz yan karakterler üzerinden deniz, orhan ve oğuz olarak beliren bir karakterin hikayesini izledik.. bunlar bir yandan tek bir kişinin psikanalizi idi, bir yandan da farklı timeline'lardaki yansımaları..
    --- spoiler ---
  • ilk izlediğimizde yakaladığımızı düşündüğümüz detayları (bkz: #66775290) oturtabilmek için tekrar izledik filmi.
    ikinci izleyişten sonra çok çok daha güzel film.
    ve deniz'e ne oldu diye gerilmeden izlediğimizde fark ettik ki:

    --- spoiler ---

    neval istanbul.

    deniz'e, orhan'a, yusuf'a göz kırpan, evli; doğudan gelen misafirlere kısa süreliğine durak sağlayan, herkese kucak açan bir sürtük. güzel, büyülü ve donuk.

    deniz'in yazdığı kitap orhan'ın kafasında kurduğu taslaktı. istanbul'a geldi, karakterleri ile tanışmak, hikayeyi oturtabilmek için. deniz yalıda "şimdi kitaptaki karakterlerle tek tek tanışacaksın, ama onlara bir şey sorma bana sor." dedi. partiden sonra çorbacıya gittiler, orhan deniz'e dedi ki "bütün filmlerini izledim. güzeldi. ama kitapta çok dağılmışsın." dışarıdaki gürültüyü duydular: kağıtçı çocuk. "kağıtlarım kağıtlarım. hepsi uçtu. ne kadar çok toplamıştım."
    orhan kafasında yazdığı ilk taslağı -denizin kitabını- çöpe attı, çok dağılmıştı. ne kadar çok toplamıştı.
    yalıya döndü, şezlongta bütün gece düşündü. kitabının güçlü yanlarını düşündü. yusuf, yusuf'un ölümü, gasilhane, yusuf'la ilgili herşey. deniz'i de çöpe attı, hikayeye başka bir yön verdi.
    --- spoiler ---
  • ferzan özpetek'in çılgın attığı filmdir.

    --- spoiler ---

    ilk entrylerde kimse ne olduğunu anlamadığını, sonraki entrylerde nihayet birileri orhan ile deniz'i aynı kişi olduğunu anladığını, sonrakiler de nasıl aynı kişi yahu şaşkınlığını yazmış. kendi anladığım kadarını anlatayım izninizle:

    - orhan ile deniz aynı kişi.

    - akşam yemeği sahnesinde "siz geldiniz ve deniz kayboldu" repliği güzel bir ipucuydu. cenazede yusuf'un annesinin orhan'a deniz diye sarılması da ipucu değil artık kanıttı.

    - deniz'in annesi evi boşaltırken, sadece deniz'in odasını boşaltmıyor ve anahtarını orhan'a veriyor, yani aslında odanın gerçek sahibine.

    - deniz'in annesi, babasının çocukken arabaya hapsettiğini anlatırken "camı kırıp onu oradan çıkarabilirdim ama yapmadım" diyor. orhan'ın da karısı alkollüyken çocuklarını arabada unutuyor ve çocuk ölüyor. ayrıca orhan bir kabustan uyandığında kalkıp "camı kırıyor".

    - orhan'ın eşi zümrüt "alkollü" olduğu için çocuğu unutuyor. orhan da partiye katıldığında "ben alkol kullanmıyorum" diyor.

    - neval'le büyük ada'daki eve gittiklerinde duvarlarda "çocuk ölümleri ile" ilgili haberlerin ağırlıklı olduğu yazılar görüyorlar. aslında bunlar orhan'ın çocuğuna duyduğu özlemden ötürü takıntısı.

    - araba sahnesinde neval, deniz'le yaşadıkları şey için "ilişki denemez ona, tek gecelik bir şeydi" diyor. deniz ise "benim için bir ömre bedeldi" diyor.

    - orhan neval'e misafir olduğunda neval orhan'a "hayatım boyunca aradığım sevgilim olabilirsin; ama olmayacaksın" diyor. orhan da ona açılıyor. bu ilan-ı aşkı neval tek gecelik yorumlarken, orhan bir ömre bedel gibi görüyor.

    - orhan biseksüel, aynı zamanda yusuf'a aşık. bankta yusuf gelip yanına oturduğunda ve siktir çektiğinde, aslında "tanımadığı" birine değil, "gayet iyi tanıdığı" birine bağırıyor yani.

    - yusuf'la çatıdalarken, yusuf kokain uzatıyor çeksin diye, orhan ne diyor: "gençliğimde ben senden beterdim". tıpkı deniz gibi ;)

    - vapur sahnesinde yusuf, deniz'i sadece boğazı yüzerek geçme konusunda yendiğini söylüyor. filmin sonunda orhan boğazı yüzerek geçmeye çalışıyor. muhteşem son be!

    - deniz'in abisi, "biz annemizin hastalığıyla ilgilenirken deniz bey'in parisler'de londralar'da keyfi yerindeydi tabii" diyor. dikkat edin, londra :) sonra orhan, saatçi dükkanında ablasıyla konuşurken "babam öldü, annem hastalandı öldü ama sen yoktun" diyor.

    - toparlayacak olursak; deniz, neval, yusuf, oğuz bey ve diğer tüm karakterler orhan tarafından yaratılmış. orhan, çocuğunun ölümünden sonra sıyırmış kafayı ve londra'ya gitmiş fakat elbette bunları kafasından atamamış, hatta ablasına bir replikte aynen bunu söylüyor. istanbul'a dönüp kendi peşine düşüyor.

    son olarak: bir önceki entry'de belirtilen, "orhan, deniz ve oğuz'un aynı kişinin farklı zamanlardaki yansımaları" teorisi de enfes bence. film daha da leziz bir hale gelir eğer öyleyse.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    halit ergenç, londra'da yaşayan bir edebiyat eleştirmeni. eski, zengin ve eşcinsel bir arkadaşının romanını eleştirmek üzere istanbul'a geliyor.

    sonra efendim, arkadaşı deniz ortadan kayboluyor. halit, deniz'in arkadaşı neval'le (bunlar kanka ayağı takılıyor ama kanka ayağı göt ayağı, zamanında one night stand yaşamışlar, resmen cinsellik etmişler!!!!) tanışıyor ve deniz'i ararken başlarına komik ve ilginç olaylar geliyor. o sırada halit, neval'e aşık oluyor ki neval evli; kadının kocası da godoş. "karına aşık oldum" diyor halit ergenç, adam da "olsun ya, olur öyle tmm" diyor. bak bak yavşağa....

    bir ara yusuf diye uzun saçlı bir yakışıklı giriyor devreye ki o da eşcinsel ama biraz atarlı. "yusuf kendinden başka kimseye zarar vermez" diyorlar ama insan tırsıyor, tinerci gibi pıçak falan çekebilir manyak, ani hareketleri var.

    sonra yusuf ölüyor ve yıkıyorlar adamı. annesi halit ergenç'i deniz sanıyor ama olabilir, yaşlı kadıncağız sonuçta.

    serra yılmaz diye kısa boylu bir hizmetçi var, komik baya. halit ergenç kabus görüp camları kırınca "inşallah hep aynı kabusu görmezsin, evde cam kalmaz:))))" diye espri yapıp ortamı yumuşatıyor.

    biraz entellektüel yaklaşmak gerekirse, zengin ailenin evi boşaltması, halit ergenç'in kafasını boşaltmasını simgeliyor aslında... londra'yı aradığında konuşan kadın sesi, theresa may ve brexit'e bir gönderme olmuş. "biletimi öne al" diyor hatta "brexit'i öne al" cümlesine benziyor...

    partideki yaşlı adam, yaşlılığı simgeliyor. adam dayak yerken bile gülüyor laf sokuyor, ne irite oldum ıyyyy... aq ölüsü...

    kağıt toplarken ölen adam, trump dönemine gönderme olmuş. yani "boşuna kağıt toplayıp geri dönüşüm kasmayın, abd paris anlaşmasından çıkıp çevreyi nasılsa mahvedecek" mesajı var. kağıtçı çocuk (kuzey güney'de kıvanç tatlıtuğ'un kankası) ölürken "kağıtlarımmmmm...." diyor, burada da goethe'ye bir gönderme var; o da ölürken "biraz daha aydınlık..." demişti... kağıtlar, aydınlığı simgeliyor....

    saatçide çalışan abla, halit ergenç'in ablasını simgeliyor, ki kuzey güney'de, kuzey'in ve güney'in aşık olduğu kadının annesini oynamıştı bu kişi. bu yönden, doğu-batı çelişkisine "kuzey güney" şeklinde bir alternatif yaratma amacı olabilir ferhan öztepe'nin.

    kürt aile... istanbul'a kadar gelmişler, neden bursa'ya gidiyorlar? bursa'nın nesi meşhur? uludağ... uludağ ne? gazoz... yani "kürdistan hayalinizin üstüne soğuk bir gazoz için" göndermesi var burada çok açık. (ferhat özteke, çözüm sürecine karşı olduğunu defalarca belirtmişti daha önceki reportajlarında)

    offff, çok salaksınız..
    --- spoiler ---
  • filme bayıldık. istanbul figürü harikaydı zaten, ilk sahneden beri inen o bam bam sesleri ile vurdu. ama bayıldığımız kısım film hakkında konuşacak ve düşünecek yığınla şey olması.
    yoğun istişareler sonucunda şuna ulaştık:

    --- spoiler ---

    halit (ergenç) -karışmaması için halit olarak bahsedeceğim- seneler sonra istanbul'a gelir. kafasında bir kitap yazma fikri vardır, kırmızı yalıyı kiralar, odasına yerleşir.
    yazacağı kitabın ana karakteri kendisidir -orhan-. orhan, deniz'in yazdığı kitaba yardımcı olmak için istanbul'a gelmiştir. neval, yusuf ve oğuzla tanışır, bu macerası sırasında da sorunları ile yüzleşir ve kendini bulur.

    filmin başından itibaren gördüklerimiz halit'in yazacağı/yazdığı kitap. bu kitabı kafasında canlandırarak kendi yarattığı karakterler ile tanışıyor ve kendini çözümledikten sonra da gerçekten yazmaya başlıyor. kafede yazmaya başladığı an (zaten filmin en başında deniz'in ona söylediği cümle ile başladı), yalıdaki odada bilgisayarda yazdıkları, kız kardeşi ile konuşmaları, ona yazdıklarını okutması gerçek hayat. diğer tüm sahneler halit'in kitabı. (bilgisayar da deniz'in değil, halit'in bilgisayarı. içinde istanbul kırmızısı dosyası var, kitapla ilgili notları var. kendi haberlerinin küpürleri de dahil.)

    filmin bir yerlerinde -neval diyordu sanırım- yazarın yarattığı karakterlere kendinden parçalar eklemesiyle ilgili bir diyalog vardı. halit de tüm karakterlere kendinden parçalar eklemiş.

    ada'daki evin duvarında gördükleri katliam resimleri için neval açıklama yapmıştı: deniz öncesinde tüm materyalleri toplamayı sever. kitabın yazarı halit de, yalıdaki odanın duvarında bütün materyalleri toplamış, karakterler, sayfa referansları, notlar vs. ondan sonra yazmaya başladı.

    her karakterde (halit)ve orhan'dan bir parça var ve onun geçmişiyle yüzleşmesine, kendini bulmasına yardımcı olup ortadan kayboluyorlar.

    en büyük görev deniz'in. orhan'ı istanbul'a getiriyor, neval ve oğuz ile tanıştırıyor, yusuf'u gösteriyor ve kayboluyor.

    neval aşkı. orhan kitapta neval'e -halit de gerçek hayatta kendi yarattığı karaktere- aşık oluyor. senelerdir yok olmayı tercih etmiş, hiçbir şey hissetmeyen adam çok güçlü bir şey hissetmeye başlıyor.
    orhan'ın neval'in kocasına aşkını sırf içinde kalmasın diye itiraf etmesi çok büyük bir adım. ama asıl görev halit'in bunu itiraf etmesi ile tamamlanıyor ve neval kayboluyor.

    deniz'in annesi, acısının ortağı. onu oğlunun ölümü ile yüzleştiriyor. babası deniz'i arabaya kilitlediğinde camı kırıp onu kurtarabilirdim diyor. orhan da kendi çocuğunu kurtarabilirdi, ki kabus gördükten sonra -büyük ihtimalle çocuğunun ölümünü gördü- kalkıp camı kırıyor.

    oğuz olgunluk tasviri olabilir -orhan'ın yaşlılığı- baba figürü de olabilir. güvensiz, alaycı ama bilge, deniz onun fikirlerine çok önem veriyor, kendini ona beğendirme çabası var. orhan'ı içki içmesi için teşvik ediyor ama orhan korktuğu gibi tekrar alkol bağımlısı olmuyor.

    yusuf, orhan(halit)ın kayıp zamanları. alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğu dönemlerin temsili. orhan, deniz'in kitabında da en derin karakter olarak yusuf'u görüyor. hayatının en derin dönemlerini temsil ediyor belki de, sonu yusuf gibi olmadığına göre orhan bir şekilde o dönemi kendi içinde çözüp kurtulabilmiş. bu yüzden onu en çok yusuf etkiliyor.
    yusuf hep orhan'a öfkeli. o diğer karakterler gibi kaybolmuyor, ölüyor. bu da onu özel yapan bir detay. belki de o dönemi öldürmüş orhan içinde.

    yusuf ölmeden önce en son deniz'in boğazı geçmeye korktuğunu,arkada kalıp onu beklediğini söylüyor. filmin sonunda ise orhan ya da halit suya atlayıp boğazı geçmeye başlıyor. yıllardır kaçtığı istanbul'un kalbine inecek ve tamamlanacak. film bittiğinde "ee yani?" diyordum az kalsın ama bundan güzel son olur mu!

    halit'in yalıdaki odada "senden nefret ediyorum.." ile başlayan mektubu (deniz'in yusuf'a olan mektubu) yazması, sonra kendi karakteri orhan'a neval'i aratması. orhan gerçekten o mektubu deniz'in bilgisayarında bulup neval'i aradı, bunlar kitapta oldu çünkü. biz filmde halit'in mektubu yazdığını, sonra orhan'ın neval'i aradığını gördük. orhan bu sefer kocasına değil, neval'e aşkını itiraf etti ve ben seninle olmaya varım dedi. başta neval'den etkilenmişti, sonra ulaşılmaz olduğu için çok daha güçlü bir his duymaya başladı, en sonunda ise birlikte olmayı teklif etti.

    kitap bitti mi bilmiyoruz. belki orhan neval'e aşkını itiraf edince bitti, belki orhan denize atlayıp yüzerken bitti, belki de gerçekten kitabı oğuz bitirecek.

    --- spoiler ---
  • genel kanıya katılmıyorum, neden?

    --- spoiler ---

    orhan'ın deniz olması oldukça mantıksız.

    orhan'ın ablasını ziyaret ettiği sahnede geçen diyalogda, ablası annesinin öldüğünden bahsetmişti. ayrıca film boyunca da biliyoruz ki deniz ve abisi iki kardeşler.

    çoklu kişilik bozukluğunu anlatıyor olsa, evet adam farklı karakterler olabilir; ama denizin bulunduğu sahneler her ne kadar az olsa da hem neval, deniz ve orhanla aynı anda konuşuyordu; hem de denizin annesinin ikisi ile de aynı anda diyalogda bulunduğu bir sahne mevcuttu. yani filmde çok kısa süreli denizi görüyoruz; ama film bize ikisinin farklı karakterler olduğunu çok kez söylüyor.

    aynı zamanda orhan denizin kayıp olmasıyla ilgili sorguya gidiyor, ötesi yoktur herhalde.

    eğer orhan deniz olsaydı, teyzeleriyle aynı masada olduğu sahnede teyzeleri sen de çok yakışıklıymışsın falan fiye göz kırpmazlardı.

    sözün kısası orhan bence kesinlikle deniz falan değildi.

    benim teorim şu şekilde.

    ilk gece orhan hayal meyal yusufla denizi kavga ederken görüyor.

    vapur sahnesinde yusuf diyor ki o hep beni izlerdi, hiç cesaret edemezdi boğazı geçmeye; ordan anlıyoruz ki deniz o gece yusufun hiçbir zaman gelmeyeceğini anladığında denize atladı ve intihar etti, bu intihar olayını yusuf, orhana bu boğazı geçme mevzuunu anlatırken anlıyor ve bir bakış atıyor, sonrasında da yusufun yıkanma sahnesini görüyoruz zaten. muhtemelen kendisi de bu yüzden atlayıp intihar etti.
    yani deniz yusufa kendisinin bu ilişki için ne kadar cesur olduğunu kanıtlamış oldu; fakat asıl cesaretsiz ise yusuf. zaten deniz de bunu göstermeye çalıştı. yine deniz ve orhan evin avlusunda otururken, orhan romanındaki en güçlü karakter yusuf dediğinde denizin nasıl sinirlendiğini hatırlarsınız, yüzde biri gerçek olsaydı keşke dedi, yani azıcık güçlü olsaydı keşke dedi ve bunun üstün yusufu çağırdı zaten.

    işin orhan kısmında da bazı çıkarımlarım var ama henüz kafamda oturmadı net.

    bence ferzanın çıkıp basın açıklaması yapması lazım şunu şunu anlatmak istedim diye çünkü kafalar iyice karışık.

    --- spoiler ---
  • filmden çıkalı bir saat oldu, arkadaşlarım da ben de hiç bir şey anlamadık ve kendimize sinirlendik. hatta serra yılmaz ne kadar karikatürize oynamış ne alaka diye filme bok atmaya başladık. sonra yaklaşık yarım saat önce bir ampul yandı kafada. ampul değil aslında florasan. yavaş yavaş geliyor galiba hadi bakalım.

    --- spoiler ---

    bundan sonra yazarak düşünmeli spoiler.

    izlediğimiz film aslında tamamen denizin kitabı üstüne orhanın hissettikleri. veya kitabı okurken kafasının içi. nasıl bir kitabı okurken hele de kitap birinci ağızdan yazıldıysa bi kendimiz oluruz, bi roman karakteri oluruz her şey iç içe geçer, burada da öyle.

    belki orhan istanbula bile gelmedi daha, hala londrada kitabı okuyor. veya bu kırılma bahçede (yalı kenarına bahçe mi deniyor lan?) sızdığında başladı. oradan pek emin değilim. ertesi sabah kahvaltı sahnesinde ısrarla halit ergencin yüzünü göstermemeleriyle bu geçiş başlamış olabilir diye düşünüyorum.

    deniz kitabında deniz-yusuf-neval ilişkisinden oldukça bahsediyor belli ki, o yüzden orhan ilişkilerine çok hakim. ve muhtemelen orhan kitabı okuduğunda nevalden çok etkileniyor ve romandaki neval karakterine aşık olmaya başlıyor. (bkz: roman kahramanlarına aşık olmak) bir anda kocayla karşılaştığında bu kadar şaşırması da ondan çünkü muhtemelen romanda da nevalin evli olduğu pat diye gelen bir şey. belki gençliklerinden yetişkinliklerine keskin bir geçiş oldu romanda. deniz de muhtemelen eşcinselliğini keşfetmeden önce nevale aşık olduğunu sanıyor, hatta araba sahnesine göre bir gece beraber bile oluyorlar ancak deniz-yusuf yakınlaşmasından sonra bu kavuşması olmayan bir sevgiye ve dostluğa dönüyor. neval sayesinde orhan kendini denizle iyiden iyiye özdeştirmeye başlıyor.

    gelelim orhanın neden bu kitaptan bu kadar etkilendiğine, burada cevap istanbul. istanbuldan bağını tamamen koparmışken bu kitap kendi içine gömdüğü duygularını hatırlatıyor. okudukça hatırlıyor, kendi içinde ablasıyla yüzleşiyor, böylece tekrar yazabilmeye başlıyor.

    vee yusuf. yusufun ölümünü düşününce bu teoriden daha da emin oldum aslında. orhanla deniz şezlonglarda konuşurken kitaptaki en can alıcı kısmın gasılhane sahnesi olduğu konuşuldu. sonra bu sahneyi filmde gördük. orhan ne alaka hayatında iki kere gördüğü yusufun yıkanmasına girmiş olsun, orada orhan aslında deniz karakteri olarak orada, o yüzden cenazede annesinin kolunda, o yüzden yusufun annesi deniz diye sarılıyor. orhan kitabın içinde deniz karakterinin kendi ağzından yaşadıklarını yaşıyor. yusuf neden ölmüş, belli değil. tıpkı kitaptaki gibi sonradan intihar olduğu anlaşılacak belki de.

    orhanın yusufa deniz ağzından not yazması da aynı şekilde, o anlarda hep deniz karakterini yaşıyor. o not gerçekten kitapta deniz tarafından yusufa yazıldı.

    muhtemelen kitabın sonu da filmin sonu gibi orhanın/denizin boğaza atlamasıyla bitiyor. bu bir cesaret simgesi. yüzmeye cesaret=yusufa olan duyguları itiraf edebilmeye cesaret. tehlikeli, sonunda ölebilir. deniz bundan hep korkmuş. ama yusufun ölümüyle beraber artık korkmuyor, kendini boğaza bırakarak bitiriyor kitabını.
    sızdıkları geceye geri dönüyoruz, yusuf falan gelmedi aslında oraya. uyku sersemi orhanın düşüydü o. muhtemelen gerçek deniz kitabını emanet edebileceği editörü buluyor, sonra da atıyor gerçekten kendini boğaza. kitabının sonunu yaşatıyor. muhtemelen de ölüyor.

    anlayamadığım birkaç nokta var tabi bu arada, anlamlandıran varsa bilmek isterim.
    tommy nin olayı ne?
    yusufla nevalin kolyeleri neden aynı? denizde de var mıydı bu kolye? ikisinin de kolyelerini devamlı ters ve aşağı sarkan şekilde takmaları tesadüf olamaz.

    kanat kanat her yerde kanat. yusufun oynadığı heykel, denizin odası, ablanın küpeler. neden kanat, ben hiç anlamadı.

    --- spoiler ---