şükela:  tümü | bugün
  • aksaray yenibosna hattı acaip temiz; paris metrosu gibi doğal sidik kokusu falan yok...
    bi de insanlar olmasa içinde çok daha rahat gidip gelcem...
  • atakoy-maslak arasi olsa die hayaller kurdugum ulasım aracı..
  • 8.5 km/10 sene gibi inanilmaz(!) bir hızla bitirilip istanbul belediyesinin gurur kaynagi olan ve icindeyken
    "olm 5 saniyede 120km ye çıkabiliyomuş bu alet" gibi yaran geyiklere şahit oldugum ulaşım aracı.
  • hadisenin, memleketin, projelerin yabancısıyım ama yine de göz görüyor, beden götürülüyor, daredevil değiliz amma bir "metro" kıpırdanmasını biz de duyuyoruz...

    ben daha çocuktum henüz -şimdikinden daha büyüktüm ama çocuktum yine de, ilkokula mı gidiyordum, ortaokuldan kaçmış ilkokul baskını mı yapıyordum, yoksa lisedeydim de, ilkokuldaki öğretmenlerimi görüp, hem öğretmenime büyüdüm demeye, hem öğrenci çocukların karşısında abide dikilmeye mi gitmiştim hatırlamıyorum, kesin olarak hatırladığım bir ilkokul mevzusu war ortalıkta- "metro" kelimesini duyuyorduk televizyondan.

    199x'li tarihler söyleniyordu, demek ki uzaylıyla bi bağlantıya geçilince yapılacaktı bu metro dedikleri, çok zordu abi, bir sürü aletle solucan gibi dolaşacaklardı istambol'un altında... bi de çok hızlıydı, dediklerine göre, ışınlanmak gibi birşeydi, biniyordun, hemen geri iniyordun, oturaklara falan ne gerek wardı anlamak mümkün değil...

    en neticesinde; kaderim bu metruk yerde, metro ile kesişti. bir çocuğa yeni "spor ayakkabı" alınınca çocuğun onu test etmek istemesi, "şimdi nası hızlı koşujağm beni izleyin" demesi gibiydi bu... açtı ağzını ve seslendi: "gel, aradığın bende, ben senin içinim, hadi korkma gir içime" isimli fm kanallarından...

    maarif heyecanlı, eee yaşın werdiği olgunlukla kendinden emin, yetişmek telaşıyla sarsarak bedenimi, metro'nun sayın gayrettepe uğrağından içeriye doğru niyetlendim... aha... yürüyen merdiven, bir nevi potansiyel lunapark, çok yakında hizmete girecek, gerçi biliyorum ben, alet yeni diye çalıştırıyorsunuz, en fazla 1,5 ay sonra motorlar stop, "yürümek iyidir iyidir, gençleştirir insanı, hadi teyze, yürümekten kim ölmüş" ki... istanpol gibi bi yerde, belediyelerin bile bile ne olduğu belli değilken, "yeraltı"na inen bir yürüyen merdivenin ucunda neler bekliyor tahmin etmek istemem, hayal gücümü yoramam, şahsına münhasıran bir filmdir zaten sürekli kafamızda olan...

    her neyse; büyük beklentilerle yerin dibine girdikten sonra, etrafta herhangi bi digital aksiyon göremediğime ne kadar üzüldüğümü yazsam "ulan çocuk bu kadar yazdığına göre hakikatten üzülmüş" diye düşünüp üzülürsünüz. metro stasyonu içindeki ilk üzüntümü de oraya çakıp, metro içinde en emin olduğum yere yönlendim, bildiğimiz jeton gişesi, havada falan durmuyor, içinde oturan kişi sanırım robot değil çünkü bıyıklarını buruyor, robot dediğin "bıyık burmak" gibi gereksiz bi işle vakit kaybetmez, hedefi wardır, işi gücü, çıkaracağı sesler wardır... dakikasında gişeden süper fresh metro jetonlarından birine sahip oldum, aslında onu saklayıp çoluğa çocuğa, torunlara "bir efsaneydi" cover'ı olarak sunabilirdim de, o anda heyecandan düşünemedim demek ki... heyecanlıyken, düşündüğüm hiç bir şeyi harekete ya da dile getiremiyorum, işin kötüsü, bazı insan kekeler, onu bile beceremiyorum, çok boş konuşuyorum, çok salak, devinmeyen, basmakalıp, düşünmeye yer kalsın diye çok otomatik konuşuyorum, heyecanlı olmasam o adamdan jeton istesem siz de görseniz... destan yazarım inan...

    gitmem gereken yer osmanbey sanırım, hatırlamıyorum şimdi... lakin osmanbey'e gitmek için nerden aşağı ineceğim, nerde bekleyeceğim, hangi tarafa acelem warmış, sanki metro kaçıyomuş gibi koşuşturacağım belli değil... sadece ben değil bütün metrozedeler aynı problemi yaşıyoruz, herkes herhangi bir kreşin ilk gününde çocukların bir başlarına bırakılması gibi kalakalmış, yönlendirilmeye ihtiyaçları war...

    tam o sırada bir halk mütehassısı, güvenlik görevlisi tüm dedecanlığıyla seslendi, "gelin... gelin burdan... hadi geliin..." çok utandım, misafirliğe gelmiş gibi hissettim, aslında bunu çok önceden, dünyaya geldiğimden itibaren hissedip böyle şımarmamak lazımdı ama artık çok geç; adamdan bir sonraki adımda kolonya ve şeker tutmasını, "metromuza hoş geldiniz, eee daha daha nasılsınız" faslını bekliyorum, yapmadı ama yol gösterdi en azından... bünyedeki tuwalette de birileri böyle karşılasa keşke diye düşünüyorum: "ne dersiniz hoş olmaz mı ?".

    duwarları düşünüyorum, "olmaz" demeyin, çok sık yapıyorum ben bunu üstelik... hayalimde grafitiler, sprey boyayla özensiz pentagram çizimleri, "film" metro görmüşlerinin, has özentiyle duwarlara her türlü pisliği zamanla yerleştireceklerini ve çok sıcak bir "ortam" yaratacaklarını kuruyorum...

    en sonunda, metro kanalının olduğu bölüme geldik, "metro görüjeeezzz" şşşt, sakin dawranmalı, metro görmemiş insan gibi dawranmayalım, hem abartmayalım heyecanı ki, adamlar "iyi bunları tawladık" diyip işten güçten vazgeçmesinler, "yetmedi" diyip daha da çabalasınlar... etrafa bakıyorum, her şey yeni, sidik kokuları bile, işçiler belli ki çıkarken, herhangi bir nedenden "içine sıjtımın..." bedduasını canlandırmışlar...

    şimdilik bekleşen az kişi war, etrafta spekületif "has..bune lan 4 tane durakla adam mı kandırıyosunuz" tawırları uçuşurken, ben son derece iyi niyetle "metrodan ümitliyim". yepyeni ya her yer, henüz sertleşmemiş bir beton bulmayı ümit ediyorum, önce ayakkabımla basıp daha sonra altına adımı ve günün tarihini yazacağım.

    aceleye geldiği nasıl da belli; bütün konukları ayakta beklettiler, gerçi "oha" bana da, kaç dakika bekliyorsun ki sanki, yaşlı insanın metroyla ne işi war, trendi kaldırmaz zaten, genç insan da ayakta durmalı ki güçlülüğünü, kolonoskopiye şüphesiz domalacak kadar hi-tec olduğunu göstersin.

    metro imalatçısınadır benim serzenişim, son sözüm: metro'da göremediğim zenci'nin üzüntüsünü taşıyorum abi halen... zencisiz metro olmaz, eğer bi memlekete metru açıyosan, parasını vereceksin, en azından zenci milleti alışana kadar, ortamda gezinmesi gereken zenciyi sen besleyeceksin, idame ettireceksin, durak başı ikişer üçer serpiştireceksin...

    her neyse; sen kim olüyosun da yazıyosun eşşek sıpası... kaput çapak, oha... yapuk yani, çabuuuk... heyecanlandım ya, beceremedim yine... kişisel salınımla entri boyunu aşmamak lazım...
  • metronun iki katı uzunluğunda istasyon yapmak hangi lazın parlak fikriydi merak ediyorum...
  • yeraltında tuzlu kayış...
  • allah icin new york philadelphia hay huy metrosu gormus bir tiki olarak diyebilirim ki bizim istanbul un metrosu halihazirdaki numune haliyle goruntu, arac kalitesi, vesairesi olarak 5 kat daha iyi(hadi 4 olsun).
    uzun istasyon'un ne ise yarayacagini ilerleyen gunlerde metro hepten uzamaya basladiginda gorecegimizden laz mutahit saptamasina ulasmamamizi salik veririm.
    duraga ulasmak icin katedilen yol sorunsali ise new york ta da yasanan insanin ayaklarin gel zaman git zaman kara sular indirebilen bir aktivitedir(tabi benim unlimited ride im var, yuruyecegime 6 blok 4 hat degistiririm diyorsaniz o ayri...)

    amma velakin, bizim metro in in bin bitmiyor be arkadas, arzin merkezine seyehat yapiyoruz sandim inerken, aklim sasti.yuruyenmerdivenlerin de allahin gunu bozulmasina hepten sastim(amma velakin new york metrosunda yuruyen merdiven, yuruyen yol bulunan toplam durak sayisi da 3 dur 5 dir haberiniz olsun)

    tamamen tektonik ve tarihi eser biy biyina zarar vermemesi gibi nedenlerle bence hakli olarak asagiya alinmis metronun yegane falsosu, bu yuruyen merdivenlerde otoyollarda ki "solda dururum amma ilerlemem" tavrini surduren amca, nene ve insanlarda gozumleniyor.
    amca aceleme var cekil soyle saga dediginde
    "yuruyecek isen merdivene bineydin aha solda" denerek tersleniyoruz ve sanirim genetik bisi bu.genom projesinin sonuclarini bekliyorum.
  • son baktıgımda dunyanın en uzun metroya binmek icin yuruyen merdivenleri olan mekan. 10 dakka merdivenlerle zaman geciyor
  • sağolsun taksim diye inip yarım saat yürüyüp çeşitli teknolojik aktiviteler (!) atlattıktan sonra meydana ulaşabildiğimiz dünyanın en küçük tren yolu(sağolsun büyüklerimiz)
  • bir de neden daha aya gidemediğimizi anlamamamızı sağlayan yapıt(şahheserrr)