şükela:  tümü | bugün
477 entry daha
  • anladığım kadarıyla 2011 yılında tüm dünyaya bir sözleşme sunmuşuz, adına “istanbul sözleşmesi” demişiz. bir çok ülke türkiye’nin öncülüğünde hazırlanan bu kuralları doğru bulmuş imzalamış...
    son bir aydır hazırlayıp en başta imzaladığımız bu sözleşmeyi “galiba ilk defa okuyup” insanları eşcinsel yaptığına kanaat getirmişiz. benim anladığım bu.
  • doğruluğuna inanmak için tv'lerde yandaş kadrolu akademisyen,hukukçu ve gazetecilerin nasıl karşı çıktığını görmek bile yeterli.
  • o kadar soyut ve boş kavramlarla karşı çıkılıyor ki acı acı gülüyorsun sadece.

    sözleşmenin özü basit, insan ol.

    gel gör ki işin içine geleneğimiz, göreneğimiz, binlerce yıllık örfümüz adetimiz gibi içi asla doldurulamayan bomboş kavramlar katılıyor.

    bu sözleşmeyi madde madde okuyan bir insanın buna karşı çıkması için ya eşini gün aşırı döven bir manyak olması lazım ya da komple deli.

    yüzlerce kadın öldürülüyor her yıl. ucu kendinize dokunan bir olay olduğu zaman sabahın beşinde kanun yapacak kadar gözü karasınız. hala hayvan haklarını doğru düzgün savunan bir kanun yok. hala kadın cinayetleri, kadına şiddetle ilgili caydırıcı yasal düzenleme yok. hala ayırımcılıkla mücadele adına atılan bir adım yok.

    cinayet, şiddet, taciz, tecavüz vs. olduktan sonra atılan "olayın takipçisi olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın" tweetleri hiçbir işe yaramıyor. kendinden güçsüze el kaldıran yaratık bin kere düşünecek, kaldırdığım eli indirmezsem şırıngayla kan çekerler benden diyecek.

    zaten başlı başına sorunlu olan bir konuda kadınlar için kağıt üstünde de olsa bir güvencedir istanbul sözleşmesi. ne derdiniz var bununla?
  • "bütün maddelerini okudum, itiraz edilecek, ortalığı velveleye verecek bir şey göremedim, tam olarak hangi maddeye itiraz ediyorsunuz?" diyenler okumalı.

    sözleşmenin terminolojisi bariz biçimde quer kuramından ilham almış. lgbt lobisi ve örgütlenmenin gücüyle dünyaca ünlü maşalara kadar ulaştı bu iş, sonra aslında maşa olmayan bir sürü masum da ortak edildi mi geçmiş olsun artık.
    yarım bilgiyle ne var bunda diyen insanlar sağ olsunlar, niyetlerinin kötü olduğunu asla düşünmüyorum. 100 sene sonrasının örfünü müjdeliyor sözleşme. neyse, napalım, adımız hıdır elimizden gelen budur.
  • ciplak gozle 5 dakika baktiginizda insani escinsel yapan sozlesme. yaziklar olsun hepinize.
  • yahu art niyet ne fena bir şey, resmen idraki bloke ediyor.

    sözleşmenin eşcinselliği doğrudan özendiren maddesi filan yok. ama hak ve özgürlükler kapsamında stk'ların desteklenmesi maddesiyle lgbt at oynatıyor. bu da normu ve normali uzun vadede değiştirecek, eşcinselliği toplumsallaştırıp, kültüre dâhil edecek faaliyetlerin önünü açar.

    şuncacık şeyi anlatana kadar göbeğimiz çatladı.
  • troll ayiricadir. sadece aktroll degil, bu sozlesmeye karsi cikan kisilerin gercek anlamda hicbir konuda dusuncesinin yagmur damlacigi kadar onemi yoktur.

    yok queer/lgbt lobisiymis yok feminaziymis, bunlarin hepsi insan aq. cinsiyetten once insan olmak sayesinde gelen haklarini ver onlarin, sonra lobiymis aile yapisiymis konus.
  • bir de bu tipler var: (#111143785)

    sizin kıt akıllı hümanizmanıza ben saygı duymuyorum. insanı da bir tek siz sevmiyorsunuz.

    bu ne ya, bir tek sizde insan sevgisi var tripleri allah aşkına ya! hepinize ayrı ayrı tek tek dert anlat, ööf yaa!

    kimse eşcinselleri katledelim, köklerini kurutalım, kaynar kazanda yakalım filan demiyor! hedonist yönelimlerin kültürel hâl almasını ve eşcinselliğin 3. bir cins olarak kabul görmesini eleştiriyoruz, zira insan neslinin sağlıkla sürmesi endişesi taşıyoruz.
  • siyasal islamı,
    "'kadının adı' olsun, tamam kabul. ama 'eşcinseller' ve 'transseksüeller' giremez!"
    diyecek noktaya getiren sözleşme.

    bu noktaya gelinmesinde müslüman kadınların da payı var, bu pay kamuoyuna gösteriliyor bir yandan.

    gelecekte neler olacağı ve ne tür gelişmelerin yaşanacağı ise başka dinamiklere bağlı.
    "demokrasi kapısı"nın eşiğinde bekleyen "herkes", içeri girecek. hatta geçmemek için ayak direyenler bile..
    (değil mi?)

    "tek ve en büyük topluluğa hak verebileceğini" söylüyor "türk devleti".

    "demokrasinin ne büyüklükte" olacağını tartışıyor gençler..
    elbette daha "işlev" safhasına geçemediler.

    hepimize hem "çok büyük", hem de "çok işlevsel" bir demokrasi diliyorum.
  • #111140888 şu okuduğunu anlama özürlü, aptal oğlu aptal ışıdçi yobazın profilini bir inceleyin ve nasıl bir yobaz olduğunu görün.

    bir de bok gibi yazılmış, mantık yoksunu bir metni paylaşmış kendisini aklamak üzere. istanbul sözleşmesi aile içi şiddet demiyornuş da, ev içi şiddet diyormuş, bu da kutsal ailemizi yıkıyormuş. çünkü yıllarca bu ülkede imam nikahı adı altında hukuki güvenceden yoksun bir şekilde beraber yaşayan çiftlerin olduğu ailelerde, kadın ve çocuk hiç şiddet görmedi. ne alaka sayın gerizekalılar? siz kimsiniz lan, kimin yaşayıp, kimin yaşamaması gerektiğine karar veriyorsunuz? kendinizi çok üstün sanıyorsunuz da, o iğrenç zihniyetinizle seviyeniz yerin altında bir yerlerde aslında. keşke en kısa sürede zihniyetiniz de, siz de geberseniz, yok olup, helak olup gitseniz. tüm kalbimle bunu her gün diliyorum.

    kutsal aileymiş. kutsalsa siz şu babasının tecavüzüne uğrayan. 8 yaşındaki küçük kıza sahip çıksaydınız. istanbul sözleşmesi uygulansa bu iğrenç yaratığın blr daha küçük kızın yüzünü görmemesi gerekiyor ama nerede, baba akp'li olduğu için aklanıp salınıyor. buyur:
    https://t24.com.tr/…im-cigligi-ve-duymayanlar,25163

    istanbul sözleşmesi öncülüğünü erdoğan ve türkiye'nin çektiği, tüm insanları ev içi şiddetten koruyan, hukuka uygun, tamamen tüm insanları hakları bakımından eşit kabul eden bir sözleşmedir. erkek çocuk ve gençler de ev içi, aile içi şiddet mağduru olmaktadır.https://www.sapanca.com.tr/…i-kaybetti/haberi/13042 buyur. babanın kız erkek evladına fiziksel ya da psikolojik şiddet uyguladığı milyonlarca aile var. bunun en korkuncu belki cinsel istismar, en hafifi ise okuyacağın üniversite ve evleneceğin kişiye karar veren baba modeli. bu toplumda birey olmak ve kararlarına saygı duyulması, çok çok az rastlanan bir durum

    #111144315 yobaz tekrar zırvalamış. insanoğlunun nüfusu 8 milyara dayanmış, suriye, mısır, etiyopya, afrika'nın neredeyse tamamı ve ülkemizde dahil olmak üzere pek çok ülkede su kıtlığı var, insan nesli tehlike altındaymış. insanlık değil, insanlar yüzünden gezegen ve diğer canlılar tehdit altında. suyun, havan, yediğin, içtiğin kirlenmiş ve mevcut kaynaklar canlılara yetmiyor, insan dışında doğadaki pek çok canlının nesli tükeniyor.

    bin kere anlattık, sadece hemciyle ilişkiye girip, karşı cinsle ilişkiye girmeyen, yani %100 homoseksüel ilişki yaşayan kişi oranı toplumun %2'sine tekabül ediyor ve böyle insanlar insanlığın ilk aşamasından beri var. eeee hangi toplumun nesli kurumuş peki? toplumdaki eşcinsel kabul edilen bireylerin büyük çoğunluğu her iki cinsle de ilişkiye giren biseksüellerdir. asansörde öpüşen dayılar ve daha burada ifşa edilen pek çok dayı torun torba sahibiydi. ayrıca meyve sineklerinde gözlemlemlendiği üzere, eşcinsel erkek sineklerin, kızları daha doğurgan oluyor. doğa kendi dengesini buluyor merak etmeyin ve insanlığın her döneminde ve her toplumda görülen eşcinsellik, hiçbir toplumun neslini kurutmamış. evrensel anlamda bir tane araştırma okumazlsr, sonra 'eşcinsellik insan neslini kurutuyormuş'.

    kimse de doğasında yoksa eşcinsel olmaz. öyle film izlemeyle, kitap okumayla eşcinsel olunsaydı, 20 senede ben olurdum. blue is the warmest colour filmindeki çiftin aşkından çok etkilendim örneğin ama hiç lezbiyen ilişkiyi merak etmedim çünkü doğamda yok. ayrıca eşcinsellik hastalık da değildir çünkü herhangi bir durumun hastalık olması için fiziksel ve psikolojik sağlığınızın, gündelik hayatınızı aksatması, yaşam kalitenizi düşürmesi gerekir. eşcinsellerin yaşam kalitesini düşüren tek şey, onlara dönük olan nefret ve çeşitli yaftalamalar. yoksa bir eşcinsel heteroseksüelden daha geç okuma öğrenmiyor, daha az zeki değil, daha geç yürümeyi öğrenmiyor, daha az görmüyor, vs. vs.

    istanbul sözleşmesi imzalandığı için değil, hükümleri hiçbir zaman uygulamayp, kağıt üstünde kaldığı için kadına ve çocuklara dönük şiddet bu kadar arttı. akp iktidarının ilk yarısında batı ile barışık, ab'ye girmeye dönük politikalar güdüyordu, ikinci yarısında özüne dönüp antidemokratik islamcı politikalar uygulamaya başladı. belki sözleşmeyi 2011 yerine 2005 yılında imzalasaydı, batı'ya 'bakın biz ne kadar da demokratik bir müslüman ülkeyiz' demek için hükümlerini uygular ve biz de bu sözleşmenin topluma olan etkilerini gözlemleme şansına sahip olurduk ama akp 2011 yılı itibarı ile kamuflajı atıp, içe kapanıp, tutucu ve laiklik karşıtı politikalarını uygulamaya koyduğu için biz bu sözleşmenin uygulanmasına hiç şahit olamadık. yoksa gayet düzgün, cinsiyet, ırk, etnik köken, cinsel yönelim farkı gözetmeyen, son derece eşitlikçi ve hukuktan yana olan bir sözleşme bu. akp'ye üç beden büyük geldi ama bu kadar demokratik ve eşitlikçi sözleşme. neyse akp içindeki kadınlar direnmeye başladı, umarım onlar kazanır ama asıl önemlisi bu sözleşmeyi kavramış ve uygulamaya niyetli olan samimi bir iktidar seçimi kazanır ve bu karanlık dönem en kısa sürede kapanır.

    zaferleriniz geçici çünkü burada haklı olan kadınlar. tarih er ya da geç haklıya hakkını teslim ediyor. zaten toplum desteği de sözleşmenin kalkmamasından yana. sözleşme kalksa bile, uzun vadede kazanacak olanlar sözleşmeyi savunanlar. kaybedeceksiniz, hiç kaçarı yok.
11 entry daha