şükela:  tümü | bugün
  • iptal olan sınavlar, 400 kişinin kaldığı uydurma bir ders ve anal yolla çözdüğümüz bir dahiliye sınavı derken savaş kıvamında bir üçüncü sınıf final dönemi geçmektedir burada.
    ayrıca buradan melih aktan'a seslenmek istiyorum, hocam bunu okuyorsanız seneye de fıdıl diye bir ders koymanızı öneriyorum, şu an aklıma geldi çok güzel fikir bence. derste tıp terimlerinin astrolojik ve paleontolojik kökenlerini inceleyip sınavda araya tus soruları koyarız çok güzel olur. 500 kişiden 800ü kalsa ne harika bir yer olurdu bu fakülte.
    he bir de hematoloji dersinde 55 dk harvard hakkında forward mail kıvamında, "harvard'da 99,31 almayanı geçirmiyorlarmış olm lan, çok zormuş olm orası" diye atıp tutup sonra dersi anlatmazsanız biz o boya türünü nasıl bilelim ama değil mi?
    neyse gideyim de degowinden 34 ile 154 arasını 283 kere okuyayım sonra araya birer adet uyku koyup tekrar okuyayım, sonra da sayfaları yalayıp kulağımdan sokmaya çalışayım bakalım noluyor.
  • şu okul hakkında doğru dürüst entry girmediğimi an itibariyle fark ettim. yazalım bari de ayıbımızı örtsün değil mi efendim?

    şimdi azizim, fakülteden içeri girdiğinizde bir bok anlamazsınız. içeri demişken, hangi kapıdan girdiniz? çapa hakkında bilmeniz gerekenler vol.1 henüz tam sayısını kimsenin bilemediği kadar giriş çıkış kapısı mevcuttur. bunların bazıları belirli günlerin belirli saatlerinde açılır. bezmialem'le çapa'yı ayıran sokağa açılan üç alt kapı mesai saatlerinde açıktır, gündüz personelinin ve öğrencilerin gitmesiyle kapanır. üç dediysem dört de olabilir bu kapıların adedi, sayamadım. nöroloji' nin oralardan bir yerden aynı tarifeye tabi bir kapı da molla gürani mahallesi' nin arka sokaklarına açılır, o sokaklarda güzel ev yemeği yapan yerler bulunur. dediğim gibi millet'teki ana kapı, doğal olarak, 7/24 açıktır. tek bir ana kapısı vardır, karıştırmayınız, iki kapılı olan cerrahpaşa'dır. bir de aşık veysel' in yürüyüp durduğu bir han vardır, o konumuzla şimdilik ilgili değildir. (ancak hastanenin doğası gereği birçok vatandaşımızın hanının çıkış kapısı burada olabilmektedir) millet' te mevcut olan ikinci kapı noroloji-norosirurji binasının kapısıdır. bu bina, ve dolayısıyla kapısı, yerleşke'den biraz dışlanmış gibi durmaktaysa da üvey evlat değildir. bir de burada geçen yıllara rağmen henüz tam olarak saat kaçta açılıp kapandığını bilemediğim bir kapı vardır ki bu da tam olarak dekanlık binasının karşısındaki tel örgülere düşer. sabah bilinmeyen bir saatte açılır, sonra tekrar kapanır, akşam üzeri tekrar açılır ve tekrar kapanır. toplamda 3, bilemedin 4 saat falan açıktır bu kapı. yüz metre yürümekten aciz öğrenci işleri/dekanlık memurelerinin daha rahat kilo alabilmeleri ve millet' e kolayca çıkabilmeleri için yapılmıştır.
    bir de zamaninda cocuk psikiyatrisine acilan bir kapi bulunmakla birlikte, binanin yikilmasiyla kapi da tarihe karismistir; ancak eskiden kapinin bulundugu yerin simdilerde norolojiye dogru yururken herhalde burasiydi diye normalden 20 metre kadar once sevindirmek, akabinde yanildigini anlayip uzulmek gibi bir fonksiyonu mevcuttur.

    ana kapının yanında somon rengi bir duvara altın rengi harflerle yazılmış "t.c. istanbul üniversitesi istanbul tıp fakültesi" yazısını görürsünüz. yılanlı mılanlı bir de logo vardır. bu yazı tramvay veya otobüsle hastanenin önünden geçen vatandaşın yazıyı okuyabileceği şekilde yerleştirilmiştir; zira halkımız çapa ile cerrahpaşa'yı karıştırmayı pek sever. neyse bir şekilde girdiniz içeri artık. önünüzde dört sıra binalar vardır.

    en soldaki gruptan başlayalım. devasa yazıyı geçtikten sonra sola yürürseniz en önde tarihi bir bina görürsünüz. fakültenin en güzel binasını en öne yerleştirmişlerdir ki gelen geçen burayı bir halt sansın. efendim burası dermatoloji binasıdır. köşedeki oda rahmetli hulusi behçet' in odasıdır. kendisini birazdan tekrar anacağız; ama adını birkaç kere duyduğunuzu varsaydığımız bu ünlü hekimimiz, bir ekşi sözlük entry'sinin de belirttiği üzere dünya tıp literatürüne ç harfini sokan türk hekimidir. ayrıca house md.'de, efendime söyleyeyim grey's anatomy' de falan adını biçet diye okuduklarını duyunca güldüğümüz, bi çektir git allasen dediğimiz, ama yine de içten içe gururlandığımız değerli bir bilim insanıdır. ne diyorduk, dermatoloji binası. bu bina fizik tedavi binasıyla birleşiktir. dekanlığın önündeki beton yığınını avludaki küçük bahçeyle birleştiren soğuk, taş bir koridorla ayrılırlar. bahçenin arkasında dik bir merdiven vardır, bu da acil' in önüne açılmaktadır; ama bu da henüz konumuz değil.

    az daha solda sabancıların birinin yaptığı bir kreş, dekanlık binası ve kök hücre bilmem nesi bulunur. dekanlık, genellikle, kayıttan sonra işinizin düşmeyeceği bir binadır. ancak ola ki dilekçe yazmanız gerekirse dilekçenizi onaylatmak üzere öğrenci işlerinden burada bulunan yazı işlerine çıkar, nefes nefese kalırsınız. bu binada kayda değer tek hareket dekan yardımcılarının odalarının bulunduğu kısımdır, dört beş tane sekreter vardır burada, habire telefonla konuşurlar. genel olarak yardım severlerdir.

    dekanlıkla kreşin arasında kalan kapıdan içeri girerseniz kendinizi kemal atay ve tevfik sağlam' ın ortasındaki soğuk mermerde bulursunuz. tevfik sağlam ve kemal atay adını house md. lerde pek duyamadığımız iki türk hekimi olup adlarını bu binadaki iki amfiye vermişlerdir. kemal atay daha büyük, tevfik sağlam daha diktir. burada genelde içeridekilerin çıkmasını bekleyen yüz kadar öğrenci bulunur. kemal atay' da günün her saati ders işlenmektedir. kemal atay'ın karşısında amfi görevlisi necati abi' nin minik odası vardır. pos bıyıklı falan biridir, aksi görünse de iyi biridir. o odanın karşında ise merdivenler vardır, kollar koridoruna iner. daha doğrusu önce eski, metal dolapların olduğu bir odaya iner, oradan kollar koridoruna geçersiniz. burada on kadar oda vardır. hemen kapının sağında resim kulübünün odası vardır. böyle boya desen değil, aseton desen değil garip bir kokusu vardır. koridorun en başında turkmsic' in odası vardır, en sonda ise müzik kulübü' nün odası. tahmin edebileceğiniz üzere müzik kulübü' nün odasından sesler falan gelmektedir.

    tevfik sağlam'a geri dönelim. buranın yanındaki merdivenlerden aşağı inmek istediğinizde altı yedi tane büst görürsünüz. bunlar da ünlü hekimlerdir, aldırmayın, inin. ilk sahanlıkta öğrenci işlerini göreceksiniz. kendileri hakkında yorum yapmak istemiyorum, allahlarından bulsunlar. merdivende panolar falan vardır, kendi panosu olmayan dandik abdler sınav sonuçlarını burada açıklarlar. onun dışında turkmsic, sosyal sorumluluk kulübü, halkçı sağlık vb buraya afiş falan asar. nihayet dışarı çıktığınızda kendinizi dekanlık matbaasının önünde bulursunuz. solunuzda ise bütün heybetiyle hulusi behçet uzanır.

    hulusi behçet kütüphanesi, çapa'nın pembeye boyanması işlemi sırasında türkiye cumhuriyeti sınırlarındaki bütün pembe boyaların tüketilmesi sebebiyle koyu yeşil renktir. biraz sarıdır. binayı bilmem de hababam ders çalışan tıpçıların yüzü kesin sarıdır, sapsarıdır. ilk katta ödünç kitap alabileceğiniz bir kısım ve birçok öğrencinin ömrünü çürüttüğü okuma salonu mevcuttur. içeride 20 - 30 kadar altı kişilik masa bulunur. intörnlerin masaları ayrılmıştır. masalar nuh nebi'den beri orada bulundukları için üzerinde türk siyasal tarihinin bütün izlerini görmek mümkündür. tespit edebildiğim en eski çiziktirme 91 yılına ait olsa da daha eskisini bulacağıma dair inancım tazeliğini korumaktadır. ayrıca pencere tarafındaki sırada ikinci masada mehmet <3 hakan şeklinde cesur bir aşk itirafı da vardır. kimdir bu mehmet, kimdir bu hakan bilemiyorum; ama bulursam tebrik edeceğim.

    hulusi behçet kütüphanesindeki tipler genelde endişeli bir-iki-üçüncü sınıflar, dahiliye stajyerleri, yorgun tus savaşçıları ve diğerlerinden oluşur. evinden sekiz metre şile bezi getirip masalarına asan, böylece sağı solu görmemeyi uman manyaklar da mevcuttur. her daim kahve kokar. bir de kedisi vardır, notları yırtar, kalemlerin kapağını çalar. korkmayın, oynadıktan sonra geri getirmektedir. kendini mutlaka sevdirir. azıcık dobişkodur. ha bir de bu katta öbak' ın odası mevcuttur. niye ayrıdır odası bilinmez, ama öbakçılar öbak' ın kulüp odasında ders çalışır.

    bir üst katta tıbbı etik ve deontoloji abd vardır. ayrıca tıp dergilerinden falan makale çıkartmanız gerekirse bu kata uğrarsınız. soldaki cam kapı tevfik sağlam amfisi' nin önüne açılır. sağda uygulama laboratuvarı ve intörnlerin ders çalışması için ayrı bir oda vardır. bu avlunun üstünde internet kütüphanesi bulunur . iç tarafta ise tıp eğitimi abd ve pembe salon bulunur. adı pembe salon olsa da aslında bu bir pembe salonlar kompleksidir zira biri büyük olmak üzere üç tanedir bu pembe salonlar. bu katta bir de her daim temiz tutulan bir tuvalet vardır.

    tıp eğitimi anabilim dalı öğrencilerin hayatını zehretmek için vardır. kötülük istediklerinden değil ya, her sene öğrenciyi daha fazla uğraştıracak bir şeyler bulmayı başarırlar. "zeynep hoca'yla konuştum, haberler iyi" cümlesindeki zeynep hoca buradadır.

    bu binadan illallah gelir ve kendinizi dışarı atacak olursanız karşınızda otopark vardır. aşağı doğru birazcık yürüyün. 14 mart amfisini göreceksiniz. bu dev bina bir amfi, bir sahne arkası, iki tuvalet ve üst kata gizlenmiş iki öğretim üyesi odasından ibarettir. 500 kişilik falan bir amfiyi bünyesinde barındırır. söz konusu amfi istanbul üniversitesi'nin ünlü amfilerinden biri olup belli bir yaşın üzerindeki bilimum üniversite mezununun "biz x fakültesinde okumamıza rağmen sami zan'ın derslerini dinlemeye çapa'ya giderdik, merdivenlerde bile oturacak yer olmazdı." anısındaki merdivenlerin sahibidir. garip bir düzeni vardır. genelde 1. sınıflar burada ders işler, özellikle 3. sınıftan itibaren bu amfi sadece sınavlar için uğradığınız bir amfiye dönüşür.

    14 mart'la hulusi behçet arasındaki avluda kediler cirit atar. aslında çapa'da her yerde yüz milyonlarca kedi vardır ama ana üsleri burasıdır. pervazlara tünemiş öğrencilerin yanından aşağıya doğru yürümeye devam ederseniz daha geniş bir alana çıkarsınız. burası öğrencilerin hastalardan kaçmak üzere sığındığı; ancak başarısız oldukları bir yerdir. solda yemekhane ve öğrenci kantini vardır. öğrenciden başka herkes bulunabilir burada. ortada absürt bir adaya hapsolmuş bir palmiyeyle ayrılmış bir basketbol potası ve bir voleybol filesi mevcuttur. bunların çevresinde on kadar piknik masası vardır, masalar asla boşalmaz. sağ tarafta birkaç sene önce dikilmiş bir çardak ve birkaç basamağa dizilmiş ahşap oturma yerleri vardır. buranın akustiği kötüdür. sol tayfa burada toplanıp eylemleşmeyi sever. tüm bu yapıları boydan boya karşılayan ise tüm heybeti ve haşmetiyle temel bilimler binasıdır.

    çapa' da geçirilen zaman içinde öğrenilir ki söz konusu temel bilimler binası her şeyin başladığı yerdir. hastaların sürekli burayı sorup durmasında elbette gören gözler için bir mucize vardır. temel bilimler başlangıç noktasıdır, orijindir, hayatın anlamıdır.

    bu dört beş katlı binayla ilgili bilmeniz gereken ilk ve en önemli şey, bütün katlarından zemin kata bir çıkış olduğu gerçeğidir. eksi ikide ya da en üst katta olmanız bunu değiştiremez. en solda öğrenci kantinine doğru uzanan anatomi mevcuttur. anatomi binası diğer temel bilimlere bir koridorla bağlanmıştır. ana girişten girdiğinizde karşınızda farmakoloji ve biyokimyayı bulursunuz. üst katlara doğru mikrobiyoloji, halk sağlığı, tıbbı biyoloji vs şeklinde gider bu. zeminin bir altında fizyoloji vardır. ayrıca -1 1, 2 ve 3 numaralı amfilerle öğrenci dolaplarının bulunduğu kattır. pis bir de tuvalet vardır burada. anatominin altına gelecek şekilde yürürseniz kendinizi adli tıbba açılan gizli geçitte bulursunuz. adli tıbbın detae' ya inen merdivenlere inen bir arka kapısı mevcuttur. bir kat daha aşağıya inerseniz histoloji ve patolojiyle karşılarsınız. bunların da detae' nın karşısındaki avluya açılan ortak bir arka kapıları vardır. bu katta bir de tam patolojisinin karşısına denk gelen bir oda vardır. genelde kapalıdır. açıldığı zaman burada kısırlı börekli gün olur. öğrencilere vermezler.

    temel bilimler insanlığın en vahşi yüzyılıdır. ileride tarih kitapları bu karanlık binayı yazmaya utanacaklardır. biz de yazmıyoruz o yüzden. böylece en soldaki bina kümesini bitirmiş olduk.

    kapıdan girdiğinizde dekanlık tarafına yürümek yerine aşağı yürürseniz bu defa acillerin önüne çıkarsınız. acil cerrahi, acil nöroloji, acil dahiliye, acil çocuk vb bu bina kompleksi içinde yer alır. burada genelde sinirli hasta yakınları olur, bulaşmamakta fayda var. ortada acil kantini vardır, 24 saat açıktır. göğüs hastalıkları ve (diğer) fizik tedavi binası da bu kantine bakarlar. kantinin arkasında göksel kalaycı' nın katledildiği otopark vardır. onun da arkasında 814 katlı cerrahi monoblok bulunur. bu bina cerrahi bilimlere yakışır kasvette gri bir bloktur, adından da anlaşılacağı üzere monotondur. servisler birbiri üzerine sıralanır. ilk katta hoca odaları vardır. göksel kalaycı' nın odası'nın kapısında hâlâ ismi yazar, bu da yürek yakar. hoca odalarını boydan boya geçerseniz cerrahi polikliniklerinin olduğu yan binaya geçersiniz, buraya dışarıdan da giriş vardır. alt katta radyoloji, doğumhane, ameliyathane, morg vs bulunur.

    monoblok' un karşısında dediğim gibi göğüs hastalıkları binası bulunur. bu binanın ek kısmında sağlam çocuk ve infertilite klinikleri vardır. ayrıca göğüs hastalıkların içinden onkoloji binasına da gizli bir geçit mevcuttur. bu bina bizi son bina sırasına götüren kilit noktasıdır. diş, dahiliye, kardiyoloji, psikiyatri, nöroloji ve ortopedi binalarıdır bunlar. dahiliye çık çık bitmeyen dimdik merdivenleriyle, psikiyatri git git bitmeyen ıssız dehlizleriyle meşhurdur. çapa' nın en güzel iki kliniği olan kardiyoloji ve ortopedi ise evin çok sevilen küçük çocuklarıdırlar. zamanında fakülteye temel bilimler binası yapılması için bağışlanan para ile ortopedi binası yapılmıştır, o kadar favori evlattır ortopedi. temel bilimlerin bu derece karanlık ve şeytani olmasında payı vardır yani. psikiyatri ve noroloji-norosirurji binalarinin ortak avlusundan capa-bezmialem arasindaki sokaga cikan minik bir cikis daha mevcut olmakla birlikte burasi gunun belli saatlerinde acik olmaktadir.

    fakülte bünyesinde biri öğrencilere, biri hastalara, biri acile, biri cerrahiye, biri dahiliyeye, biri de ameliyathane'ye ait olmak üzere altı kantin vardır. hastalar hepsini kullanır. dahiliye kantininden cihat abaoğlu'na geçilir. o da ünlü bir hekimdir, onun da amfisi, amfisine asılmış kötü bir fotoğrafı vardır. bir de kitabı vardır abaoğlu-aliksanyan diye. bu amfi dahiliye stajyerlerini hayattan bezdirmek için kullanılan bir işkence odasıdır. ayrıca dahiliye binası sözlüler sırasında da öğrencilere işkence edilmek için kullanılan hoca odalarıyla doludur.

    şu ana kadar 1 saat 18 dakikamı almış bu çapa güzellemesini neden yazdım bilmiyorum. bok mu vardı? bence yoktu, ama oldu. son olarak esprili bir dille de olsa burada isimlerini andığım merhum hocalara allah'tan rahmet dilerim. ruhları şad olsun.

    edit: ulan hastane olur da bankası, atmsi olmaz mı? temel bilimlerin karşısında bir iş bankası şubesi vardır maviş maviş. garanti ise işi garantiye almış tezgahını cerrahi' ye kurmuştur. ayrıca önünde her daim sıra olan bir ziraat atmsi ve diğer bankaların atmleri fakültenin millet' e açılan tarafında konuşlanmıştır. iki atm ve bir şube ile en yüksek oranda temsiliyet garanti'ye aittir.
  • dekanlık binasının millet caddesine bakan tarafında, demir parmaklıklar üzerinde, bir insanın geçebileceği boyutta bir kapısı vardır.
    direkt olarak otobüs durağına açılan bu kapıyı ne zaman kullanmak istesem asma bir kilitle kilitlenmiş olurdu, ne zaman açık ne zaman kapalı olacağı da tamamen anahtarın sahibinin keyfine bağlıydı.
    işte o anahtar kimdeyse, bi dekan kadar olmasa da, gözümde çok önemli insanlardan biridir fakültedeki, ne otobüsler kaçtı zamanında o kapı yüzünden.
  • nerden baslasak,nasil anlatsak... once 2001 yılında pediatri bölümünde internken bir asistan abinin sözleriyle başlayayım... kendisi 5 yıllık asistanlık süresini tamamlamış ve uzmanlıga hak kazanmış,ancak yine de okulda kalmak için yoğun bir uğraş vermekteydi...neden bırakıp gitmediğini sorduğumda cevabı tam da capayı özetliyordu:"burası öyle bir yer ki hekimlik adına,insanlık adına koridorda,bahçede yürürken bile birşeyler öğrenebiliyorsun...o nedenle çapadan ayrılmak çok zor..."

    bu parantezi daha sonra tekrar açılmak üzere kapayalım...başka bir kanaldan çapayı anlatmaya başlayalım:okulumuzu en iyi anlatan şey bence şu laftır:capadan her sey çıkar ara sira da doktor çıkar gerçekten kendi dönemim olsun,alt ve üst dönemlerden olsun bir sürü işletmeci,yazar,yönetici vs... çıkarmıştır bu okul...bu asosyal olduğuna dair görüşlere oldukça büyük bir çelişki yaratmıyor mu sizce de? biraz daha gerilere gidelim o halde,sene 1995 yılında itfye kaydolduğumda,okulu tanıtan rehberin bizi ilk götürdüğü yerlerden birisi kolların bulunduğu bölümdü..(çapayı bilenler için dekanlık binasinin yanındaki binanın alt katı olarak söyliym) o dönem tiyatro kolu,sinema kolu,müzik kolu,kültür inceleme kolu hatta scuba,satranç,briç kolu gibi bir sürü aktif kol (tiki üniversiteler kulüp diyo bu kollara) faaliyetteydi.. okulda her allahın günü bir konser,film gösterimi,tiyatro oyunu vesaire olurdu..(ki bu durum 1999'a kadar da devam etti) üstelik üst sınıftaki insanlardan tüm dönemlerin en namlı briç turnuvalarının çapada yapıldığını duyduk...(biz briç olayına ucundan kıyısından yetiştik ne yazık ki...)
    zamanla aktiviteler azaldı,tus daha ön plana çıktı ama çapa hiçbir zaman asosyal,boğucu bir okul olmadı...hatta öğlen saatinde bahçe en kalabalık anlarını yaşarken insanların bira içtiği,şarkı söylediği,tepindiği belki de tek tıp fakültesi olarak çapalı ruhunu sürdürdü...(asosyal saptamasi bugunlere aitse sorun okulda değil bugunlerde kendisini fazlasıyla başka konulara kaptırmış öğrencilerden kaynaklanmaktadır)

    anlatmaya devam edelim:itf 10 milyonda bir görülen vakalarını servislerinde görebileceğiniz,sık görülen hastalıkları ise adınız gibi ezberleyeceğiniz bir tıbbiye kalesidir... 3000 yatak kapasitesi ile avrupanın en büyük hastanelerinden biridir... 400 civarı profesör, 400 civari doçent ve 100lerce uzman ve asistan ile yanına yaklaşılması zor bir akademik kadroya sahiptir... tıp fakültelerine öğrenci alımı azaltılmaya başlatıldığından beri öğrenci alımını azaltmayan tek fakültedir...her yıl 400 civari mezun vermekte ve bunların doktorluk yapmakta ısrarcı olanları gittikleri her yerde farklarını konuşturmaktadır.. pek çok yönüyle gerçekten bir efsanedir...çözülemeyen vakaların son adresidir(hacettepeden hatta 15 dakika mesafedeki cerrahpaşadan tanı koyulamayıp gelen onlarca hasta gördüm mesela)

    daha anlatılacak çok şey var...6 yılımızı yılgınlıkla, umutla,yıpranarak ama gururla geçirdik...şimdi 1700 km uzakta olsam da çapa her zaman benim okulum olacak...şöyle de bir klasik bitiriş yapıym;dünyaya yeniden gelsem doktor olmayabilirdim ama yine de çapada okumak isterdim...bu da asosyal diyenlere bir mesaj olsun...
  • buranın mezunları bizimkilere* göre daha bir mülayim, daha bir ingilizce tıp havasında, ama hepsinden önemlisi daha masum olurlar.
    istanbul tıp fakültesi kakadır, cerrahpaşa boktur.
  • randevu almak için aranması gereken kritik saati açıklıyorum, 23:58. bunu belirlemek için bir hafta uğraştım, kıymetini bilin. randevuda gün, saat seçme şansınız yok. kafasına göre veriyor.

    hastaneye gelirsek, bence gitmeyin. başka alternatif varsa - ki var, gitmeyin. bu kadar berbat bir hastane görmedim ömrümde. istinye devlet'e laf ediyordum, çapa'nın yanında şahane kaldı.
    öncelikle arabayla giderseniz içeri girmeyin. hem park edemezsiniz hem de geri çıkamazsınız. öyle uyuz bir yer.

    sonralıkla:

    -randevu aldım diye sevinmeyin, her koşulda eşek gibi sıra bekleniyor.
    -doktor bazı kan testleri istediğinde hemen kan verme sırasına girmeyin. o sıraya tüp almadan girilemeyeceğini öğrendiğinizde - ki bunu kimse söylemiyor - beklediğiniz için haliyle uyuz oluyorsunuz.
    -kan verme sırasına girmeden önce tüp alma sırasına girmeyin. çünkü tüp alma sırasına girmeden önce tüp almak için sıra numarası alma sırasına girmeniz lazım:/
    - tüp alma sırasına girmek için sıra numarası alma sıranız geldiğinde (ben 96 kişi bekledim) bu testlerin girişini yaptırmak için sekreterliğe gitmeniz gerektiğini öğrenebilirsiniz. sekreterliğe gitmeniz gerektiği bilgisi doğuştan gelen bir bilgi, kimse söylemiyor. kadına özellikle sordum, doğuştan mı bilmem lazımdı diye, evet dedi (gerçek bilgi).
    -tüp alma sıranızı aldıktan sonra tüp alma sırasında bekleyin ve ardından kan verme sırasına girin.
    -burada testlerin bir kısmını yaptıramayacağınızı öğrenebilirsiniz. çünkü devlet sigortalarımıza limit koymuş. benim iki test dışarıda kaldı, üstelik aynı kan örneği ve aynı cihaz ile tek seferde ölçülebilecek bir değerken. şimdi durduk yere hem 11 gün beklemem lazım hem de yeniden kan vermem. küfretmeyin, sakin olun, küfür çok ayıptır. onun yerine ağlayın, ben ağladım sinirden.
    -kan verdikten sonra garanti olsun orada birilerine sorun başka işlem kaldı mı diye çünkü kalmış olabilir. bu salaklar kan verme bölümlerini ayırdıkları için bir de alt kata inip kan verdim.
    -yeni kan verme sıranıza girmeden önce birilerine kayıt gerekiyor mu diye sormayın. çünkü gerekmiyor dediği halde gerekiyormuş. direkt kayda gidin.
    -ikinci kan verme sırasına girmek için kayıt yaptırma sıranız bittiğinde kan verme sırasına girin ve kan verin.
    -sonra da kontrole gitmek lazım ya doktora, sonuçları göstermek için. işte ona gidin mi desem gitmeyin mi bilmiyorum. karar veremedim ben de.

    akp'ye oy verenleri çapa'ya davet ediyorum diyeceğim de anlamayacaklar ki. 2015 yılında böylesine ilkel bir hastane, böyle ilkel bir prosedür. sabah 8:40'tan öğlen 13:00'e kadar tek yapabildiğim oradan oraya koşturup iki tup kan vermek oldu, randevum olduğu halde. ve limit olayını öğrenip testlerin bir kısmını da yaptıramadım. verdiğim vergiler haram olsun, boğazınızda kalsın, boğulun.
  • tam gun yasasinin getirileri olarak pankreas cerrrahisi ve damar cerrahisi tamamen kapatilmis , baska bircok bransi da kapatilmak uzere olan fakultedir. hocalar birer birer istifa etmekte su an. sadece cerrahide degil durum dahiliyede de cok vahim. ders vericek hoca sayisi giderek azalmakta. bircok profesor ellerindeki eski hastalari devrettikten sonra hastaya dokunamiyacak hale gelicek. devletimizin muhtesem politikasi sebebiyle hastalarin sagligi hastanin maddi durumuna tam bagimli hale gelmistir. dilerim kimsenin buralara isi dusmez.
  • bir öğrencisi olarak, kimi fakültelerde geçme notu 70ken bizim dönemde 4-5 kişinin 70 üzeri not alabilmesi üzerine aklımda şöyle sorular oluştu, bizim okul çok mu zor yoksa hepimiz geri zekalı mıyız?*
  • bu hastane için , "insanlara köpek kadar değerin verilmediği yer" yazacaktım tanım olarak.. ama sonra,geçen gün yabancı bir kanalda tanıtımını izlediğim bir hayvan barınağını hatırladım ve vazgeçtim böyle yazmaktan..

    bahsettiğim amerika'daki bu barınakta , her boy köpeğin kafesi ayrı.. hayvanların dosyaları detaylı biçimde tutuluyor.. köpeklerin resimleri de çekilip bu dosyaların kapaklarına konuluyor ki karışıklık olmasın.. şahane besleniyor , kliniğin geniş bahçesinde koşup oynuyorlar.. kaza geçirmiş,yaralı ya da hasta olan köpekler en az iki doktorun incelemesinden geçiyorlar. gerekirse ameliyat oluyor , kendilerine özel ayrılan kabinlerde istirahat ediyorlar..felçli köpekler ise , altlarına bağlanan bezler ve hareket etmelerini sağlayan bir tür tekerlekli araç ile özenle bakılıyorlar..

    işte birkaç gün önce bu barınağı izlemiş "bizim ülkemizde böyle hayvan barınağı ne gezer , insanlara bile bu kadar değer verilmiyor" diye düşünmüştüm...
    son 24 saat içinde , bu hastanenin koridorlarını arşınladığım saatler sonrasında gördüm ki az bile demişim ben..

    bu hastaneye ilk gidişim değildi esasen...neye benzediğini ve nasıl işlediğini üç aşağı beş yukarı biliyordum.. ama ellerim titreye titreye şu yazdıklarımı yazmama sebep olan şey, son 24 saatte gördüklerimdir..artık belki de son günlerini geçiren yatalak babamı oradan oraya sürükleyip bir çare aradığım bir günümde , daha kötü daha nahoş ne yaşayabilirdim , dünyanın hangi köşesinde bundan daha kötü muamele görebilirdim bilemiyorum..bu hastanenin tüm ekibi sözleşmiş olsa, "bu insanlara sümük kadar değerleri olmadığını , bir hiç olduklarını , ülkelerinin onları zerre kadar önemsemediğini kanıtlayacağız" diye and içmiş olsalar...ancak bu kadar rezalet bir gün geçirebilirdim.

    insanın söyleyecek çok şeyi olduğunda toparlaması çok güç oluyor gerçekten...koca hastane bünyesinde,babamı oturtacak bir tekerlekli sandalye bulunamadığından mı bahsedeyim,felçli adamı o servisten bu servise zar zor sürükleyişimi mi; sadece hastaneyi değil , hastanenin bulunduğu semtle beraber tüm şehri ve yakınlarındaki küçük dağları da kendisinin yarattığını düşünen doktorlar tarafından durduk yere envai çeşit azar işittiğimi mi ; tüm hastanenin "bu insanlar nasılsa buraya mahkum,paraları olsa zaten özele giderlerdi , ne yaparsak yapalım dönüp dolaşıp gene eşşek gibi buraya gelecekler " mantığıyla çalışıyor oluşunu mu , veznedeki görevlisinden tutun hasta bakıcısına, hemşiresinden tutun doktoruna, tüm personelin, hastaların işini zorlaştırmak için fikir birliği yapmış gibi davrandıklarından mı... hastane demeye dilimin varmadığı bir yer burası..

    felçli babamın bu hastanede, amerika'daki felçli bir terrier kadar kıymetinin olmadığını tüm gün gözüme gözüme sokan ve insanı bu ülkede yaşıyor olmaktan ötürü utandıran bir yer..

    14 ay sonraya doppler randevusu alan , tahlil için verdiği kan örneği nasıl oluyorsa laboratuarda kaybolan ,en kibar sesiyle "doktor bey bir şey sorabilir miyim" dediği için oğlu yaşındaki adamdan orta yerde azar işitip ağlayan , "git bunu bilmemnereye ver" diye eline tutuşturulan kan örneğini nereye bırakacağını bilemeyen ve oradan oraya koşturup başını vuracak taş arayan ve her danıştığı görevliden ayrı posta yiyen , havasız pis döküntü koridorlarında dinçliğini,dirayetini,umudunu yitiren , "bugün git yarın gel" ve "bana ne yani" cümlelerini bir gün içinde envai kez işiten insanlarla dolup taşan ve bu insanların gidecek başka yerleri olmadığından yaşadıkları tüm olumsuzlukları sineye çekmek zorunda kaldığı , duyduğunu duymazdan gördüğünü görmezden geldiği bir yer...

    içimin taa içi acıyarak farkediyorum ki , yalnız ve güzel ülkemizde hastalanmak bile parayla... kıymet görmek , insanca muamele görmek , insanca bakılmak parayla...
    kimse doktorlar çok güleç olsun , veznedarlar stand up yapsın , hasta bakıcılar koridorlara çiçekler yağdırsın demiyor... özel bir hastanedeki doktorların,çalışanların koşullarından çok çok daha ağır koşullarda çalışıyor , çok daha fazla insanla muhattap oluyorlar.. ama bunun böyle olması insanlara pislik gibi davranılmasını haklı çıkartmaz ki.. suratsızlığa aksiliğe bile bir yere kadar müsamaha gösterebiliyor insanlar, ama terbiyesizlik sınırında muamele görmek , itilip kakılmak , azarlanmak , abuk subuk şeylere maruz kalmak kimsenin kaldırabileceği bir şey değil..hele ki insanın hasta olduğu ya da hasta yakını olduğu ve gerek maddi gerek manevi olarak son derece hassas ,kırılgan ve yorgun olduğu bir döneminde...

    bu hastanedeki her türlü kötü işleyişi , envai çeşit insanın densizliğini bir yere kadar anlayabilirim ama bünyesinde bu kadar aksi , hastalarına bu kadar kötü davranan , şifa bulmak için kapısına gelen , kendisinden medet uman insanlara çöp muamalesi yapan doktorları barındırması kabul edilebilir bir şey değil..bünyesinde çok başarılı, çok saygıdeğer doktorları barındırdığı da kesindir ama , şahit olunanlar insanda genelleme yapma ve hastanenin yakınına bile bir daha uğramama arzusu doğuruyor..

    velhasıl , daha önce defalarca yazılmış ama yinelememek elde değil..

    "allah kimseyi buraya düşürmesin" cümlesindeki "burası" , istanbul/çapa tıp fakültesi'dir...
  • türkiye'nin en iyi tıp fakültesidir.